ÖHD’li Destina Yıldız: Tecrit ve izolasyon arttı
- 16:35 12 Aralık 2021
- Güncel
DİYARBAKIR - "Hasta ve Sağlık Boyutuyla Cezaevleri-Hasta Tutuklular" için düzenlenen panelde konuşan ÖHD üyesi avukat Destina Yıldız, “Pandemi bahanesiyle cezaevi yönetmenliklerine verilen yetkiler sınırsız düzeye çıkarıldı. Bu durumla beraber hak ihlalleri ve tecrit artmakta” dedi.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Barosu ve Amed Tabip Odası İnsan Hakları Haftası kapsamında "Hasta ve Sağlık Boyutuyla Cezaevleri-Hasta Tutuklular" başlığı altında Diyarbakır Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu'nda panel düzenledi. Moderatörlüğünü Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Mehmet Şerif Demir’in yaptığı panele Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Destina Yıldız ve TİHV yönetim kurulu üyelerinden olan Ümit Biçer konuşmacı olarak yer aldı.
Panele cezaevlerindeki hasta ve infazları yakılan tutsakların serbest bırakılması için Adalet Nöbeti tutan ailelerin yanı sıra birçok kişi katıldı.
‘Tutsaklar tahliye edilmiyor’
Panelde ilk sözü alan Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, ülkede son yıllarda en çok gündeme gelen konuların başında cezaevlerinin geldiğini söyleyerek, Diyarbakır Barosu’nda “Adalet Nöbeti”ne başlayan ailelerin taleplerinin yerinde olduğunu kaydetti. Nahit, nöbet tutan ailelerin talepleri konusunda bölgede bulunan baro başkanları ile görüşmeler yaptıklarını ifade ederek, “Sadece hasta tutsakların sorunları yok. Cezaevlerinde bulunan tutukluların ailelerinin yaşadığı kentlerden uzak yerlere sürgün edilme durumu var. Ailelerin bu cezaevlerine giderken hem ekonomik anlamda hem de fiziki anlamda yaşadığı zorlanmalar oluyor. Tutsakların koşullu salıverme durumunda da ciddi problemler yaşanıyor. Cezaevi inceleme kurulları 30 yıla yakındır tutsak bulunan kişileri tahliye etmiyor. Cezaevi kurulu tek taraflı bürokratik bir yapıdan oluşuyor. Ülke son 6 yıldır güvenlikçi sert bir politika ile sivil toplum kurulları üzerinde baskı kuruyor. Bu ekti cezaevi kurullarına etki ediyor” dedi.
‘Cezalandırmamanın getirdiği sonuçları gördük’
Pandemi sürecinde cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin arttığına değinen Mehmet Şerif Demir, “Dünya genelinde pandemi sürecinde cezaevlerine yönelik uygulamalar yapıldı. Ancak bunu Türkiye’de hiçbir şekilde görmemekteyiz. Pandemi koşullarınde sistemin kendi hiyerarşisi ve faşist durumunu daha da güçlendirdiğini görmekteyiz. Tutsakların ailesi ile görüştürülmediği bir noktaya getirildiğini bilmekteyiz. Tutsakların tek kişilik hücrelere konulduğunu ve bu durumun cezalandırılmaya vardığını biliyoruz. Garibe Gezer’in yaşadığı istismar olayından sonra kişilerin cezalandırılmamasının getirdiği sonuçları gördük” ifadelerini kullandı.
‘Tutsaklar tecrit altında tutulmakta’
Cezaevleri insan hak ve adaletinin en çok ihlal edildiği yerlerin başında geldiğini belirten ÖHD’li Destine Yıldız, AHİM ve İnsan Hakları Bildirgesi’nde yer alan ve tutsaklara verilmesi gereken hakların Türkiye’de tutsaklara verilmediğini söyledi. İnfaz Kanunu ile cezaevi yönetmenliklerine çok geniş yetkilerin verildiğini vurgulayan Destina, “Pandemi bahanesiyle cezaevi yönetmenliklerine verilen yetkiler sınırsız düzeye çıkarıldı. Bu durumla beraber hak ihlalleri ve tecrit artmakta. Hapishanelerde getirilen kısıtlama kararları ile önce avukat ve aile görüşleri tamamen askıya alındı. Daha sonra bu durumda iyileşmeye gidildi. Ve kapalı görüşler sınırlı sayıda yapılmaya başlandı. Aralık ayı itibariyle açık görüşler başladı. Ancak görüş süresi 30 dakikaya indirildi. Her ne kadar görüşlerin başladığı söylense de bunun yeteri kadar yerine getirilmediğini görmekteyiz” diye kaydetti.
‘Gerçekler yansıtılmıyor’
Hasta tutsakların pandemi gerekçe gösterilerek tedavilerinin aksatıldığına işaret eden Destina, konuşmasına şu şekilde sürdürdü: “Cezaevi Genel Müdürlüğü’nün 1 Ekim 2020 tarihinde yaptığı açıklamaya göre Türkiye genelinde 369 hapishanenin 115’inde pozitif vaka bulunduğunu belirtmişti. Aynı tarihte Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı açıklamaya göre ise 851 tutsak korona olmuş. Ancak bunun dışında herhangi bir açıklama yapılmadı. Ancak biz bu sayıların gerçeği yansıtmadığını bilmekteyiz. Biz biliyoruz ki pandemi sürecinde alınan kararlar tecriti daha da derinleştirmiştir. Tutsakların sahip olması gereken temel hakların başında sağlık hakkı geliyor. Ancak bu hak verilmiyor. Yaşam hakkına müdahale daha da arttı. Hasta olan tutsaklar revire dilekçe yazmadan çıkamıyor. Pandemi sürecinde gardiyanların ve doktorların kapının mazgalından tutsaklara ilaç yazdığını bilmekteyiz.
‘Tutsaklara soruşturma açılıyor’
Hastaneye götürülen tutsaklara çıplak arama da dahil her türlü arama yapılmaya çalışılıyor. Hastaneye götürülen tutsakların kelepçeleri çıkarılmıyor ve tutsakların öyle tedavi olması isteniyor. Bunu reddeden tutsaklar tedavileri yapılmayarak cezaevlerine geri getiriliyorlar. Öte yandan cezaevlerine getirilen tutsaklar günlerce karantina koğuşlarında tutularak, tecrit edilmeye çalışılıyor. Hapishanelerde beslenme sorunu da var. Yetersiz besin veriliyor. Çıplak arama ibaresi her ne kadar ‘detaylı arama’ olarak değiştirilse de aramlar devam ediyor. Bunu kabul etmeyen tutsaklar darp edilerek, soruşturma açılıyor” dedi.
Konuşmasının devamında tutsaklara yönelik artan hak ihlallerini anlatan Destina, tutsaklara “Etkin pişmanlık” dayatılmasının yapıldığını kaydetti.
‘Bir milyon kişi tutsak edilmiş durumda’
Hasta tutsak yakınlarının başlatmış olduğu “Adalet Nöbeti”nin çok kıymetli ve değerli olduğunu belirten TİHV yönetim kurulu üyelerinden olan Ümit Biçer, “Umuyoruz ki annelerin başlatmış olduğu mücadelenin sonucunda cezaevlerinde hasta tutsak ifadesi son bulur. Yetkililer tarafından cezaevleri ile ilgili eksik verilerin paylaşılması durumu daha da karmaşık hale getiriyor. İktidar ülkede yaşayan yurttaşlardan bilgileri saklamak adına her şeyi yapıyor. Özgürlüklerinden mahrum bırakılan tutsaklara yatacak yer bırakmıyorlar. Elde ettiğimiz verilere göre son bir yılda 361 bin kişinin cezaevinden çıktığını, 251 bin kişinin de cezaevine girdiğini görebiliyoruz. Bu verilerde yer alan kişilerin pandemi önlemleri kapsamında tahliye edildikleri ve daha sonra tekrar tutuklandığını tahmin etmekteyiz. Hala denetimli serbestlik dışında tutulan 420 bin tutsak var. Bu duruma bakıldığında yaklaşık bir milyon kişinin tutsak edildiğini görmekteyiz” diye konuştu.
‘Tecrit ve izolasyon sürecinde intiharlar gündeme geliyor’
Cezaevlerinden 2014 yılından bu yana doğru bilgi alamadıklarını ifade eden Ümit, konuşmasını şu sözler ile sonlandırdı: “Tutsaklara hiçbir şekilde sağlık koşulları sağlanmıyor. Darbe sürecini fırsata çeviren iktidar aynı durumu pandemi sürecinde de yaptı. İnsan Hakları için paylaştığımız veriler çok sınırlı. Doğru verilere ulaşamıyoruz, verilmiyor. 371 tutsağın işkence ve kötü muameleye maruz kaldığı söyleniyor. Hapishanelerde bize kabul ettirilmeye çalışıldığını bilmekteyiz. Abdullah Öcalan’ın şahsında bir özel ceza hukukunun uygulanmaya çalışıldığını ve tecridin en belirgin olan uygulama haline geldiğini görmekteyiz. Devletin sağlık alanında tutsaklara yaptığı ayrımcılıklar bizlerin giderek ötekileştirildiği ve izole edildiğimiz bir sürece tekabül ediyor. Tecrit ve izolasyon sürecinde intiharlar gündeme geliyor. Geçtiğimiz günlerde Garibe Gezer’in intihar ettiğine dair kamuoyuna bilgiler düştü. Bir insan neden intihar eder? diye sormak gerekiyor. Devletin bu konuda ben son süreçlerde ona kötü muamele yapmadım demesi çok düşündürücüdür. Biz biliyoruz ki tecrit ve izolasyon kötü muamelenin bir parçasıdır. Bu konuda yetkililer üzerine düşen görevi yapmalıdır.”
Panel soru cevap şeklinde son buldu.







