Diyarbakır Cezaevi önünde eylem: Tecrit ve izolasyona son verin
- 14:08 13 Aralık 2021
- Güncel
DİYARBAKIR - nsan Hakları Haftası kapsamında hak ve meslek örgütlerinin Diyarbakır Cezaevi önünde yaptığı açıklamada, 10 yılda 682 tutsağın cezaevinde yaşamını yitirdiğine dikkat çekerek, 11 maddelik öneri sıralandı, cezaevlerindeki tecrit ve izolasyona son verilmesi istendi.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Temsilciliği, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Barosu ve Diyarbakır Tabip Odası tarafından organize edilen 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında, Diyarbakır D Tipi Cezaevi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini kitle adına Diyarbakır Baro yöneticisi Diyar Çetedir okudu.
‘Cezaevlerinde 294 bin 930 kişi var’
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabul edilişinin 73'ncü yıldönümün de siyasal, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla ağır bir tabloyla karşı karşıya olduklarını söyleyen Diyar, "Covid 19 pandemi koşulları nedeniyle daha da derinleşen kriz ortamında; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde belirtilen barış, adalet, eşitlik, özgürlük, insan onurunun korunması ve bunları güvence altına alacak düzenden ne yazık ki giderek uzaklaşmaktayız. Ülkenin her yerinde özgürlük, demokratik Yaşanan tüm olumsuzluklara karşın toplum olarak adalet, eşitlik ve insan hakları talepleriyle itirazlarımızı her gün yeniden yükselterek ifade etmeye devam ediyoruz. Bugün ülkenin içinde olduğu bu ağır kriz karşısında insan haklarını savunmak ve kurucu rolünü yeniden etkin kılmak en asli görevimizdir” dedi.
’10 yılda 682 mahpus yaşamını yitirdi’
Günümüzde cezaevlerinde yaşam hakkı ihlalinden işkenceye, sağlık hakkına erişime kadar ağır ve ciddi ihlallerinin yaşandığını belirten Diyar, tutsakların yaşam hakkı ihlallerinin güvence altında olmadığını kaydetti. Diyar, Garibe Gezer’in de bu durumdan kaynaklı şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiğini ifade ederek, “Öyle ki hak temelli sivil toplum örgütlerinin yaptığı tespitlere göre 2011 yılından bu yana son 10 yılda hapishanelerde 682 mahpus yaşamını yitirmiştir. Bilindiği üzere mahpusluk ya da özgürlüğünden alıkonma, kişiyi özgürlükten yoksun bırakır. Özgürlüğünden yoksun kalma hali diğer insan haklarından kategorik olarak yoksun bırakılma anlamına asla gelmez. Ne yazık ki Türkiye İnfaz kurumlarındaki şartlar ve uygulamalar mahpusları özgürlüğünden yoksun bırakılmanın ötesine taşmış ve sağlık hakkına erişimde ciddi engeller oluşturmuştur. Hak temelli örgütlere yapılan müracaatlara göre Türkiye'de ceza infaz kurumlarında 604'ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunmaktadır. Gerçekte bu sayının daha fazla olduğunu biliyoruz” diye konuştu.
‘Tutsaklar yaşam güvencesinden yoksunlar’
Diyar konuşmasının devamında şu sözlere yer verdi: “Hapishanelerde tutulan hasta mahpusların; uluslararası standartlar, sözleşmeler ve protokollere uygun tedavi görme ve sağlık hakkı; hem mevzuatın standartlara uygun olmaması hem de iç hukukun ‘ulusal güvenlik’ refleksiyle yorumlanmasından kaynaklı olarak yeterli güvencelerden yoksundur. Siyasal sisteme eleştirel veya muhalif görüşleri nedeniyle hapishanelerde tutulan mahpuslardan hasta olanların tahliye talepli dilekçeleri; kolluğun denetime elverişli olmayan araştırmaları dikkate alınarak ‘toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturdukları’ gerekçesiyle keyfi olarak reddedilmektedir. Aysel Tuğluk örneğinde görüldüğü üzere sisteme muhalif ve eleştirel yaklaşan ve hapishanelerde tutulan çok sayıda insan hakları savunucusu, avukat, seçilmiş siyasetçi ' cezaevinde yaşamını tek başına sürdüremeyecek durumda olduğu’ halde hapishanelerde tutulmaya devam edilmektedir.
‘Özen gösterilmediği görülmektedir’
Öte yandan temel sorunlardan bir tanesi de dezavantajlı grupların hapishanelerde kadınlar, LGBTI+ mahpuslar, engelli mahpuslar, yaşlı mahpuslar aynı zamanda özel ihtiyaçları bulunan mahpuslardır. Özel ihtiyacı olan bu hasta mahpuslar infaz kurumlarında uygun koşullar ve özel bakım yokluğu nedeniyle daha fazla mağdur olmaktadır. Ek bakım ve korunma ihtiyaçları nedeniyle bu mahpus gruplarının gereksinimlerini değerlendirmede ve sağlık hakkına erişimine yeterli özen gösterilmediği görülmektedir. Topluma yerleşmiş önyargılı yaklaşımlar, ayrımcı algılar ve cezaevinin kapalı ortamı vb. nedenlerle; özel ihtiyacı bulunan bu hasta mahpusların zaman zaman diğer mahpusların ve cezaevi personelinin kötü muamelesine maruz kaldığı ve bu nedenlerle daha ağır infaz koşullarıyla karşı karşıya kaldıkları bilinmektedir.
‘3 bin çocuk hapishanelerde yaşamaktadır’
Dezavantajlı grupların başında gelen çocuk mahpuslar da cezaevlerinde ciddi hak ihlallerine maruz kalmakta, korku ve baskı altında bunları dile getirememekte ya da adalete erişimi sağlanamamaktadır. Türkiye'de 743'ü anneleriyle birlikte toplamda 3 bin çocuk hapishanede yaşamak zorunda bırakılmıştır. Çocuk cezaevlerinin çocuğu suçtan arındırmadığı aksine yeniden suça teşvik ettiğinin kabulü ile çocuk cezaevlerinin kapatılmasının tartışılması gerekirken, çocuk cezaevlerinin sayısının giderek arttığı gözlemlenmiştir. Türkiye hapishanelerinde; sevk ve sürgünler, işkence ve kötü muamele, tecrit ve izolasyon, ailelerle görüş engelleri, haberleşme haklarının engellenmesi, haksız disiplin soruşturmaları gibi çok sayıda hak ihlali yaşanmaktadır.
‘Hapishanelerin bu gerçekliği değişmektedir’
Birçok cezaevinde mahpusların çeşitli nedenlerle cezaevlerinden sevk/sürgünleri sırasında ters kelepçe uygulaması, ring araçları içerisinde bir metrekarelik kapalı bölümlerde uzun süren yolculuklarla sevkler yapılmaktadır. Sevk sırasında güvenlik görevlileri ve cezaevi personellerinin sözlü ve fiziki tacizlerde bulunması, bazı mahpusların kameralarla donatılan, her tarafı sünger veya benzeri bir malzeme ile kaplı ‘süngerli oda’ olarak tabir edilen odalarda keyfi bir şekilde tutulması nedeniyle kötü muamele ve işkence uygulamasına maruz kaldığına ilişkin hak temelli örgütlere sık sık müracaatlar yapılmaktadır. Hukuka ve yasaya aykırı uygulamalar yapılan yasal müracaatlara karşı adli ve idari pasiflik; kural dışı hareket edenleri cesaretlendirmektedir. Sivil toplum örgütlerinin, cezaevlerinde başta yaşam hakkı ve mahpusların sağlık hakkı olmak üzere hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dair raporlama çalışma ve çözüm önerilerine rağmen hapishanelerin bu gerçekliği ne yazık ki değişmemektedir.”
Diyar, konuşmasının devamında 11 maddelik önerileri şöyle sıraladı:
* 5275 Sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin infazı Hakkında Kanun”u kaldırılarak tarihli “BM Mahpuslara Uygulanacak Asgari Standartlar", 1982 tarihli "BM Tibbi Etik ilkeler”, 1988 tarihli “BM Herhangi biçimde alıkonulan veya Hapsedilen kişilerin Korunması için ilkeler Manzumesi", 1990 tarihli “Mahpusların islahı için Temel ilkeler" ve 1990 tarihli "Özgürlüğünden yoksun bırakılmış çocukların Korunmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Kuralları”na uygun; güvenliği değil özgürlükleri esas alan Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'unu hazırlanarak yürürlüğe konulmalıdır.
* Uluslararası standartlar, sözleşmeler ve protokoller gereği sağlık hizmeti sunumunun toplumun her kesimine olduğu gibi özgürlüğü kısıtlanmış bireylerde eşit bir şekilde uygulanması için etkili, yeterli ve kapsamlı çalışmalar ve düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla “sağlık hizmetlerinin eşit, nitelikli ve herkesin ulaşabileceği bir şekilde sunumunu” sağlaması ödevi çerçevesinde cezaevindeki sağlık hizmetleri de genel toplumsal sağlık sistemiyle yakın ilişki içinde, ulusal sağlık sistemiyle entegre ve uyum içinde örgütlenmesine ilişkin düzenlemeler yapılmalıdır.
* Mahpusların tedavilerinin düzenli bir şekilde uygun koşullarda yapılması sağlanmalı; tedavisi yapılmayan hasta mahpusların hekime ve sağlık birimlerine ulaşmada hızlı ve etkin bir şekilde hareket edecek kurumsal mekanizmalar oluşturulmalıdır. Hasta mahpuslarla ilgili acil durumlarda sağlık hizmeti derhal ve gecikmeksizin gerekli tedbirlerle yerine getirilmelidir. Acil durumlarda tedavi hizmetleri, kişinin onurunu zedelemeyecek şekilde sağlanmalıdır.
* Hasta mahpuslara hastane dönüşlerinde uygulanan 14 günlük karantina uygulama koşulları yerine PCR testi ve 2 gün tek kişilik odada tutulma uygulaması yapılmalıdır. PCR testinin negatif ve 2 gün tek kişilik odada tutulma sonrası koğuşa geçme şeklinde uygulama yapılmalıdır. Pandemi tedbirleri çerçevesinde hasta mahpuslara uygulanan açık görüş hakkı, sosyal aktivite, spor, havalandırma hakkının kullandırılmaması uygulanmasından vazgeçilmelidir.
* Kronik, ağır, terminal dönem hasta mahpuslar için erken tanı, tedavi süreçlerinin sürekliliği, düzenli olarak izlenme vs yönden gerekli sağlık tedbir ve olanak sağlanmalı. Bu mahpusların tedavi ve kalan yaşam süreçlerinin hastanelerin mahkûm koğuşlarında geçirilmemesi ve yakınlarıyla son dönem temasların sınırlandırılmaması için gerekli düzenlemeler ve tedbirler ivedilikle ele alınmalıdır.
* 24/01/2013 tarihli ve 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3 üncü maddesi ile 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 16'nci maddesine "(6) (Ek:24/01/2013-6411/3 md.) eklenen toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen” cümlesi yürürlükten kaldırılmalıdır. Hasta mahpuslar yönünden infazı ertelenmesi koşulu sadece "Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen” cümlesi olmalıdır. Hasta mahpuslarla ilgili polis- jandarma -cezaevi değerlendirilmesine başvurma uygulanmasından vazgeçilmelidir. Sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının takdir yetkisi kaldırılmalı, hastanelerin verdiği raporlar esas alınarak cezaların infazları ertelenmelidir. Hasta mahpuslar yönünden infazı ertelenmesi koşulu dece "Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen” cümlesi olmalıdır.
* Kadın mahpuslar, hasta LGBTI+ mahpuslar, engelli mahpuslar, yaşlı mahpuslar gibi özel ihtiyaçları bulunan mahpuslara İnfaz kurumlarında uygun koşullar ve özel bakım için standartlara uygun koşullar sağlanmalıdır. Dezavantajlı grupların başında gelen çocuk mahpuslar da sorunu ivedilikle ele alınmalı ve çocuk cezaevleri kapatılarak çocukların yüksek yararını gözetir şekilde düzenlemeler yapılmalıdır. Mahpus olan anneleri ile birlikte cezaevinde kalmak zorunda olan çocukların ihtiyaçları ve psikolojik durumları gözetilerek gerekli önlemlerin alınması ve çocuğun dış ortam bağının (kreş vb. sosyal ortamlar) engelsiz ve koşulsuz sosyal devlet ilkesi gereği sağlanması gerekmektedir.
* Cezaevlerinde kötü muamele, işkence yasağına ve yaşam hakkı ihlallerine yönelik iddialara karşı adli ve idari pasiflikten vazgeçilmeli, şeffaf ve etkin soruşturmalar yürütülmelidir.
* Savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılması hususu ceza hukuku açısından hayati derecede önem taşıdığından bu hakkı ihlal eden her türlü keyfi uygulamadan vazgeçilmelidir. Mahpusların yargı yetkisi dışındaki yüzlerce kilometre uzaklıktaki cezaevlerine nakledilmeleri; hem adalete/avukata erişim ve adil yargılanma hakkı, hem de aile hayatına ve özel yaşama saygı ilkelerini tümüyle ortadan kaldırmaktadır. AİHM'nin yakın zamanda bu uygulamayı sözleşmeye aykırı bulan kararına rağmen devam eden bu uygulamaya derhal son verilmelidir. Yanı sıra anadilde savunma hakkının etkin şekilde kullandırılması sağlanmalıdır.
* Hapishanelerde denetimin ve şeffaflığın önemli ve en etkili unsuru olan baroların ve sivil toplum örgütlerinin hapishaneleri etkin bir şekilde ziyaretlerinin sağlanması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
* Cezaevlerinde kapasite sorununa rağmen infaz yasasına aykırı bir şekilde tek kişilik hücrelerde tutulan çok sayıda tutuklu ve hükümlü bulunduğu, bu uygulamaların ağır insan hakları ihlallerine yol açtığı gözetilerek tecrit ve izolasyon koşullarına son verilmeli ve hapishane koşulları insan onuruna yaraşır şekilde düzeltilmelidir.







