Eren Keskin: Tecrit ve ATK raporları ölümlere neden oldu

  • 20:28 16 Aralık 2021
  • Güncel
ANKARA - İnsan Hakları Haftası’na ilişkin düzenlenen panelde konuşan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, bir haftada 4 tutsağın yaşamını yitirdiğini belirterek, “Hem tecrit hem de ATK raporları bu ölümlere neden oldu, bin 605 hasta mahpus ATK raporunun kaderine terk edilmiş şekilde yaşıyor” dedi.
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, İnsan Hakları Haftası’na ilişkin Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜMBEL-SEN) Genel Merkez binasında panel gerçekleştirdi. İHD Çocuk Hakları Komisyonu üyesi Sevinç Koçak’ın moderatörlüğünde gerçekleşen panele, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, gazeteci Ali Duran Topuz ve gazeteci-yazar Gökçer Tahincioğlu konuşmacı olarak katıldı. Panelin yapıldığı salona, “İnsan hakları mücadelesi baskılar ve yeni arayışlar” yazılı pankart asıldı.
 
İHD Çocuk Hakları Komisyonu üyesi Sevinç Koçak, son süreçlerde ciddi bir sıkışma yaşandığını söyleyerek, her alanda yoğun baskılara maruz kalındığını belirtti. Sevinç panelde, ‘Bu baskılardan sonra ne yapılması gerek?’ sorusunun önemli olduğunu vurgulayarak, panelin iki ayrı konu şeklinde gerçekleşeceğini aktardı.
 
‘Bir devlet hiç mi değişmez’
 
Panelde ilk olarak söz alan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İnsan Hakları Haftası'nda çok sayıda hak ihlaliliyle karşılaşıldığını belirtti. Devlet zihniyetinin hiçbir zaman değişmediğini söyleyen Eren, “‘Bir devlet hiç mi değişmez’ diyorsunuz. Maalesef hiç değişmiyor. O değişmediği için bizim mücadelemiz de değişmiyor ve artıyor. Bu kadar kıstırılmış bir süreç hiç hatırlamıyorum” ifadelerini kullandı.
 
‘Türkiye bir soykırım coğrafyası’
 
Eren, Türkiye’nin bir soykırım coğrafyası olduğunu belirterek, “1915 ve 1938 olarak iki soykırımı yaşamış ve bunların konuşulması yasak olan bir coğrafya burası. Hatta muhalefetin bile gündemine girmeyen bir coğrafya burası. Bu nedenle bizim işimiz çok zor” dedi.
 
‘Sanki AKP’den önce iyi bir devlet varmış gibi konuşuluyor’
 
İHD’nin 1986 yılında, cezaevinde büyük sorunların yaşandığı dönemlerde, tutsak aileleri tarafından kurulduğunu hatırlatan Eren, “İHD’nin ilk olarak gündeminde cezaevlerindeki ihlaller vardı. Daha sonra İHD yaşamın her alanına yayılan ihlalleri konu aldı. Biz kendi içimizde de öğrenerek geldik bu günlere. Bugün artık insan hakları mücadelesinin çok kesin doğruları vardır, işkenceciye bile işkence yapılamaz idam cinayettir. Bugünü 90’larla karşılaştırdığımızda yöntemlerde farklılıklar var evet. Bu kadar insanı gözaltında kaybedemiyorlar ve o zamandan beri bu kadar cinayeti işleyemiyorlar. Çünkü artık sosyal medya var. Ben bunun yanında sadece AKP üzerinden yapılan eleştirileri yanlış buluyorum. Sanki AKP’den önce iyi bir devlet varmış gibi konuşuluyor ama devlet her zaman vardı. Biz neden yeni bir şey çıkaramıyoruz? Biz bir üçüncü yolu neden bu kadar güçlü olarak getiremiyoruz?” şeklinde konuştu.  
 
‘90’lar bitmedi ve devam ediyor’
 
1990’lı yıllardaki fiziki saldırıların, günümüzde ifade özgürlüğüne yönelik saldırılara dönüştüğüne dikkat çeken Eren, “Devlet aklı aynı dememin nedenini şöyle örneklendirmek istiyorum; Dargeçit Kayıpları davasında 7 kişi birden gözaltına alındı bunlardan bir tanesi küçük yaşta bir çocuktu ve sadece onu gözaltından bıraktılar. Çünkü o çocuk komutanın oğlunun arkadaşıydı. Oğlu babasından çikolata almak için para almaya geldiğinde, arkadaşının asılı olduğunu gördü ve babasına ‘O benim arkadaşım neden burada’ diye sordu. Komutan bunun üzerine sadece o çocuğu bıraktı. Ve bu katliamı gerçekleştiren komutan, Bodrum Gümüşlük’te Belediye Başkanı olarak karşımıza çıktı. Bunu gerçekleştirenler, CHP’den belediye başkanı olarak karşımıza çıktı. Yani biz katillerimizle iç içe yaşıyoruz. Aslında 90’lar bitmedi ve devam ediyor. Hiçbir katil işkenceci yargılanmadı ceza almadı, o nedenle hiçbir şey değişmedi diyorum” diye belirtti.
 
‘Garibe çok güçlü ve kavgacı bir kızdı’
 
Kandıra 1 Nolu Kapalı Cezaevi'nde şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren tutsak Garibe Gezer’e ilişkin de konuşan Eren, Garibe’nin aile olarak çok korkunç hikayesi olduğunu vurguladı. Eren, “Kardeşlerinden biri sokak ortasında katlediliyor, abisi onun akıbetini öğrenmeye giderken vuruluyor, diğer abisi ve kendisi de daha sonra tutuklanıyor. Tutuklandığı günden bugüne hep itiraz ediyor. O kadar çok mektup yazmış ki her yere izolasyona itiraz ederek. Sadece itiraz etmiş Garibe. Garibe öldüğü için bugün Garibe üzerinden konuşuyoruz. Birçok mahpus var bu durumda olan. Garibe çok güçlü ve kavgacı bir kızdı. Sonra bize de mektuplar yazdı, o mektuplardan birinde ‘Aileme sormuşsunuz psikolojik sorunları var mıydı? Diye. Hayır ben bilinçli bir şekilde yaptım çünkü benim hakkım öldükten sonra sorulacak’ diyordu. Ve öyle de oldu” dedi.
 
‘Tecrit ve ATK raporları bu ölümlere neden oldu’
 
İnsan Hakları Haftası içerisinde 4 tutsağın yaşamını yitirdiğinin altını çizen Eren şöyle konuştu: “Hem tecrit hem de ATK raporları bu ölümlere neden oldu. Türk yargısında işkencenin belgesinde çok büyük sorunlar var. Hakimler ve savcılar işkencenin belgelenmesinde sadece ATK’yi delil olarak görüyor. Cezaevlerindeki hasta mahpuslarını da çok yakından ilgilendiriyor bu durum. Hepsine ATK ‘cezaevinde kalabilir’ raporu veriyor. Bu raporlarla birlikte ne yazık ki ölüm haberleri almaya başladık. Bin 605 hasta mahpus ATK raporunun kaderine terk edilmiş şekilde yaşıyor. Biz savunma olarak yargının tamamen dışına itilmiş durumdayız. Garibe yaşamını yitirdiğinde biz cezaevinden önce otopsiye girme talebinde bulunduk. 90’larda biz çok rahat bir şekilde otopsiye girerdik ama şu an hiçbir yasa hükmü yokken bizi engelliyorlar. ‘Geleceğiz’ dememize rağmen Garibe’nin otopsisini ve cenazesini bizden kaçırdılar. Mardin Belediyesi cenaze aracı vermedi. Bu aile bu kadar ırkçı yaklaşımlarla karşı karşıya kaldı.”
 
‘Önce kendimizi değiştirmemiz gerekiyor’
 
“Biz devleti tanıyoruz ama muhalefetin çifte standartlarını kıramadığımız sürece çok yol alamayız” diyen Eren, “Aysel Tuğluk’un ailesi geldi geçen gün, birtakım görüşmeler yapmak istediğini söyledi. Abisi bazı gazetecilerle, yetkililerle görüşmek istedi. İsmail Saymaz’la görüşmek istedi ve ben Saymaz’ı aradım. Saymaz Halk TV’de yayın yaptı, vaktiniz olursa bakın o yayının altına yazılanlara. O kadar korkunç şeyler yazılmış ki, bu kadar kötü nasıl olabilir bu toplum bu kadar kini nasıl biriktiriyor ben alamıyorum. Biz maalesef egemenimize benziyoruz. Biz kendimizi aşamıyoruz daha devletten nasıl değişmesini bekleyeceğiz. Kendi içimizde acilen bu tartışmaları başlatmamız ve önce kendimizi değiştirmemiz gerekiyor. Ben kendi kurumumuzu ve herkesi eleştirerek söylüyorum. Mesela bu coğrafyada bir savaş yaşanıyor, emekçinin ekmeği çalınıyor ama bu kadar ağır savaş yaşanırken bir kere olsun savaşın karşısına barış için genel grev yapılamıyor” ifadelerine yer verdi.
 
Ardından konuşan gazeteciler Ali Duran Topuz ve Gökçer Tahincioğlu da ülkede yaşanan hak ihlallerine, polis tarafından katledilen yurttaşlara ve tutsakların durumuna dikkat çekti.
 
Konuşmaların ardından panel, soru- cevap bölümünün ardından sona erdi.