‘Öcalan ne kadar özgür olacaksa ancak o kadar özgür olacağız’
- 18:58 17 Aralık 2021
- Güncel
URFA - "Özgürlük hakkı, hasta mahpuslar ve tecrit" başlıklı panelde, hasta tutsakların durumuna ve tecride dikkat çekilerek, cezaevlerinde bin 605 hasta tutsağın olduğu belirtildi. Açıklamada, BK’nin kararını takip etmediği de ifade edilerek, “Öcalan ne kadar özgür olacaksa ancak o kadar özgür olacağız. Öcalan özgürleşirse Kürt halkı, sol sosyalist güçler özgürleşecek.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Urfa şubeleri, 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında "Özgürlük hakkı, hasta mahpuslar ve tecrit" başlıklı panel düzenledi. Gazeteci Hüseyin Aykol, İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen ile ÖHD Genel Sekreteri Rengin Ergül ve Urfa Tabip Odası üyesi Ferhat Demir’in konuşmacı olarak katıldığı panelde, moderatörlüğü İHD Urfa şubesi Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü Ahmet Ceylan yaptı. Panelin yapıldığı, Urfa Barosu hizmet binasında bulunan Tahir Elçi Konferans Salonu’na, “Tedavi haktır engellenemez hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Tecrit insanlık suçudur” pankartları asıldı.
Urfa Emek ve Demokrasi Platformu birleşenlerinin temsilcilerinin yoğun katılım gösterdiği paneli, Şenyaşar ailesi, Urfa Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri, HDP Urfa İl ve ilçe örgütü temsilcilerinin yanı sıra onlarca insan hakları savunucusu dinledi.
‘Kürtlere karşı düşman hukuku’
İHD Urfa Şubesi Hapishaneler Komisyonu Sözcüsü Ahmet Ceylan, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek ilk sözü ÖHD Genel Sekreteri Rengin Ergül’e verdi.
Rengin, “Umut hakkının ne olduğunu tanımlamak çok zor değil. Bir mahkum için bir gün tahliye olma ihtimalini yasal olarak güvence altına alınması. Türkiye ölünceye kadar hapis cezasının bir işkence olarak gören AİHS’ye taraf. Bunun için bu hakkı tutuklulara tanımak zorunda. Türkiye’de ölünceye kadar ağırlaştırılmış hapis cezası PKK Lideri Abdullah Öcalan ile birlikte geldi. Hukukun sıfır noktası bu, bu noktada sürekli Kürtlere ayrımcılık yapıldı. İnfazda yapılan düzenlemelerde Kürtler göz önünde bulundurularak yapılır. Kürtlere karşı bir düşman hukuku uygulanıyor. Türkiye’de ölünceye kadar hapis cezası yoktu 2002 yılına kadar bu böyleydi. Bir tahliye imkanı vardı. Sayın Abdullah Öcalan’ın yargılamalarından sonra AİHM ihlal kararları verdi. Türkiye’de idam cezası kalktı ama yerine ölünceye kadar hapis cezası getirildi. Devletin amacı iradeyi cezaevinden bir tabut ile çıkarmak. Cezalandırmanın temel amacı kişiyi yok etmek değil. Sayın Öcalan’ın şartlı tahliyesi engellensin diye düzenlemeler yapıldı. 2014 yılında AİHM, ölünceye kadar hapis cezasının, umut hakkının ihlali anlamına geldiğini belirterek Türkiye’yi mahkum etti” diye belirtti.
‘BK kararını takip etmedi’
Rengin, cezaevlerine siyasi görüşlerinden kaynaklı bulunan tutsakların infazlarının “Pişmanlık” adı altında yakıldığını belirterek, ağırlaştırılmış müebbet cezasının tek kişilik hücrede gerçekleştiğini ve bunun AİHM’e aykırı olduğunu dile getirdi. Rengin, “2014 yılında bin 453 ağırlaştırılmış tutuklu vardı. 2014 yılından bu yana kaç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası var, rakamlar bizimle paylaşılmıyor. AİHM Bakanlar Komitesi (BK) 2014 yılında ihlal kararı verdi ancak aradan geçen 7 yılda bu kararını takip etmedi. Biz insan hakları savunucuları AİHM Bakanlar Komitesine bir bildirimde bulunduk, bunun üzerine zahmet edip gündemlerine aldılar. Bunun üzerine Türkiye’ye ‘yasa değişikliği yapma, başka AB ülkelerini örnek alma’ önerisinde bulundu ve 2022 Ekim’e kadar süre verdi. Yaşanan hak ihlallerini ve Türkiye’nin atacağı adımları beraber takip etmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Bin 605 hasta mahpus’
Hasta tutsakların cezaevlerinde yaşadığı hak ihlallerine dair söz alan İHD MYK üyesi ve Hapishane Komisyonu Eşsözcüsü Nuray Çevirmen, cezaevlerinde hak ihlallerinin bir rutin hale dönüştüğünü belirtti. Nuray, tutsakların uzun bir süredir cezaevlerinde tecrit altında tutulduğunu vurgulayarak, “Tevkifevlerinin 31 Kasım 2021 istatistiklerine göre hapishanelerde 294 bin 930 tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Türkiye hapishanelerinde tespit edebildiğimiz kadarıyla 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta mahpus bulunmaktadır. Elbette ki bu sayı hastaların çok az bir kısmına tekabül etmektedir. Hapishanelerde; yaşlı mahpuslar, ağır kalp ve kanser hastaları, çoklu kronik rahatsızlıkları bulunanlar, ağır psikolojik rahatsızlıkları olanlar ve yaşamını tek başına devam ettiremeyen yüzlerce hasta mahpusun ne tedavileri yapılabiliyor ne de infazları erteleniyor” diye kaydetti.
2020 yılı başından bugüne kadar 8’i infaz ertelemelerinden kısa bir süre sonra olmak üzere en az 62 hasta tutsağın cezaevlerinde yaşamını yitirdiğini aktaran Nuray, tutsakların ATK raporlarına rağmen serbest bırakılmadığına işaret etti. Mehmet Emin Özkan ve Aysel Tuğluk özelinde ağır hasta tutsakların tüm başvurulara rağmen tahliye edilmeyerek yaşam haklarının ihlal edildiğini vurgulayan Nuray, “Mart 2020’de Türkiye’de de pandemi olarak ilan edilen Covid-19 salgını nedeniyle hapishanelerde yeterli tedbirler alınamamış ve mahpuslar yaşamlarını yitirdi” sözlerine yer verdi.
‘Mücadele hattı örmek zorundayız’
Hasta tutsakların hastaneye gitmek için maruz kaldıkları hak ihlallerine değinen Nuray, “Tutukluların birçok hakkı gasp ediliyor. Tutuklular hastaneye gitmek için bile haklarından vaz geçmek zorunda bırakılıyor. Tahliye olmalarının önünde en büyük engel ise ATK’ler. Birçok kurumdan cezaevinde kalamaz raporu alan tutuklulara ATK siyasi kararlar ile cezaevinde kalabilir raporu veriyor” dedi. Nuray, yaşamını yitiren hasta tutsaklar Ramazan Beyazpirinç, Koçer Özdal, Ali Boçnak, Mustafa Kabakçıoğlu, Sabri Kaya ve Mehmet Ali Çelebi’nin maruz kaldığı yaşam hakkı ihlali ve hikayelerini paylaşarak, “Yaşanan hak ihlallerine karşı ortak bir mücadele hattı örmek zorundayız” diye vurguladı.
‘Öcalan bir simge’
Cezaevlerinde tutulan tutsaklar ile sürekli iletişim halinde olduğunu belirten gazeteci Hüseyin Aykol, yaklaşık 20 yıldır gazetelerde “içerden” sayfasını düzenlediğini belirtti. Cezaevlerinden gelen mektupları sayfalarına taşıdıklarını söyleyen Hüseyin, “Mektuplarda yer alan hak ihlallerini İHD ve TİHV gibi hukuk kuruluşları ile haber ajansları ile paylaşıyorum. Dışarıda yaşıyor olabilirim ama aklım-fikrim hep cezaevlerinde. Hasta bir tutukluyu idam edemezsiniz, önce iyileştirir sonra idam edersiniz. Sürekli ceza kanunlarında bir iyileştirme yapıyoruz denilerek daha kötü hale getiriliyor. Tutuklular bilgi almasın diye yasa çıkarıldı ve gazetelerimiz cezaevlerine alınmamaya başlandı. Biz boyun eğmek istemiyoruz. Tecrit İmralı Cezaevi’nde başlayıp topluma yayılıyor. Sayın Öcalan ile başladı tecrit. Biz bunu solculara çok anlatamıyoruz. ‘Tek derdiniz Öcalan’ diyorlar. Asıl sorun bu değil, Öcalan bir simge. Öcalan ne kadar özgür olacaksa ancak o kadar özgür olacağımızı bilerek, cezaevlerine bakmamız gerekir. Öcalan özgürleşirse Kürt halkı, sol sosyalist güçler özgürleşecek. Öcalan’ın özgürlüğü herkesin özgürlüğüdür” sözlerinin altını çizdi.
‘Sağlığa erişimde ayrımcılık var’
Urfa Tabip Odası üyesi Ferhat Demir ise, “Cezaevlerinde sağlık hakkı ve etik” konusunda söz aldı. Ferhat, şunları söyledi: “Cezaevlerinde tutuklular sağlıksız koşullar ile mücadele ederken salgın eklendi. Bu cezaevlerinde kontrol edilemez bir durum oluşturdu. Hekimler ile tutuklular arasında ikili bir sadakat söz konusu. Kişiler arkadaşlarına anlatamadıkları şeyleri hekimlere anlatabiliyor. Ancak ATK’nin facia raporları bu güvenin önüne geçebiliyor. Tedavisi geciken tutuklular ölüme yakın tahliye ediliyor. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Sağlığa erişimde ayrımcılık var. Kürdistan illeri ile diğer iller arasında sağlığa erişimde bir ayrımcılık var. Özellikle siyasi tutukluların olduğu koğuşlarda kalanlar sağlığa erişimde ciddi sorunlar yaşıyor. AKT, siyasi otoritenin baskısı altında olan bir kurumdur. ATK birçok hastanenin verdiği raporları kabul etmiyor. Sağlık bir haktır. Sağlık üzerinden bir cezalandırma söz konusu. Siyasi tutukluların bırakılmaması buna bir örnek. Tıbbi etik ihlal durumlarında tabip odalarına başvuru yapılması önemlidir.”
Panel, katılımcıların konuşmacılara yönelttikleri soru-cevaplar ile son buldu.







