İnsan Hakları Haftası’nın son etkinliği: Çatışmaların durmasını istiyoruz

  • 20:48 17 Aralık 2021
  • Güncel
İZMİR - IHD İzmir Şubesi, İnsan Hakları Haftası’nın son gününde yaptığı açıklamada ülkede yaşanan hak ihlallerine dikkat çekerek, Kürt sorununun Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engel olduğunu vurguladı. 
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, İnsan Hakları Haftası’nın son gününde eski Sümerbank binası önünden, Konak Pier önüne kadar yürüyüş gerçekleştirerek basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü yönetici ve üyeleri, İzmir Barış Anneleri İnisiyatifi ve hak savunucuları katılım sağladı. Açıklamada, “İnsan haklarıyla İnsandır” ve “Eşitlik, özgürlük, anadilde eğitim hakkı istiyoruz” pankart ve dövizleri taşındı. Kitle yürürken sık sık, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek, anadil haktır engellenemez, Çıplak arama işkencedir”  sloganı attı.
 
‘Baskıcı rejimin aracı’
 
Açıklamada konuşan İHD İzmir Şube Başkanı Zafer İncin, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin 73’üncü yılı olduğunu fakat dünyada hala insan haklarına dayalı bir düzenin kurulmadığına değinerek, "Özellikle devletlerin demokrasi ve hukuk taahhüdünden giderek uzaklaşmaları insanlığın en önemli kazanımlarından birisi olan insan haklarının, hem bir referans sistemi hem de bir denetim mekanizması olarak zayıflamasına yol açmıştır. Bugün tüm dünyanın içinde olduğu ağır kriz karşısında insan haklarını savunmak ve kurucu rolünü yeniden etkin kılmak en asli görevimizdir. Bu krizin ülkemizdeki yansıması ise her ne kadar kaldırıldığı söylense de uygulamalarla kalıcılaşan OHAL şeklinde kendini göstermiştir. Hukuk, baskıcı rejimin aracı haline getirilmiştir” ifadelerini kullandı.
 
17 haber sitesine engelleme 
 
Zafer, iktidarın ülkede yaşanan bütün sorunları güvenlik meselesi haline getirdiğini belirterek, iktidar Kürt sorununu savaşla çözmeye çalıştığını söyledi. Toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem haline getiren politikalar sonucunda bu yılda da ülkede yüksek sayılarda yaşam hakkı ihlallerinin yaşandığının altını çizerek, “Çok faklı toplumsal kesimlerden insanlar ya doğrudan kolluk güçlerinin şiddeti ya da devletin, ‘önleme ve koruma’ yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu yapısal şiddetin veya üçüncü kişiler tarafından gerçekleştirilen şiddetin sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir. İfade özgürlüğünün korunması ve etkin kullanımı, demokratik bir toplumun can damarlarından birini oluştururken, ideolojik bir yönetim  sergileyen iktidarın OHAL’i fiili uygulaması sonucu kendisi gibi düşünmeyenlere yönelik kısıtlamaları, basın üzerindeki baskıları, birçok yazar, gazeteci ve vatandaşın gözaltına alınmalarına ve tutuklamalarına neden olmuştur. Sadece bölgemizde bir yılda, en az 135 sosyal medya gözaltısı yaşanırken en az 4 kişi tutuklanmış, 17 haber sitesine engelleme getirilmiş, birçok kişiye soruşturma açılmış, idari cezalar verilmiştir” diye belirtti.
 
‘Çatışmaların durmasını istiyoruz’
 
Zafer devamında şunları söyledi: “Kürt sorunu Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki en temel engellerden biri olarak varlığını koruyor. Sorunun barışçıl, demokratik ve adil çözümüne yönelik esas olarak iktidar tarafından içtenlikli, bütünlüklü adımların atılmaması, yanı sıra Ortadoğu'daki gelişmelerin de etkisi ile 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin hemen ardından başlayan silahlı çatışma ortamı halen sürmekte ve başta yaşam hakkı olmak üzere ağır ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açmaktadır. Özellikle son genel seçimlerde 6.5 milyon yurttaşın oyunu almış olan HDP’nin kapatılması girişimi, başta Kürtler olmak üzere Türkiye toplumunun önemli bir bölümünü katılım ve temsil mekanizmalarının dışına itecek, siyasal hakları kullanma imkanından yoksun bırakacaktır. Hak savunucuları olarak bizler, Kürt sorununun her zaman demokratik, barışçıl ve adil çözümünü savunduk. Bunda ısrarlıyız. O nedenle, çatışmaların hemen şimdi durmasını istiyoruz. 
 
Çözüm sürecine girilmesi zorunluluktur
 
İktidar oluşturduğu insan hakları eylem planları ve yargı alanındaki reform söylemlerinde samimi değil. Gerçekten insan haklarına olan saygıyı yükseltmek ve reform yapılmak isteniyorsa kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı yeni ve demokratik bir anayasanın yapılması ve geçmişle yüzleşmeyi sağlayacak, gerçek bir çatışmasız çözüm sürecine girilmesi bir zorunluluktur. Bu adımlar atılmadan yapılacak şey reform değil, ancak uluslararası taleplere cevaben yapılan bir vitrin düzenlemesi olur. Adalet, barış ve demokrasinin tesis edildiği bir ülke ve dünyaya ulaşmak olan bizler, dün olduğu gibi bundan sonra da tüm zorluklara karşın ihlalleri belgeleyip, raporlayarak görünür kılmaya, böylelikle önlemeye, cezasızlıkla mücadele etmeye ve insan haklarına saygıyı yükseltmeye devam edeceğiz.”
 
Açıklama denize karanfil bırakılarak son buldu.