Kayıp yakınları 671’inci haftada kaybedilenlerin akıbetini sordu

  • 13:19 18 Aralık 2021
  • Güncel
 
DİYARBAKIR - İHD ve kayıp yakınları, eylemlerinin 671’inci haftasında 25 yıl önce gözaltında kaybedilen ve kendisinden bir daha haber alınamayan Atilla Osmanoğlu'nun akıbetini sordu. 
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, fail meçhul cinayetlerde katledilen ve gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 671'inci haftasında da Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" pankartı ve kayıpların fotoğraflarının taşındığı  eylemde bu hafta, 25 Mart 1996 yılında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Atilla Osmanoğlu’nun akıbeti soruldu. 
 
Eylemde konuşan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Zeytun, insan hakları ihlallerinin devam ettiğini ve buna bağlı ekonomik krizin de derinleştiğini belirterek, “Geçmişiyle hesaplaşmayan devlet, ne yazık ki başka bir hukuksuzluk olan insanların hastanede ağır hastalıklarla yaşamını yitirmesine sebebiyet veriyor. 1990’lı yıllardaki hukuksuzluk bugün farklı bir biçimde sürüyor. Hasta tutuklular ATK raporlarına rağmen cezaevlerinde yaşamlarını yitiriyor. Bizler yeni Halil Güneş örneklerini görmek istemiyoruz” dedi. 
 
‘Zorla araca bindirilir’
 
Ardından İHD avukatlarından Eylül Özgültekin, Atilla Osmanoğlu'nun hikayesini anlattı. Atilla’nın Hazro'da görev yapan bir üsteğmen tarafından sürekli tehdit edildiği için ailesiyle birlikte Şubat 1992'de Diyarbakır merkeze taşındığını aktaran Eylül, şu ifadelere yer verdi:
 
“Osmanoğlu'nun babası Muhyettin Osmanoğlu da 1994 yılında 28 gün tutuklanarak ağır işkencelere maruz kaldı ve daha sonra hakkındaki suçlamalardan beraat etti. Sivil polis olan iki kişi 23 Mart 1996 tarihinde ‘karayolu kantin ihalesi’ diyerek Atilla Osmanoğlu’nu yanlarında götürmek istedi. Atilla, ‘dükkanda kendisinden başka kimsenin olmadığını’ gerekçe göstererek gitme teklifini reddeder ve bu durumu tedirgin bir şekilde akşam ailesine anlatır. 25 Mart 1996 tarihinde saat 11.00 civarlarında baba Muhyettin dükkana geldiği esnada sivil giyimli, silahlı ve telsizli iki kişi Atilla’yi zorla arabaya bindirilirken görür. Babanın itirazı üzerine sivil giyimli polisler kantin hizmeti sağlamaya yönelik sözleşme teklifinde bulunabilmesi için Emniyet Müdürlüğü’ne götürüleceklerini, yarım saat içinde geri getireceklerini söyler. Akşam olur Atilla eve gelmez.
 
Başvurulardan sonuç alınamaz
 
Ertesi gün baba Osmanoğlu valiliğe ve savcılığa dilekçeyle başvurur. Devlet Güvenlik Mahkemesi dilekçeye 1 Nisan 1996 tarihinde ‘gözaltına alınanlar arasında böyle bir isme rastlanmadığı’ cevabı verir. Valilik başvurusundan da bir sonuç alınamaz ve iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) taşınır. JİTEM eski elemanı Abdülkadir Aygan’ın 2005 yılında Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan itiraflarında ‘Atilla Osmanoğlu’nun JİTEM tarafından kaçırıldığını, aynı zamanda Koçero olarak da bilinen Cındi Acet tarafından cesedin teşhisi mümkün olmaması için başının çekiçle ezildiğini ve Cizre-Silopi karayolundan Habur Gümrük Kapısı’na doğru giderken yoldaki bir petrol tankerine atıldığını’ anlatıyordu.
 
Türkiye tazminata mahkum edildi
 
AİHM’in, Muhyettin Osmanoğlu’nun başvurusunu kabul etmesi ardından hükümetten istenen gözaltı kayıtlarında da Atilla Osmanoğlu’nun adı geçmez. 1998 yılı sonlarında İHD Diyarbakır Şubesi ve Genel Merkez kendilerine yapılan kayıp başvurularından oluşan bir dosyayı İdil Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletir. 4 Ocak 1999 günü İdil Cumhuriyet Başsavcısı, 30 Mart 1996 günü Silopi’de bulunan ve kimliği tespit edilemeyen bir erkek cesedinin, kendisine İHD tarafından gönderilen fotoğraflarla mukayese edildiğini ve cesedin Atilla Osmanoğlu’na ait olabileceğini bildirir. Bunun üzerine İHD heyeti 6 Ocak 1999 tarihinde baba Muhyettin Osmanoğlu ile birlikte İdil Cumhuriyet Başsavcılığıyla görüşmeler yapar. İdil Cumhuriyet Başsavcılığı mevcut fotoğrafları teşhis için baba Muhyettin Osmanoğlu’na gösterir, fakat baba net bir kanıya varmaz. Dosya içeriğinde bulunan elbiselere ilişkin tutanakta eksiklik içermesine rağmen cesedin çekilen fotoğrafları üzerinde belirgin olarak görülen kazağın Osmanoğlu'na ait olduğu eşi tarafından ifade edilmiştir. Fotoğraflarda cesedin özellikle yüz bölgesinde meydana getirilen tahribat kesin olarak teşhis yapılmasını güçleştirir. Neticede kesin bir teşhis yapılmaz. Ceset, Silopi kimsesizler mezarlığında defnedilmiş ve tam olarak nereye defnedildiği de kayıt altına alınmamıştı. AİHM 24 Ocak 2008’de, yaşam hakkını koruyan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2. Maddesinin (esas ve usul yönünden) ve kötü muameleyi yasaklayan 3. Maddenin başvuran bakımından ihlal edildiğine karar verir ve Türkiye’yi maddi ve manevi tazminata mahkum eder.”
 
Sağanak yağışa rağmen yapılan eylem, gözaltında kaybedilen Atilla Osmanoğlu ve diğer tüm faili meçhuller için yapılan 1 dakikalık oturma eyleminin ardından sonlandırıldı.