'19 Aralık vahşetinin yanı sıra direnişini de konuşmak gerekiyor'

  • 18:50 19 Aralık 2021
  • Güncel
 
ANKARA - Birleşik Mücadele Güçleri tarafından 19 Aralık Katliamı’na dair yapılan panelde konuşan ölüm orucu gazisi Esmehan Ekinci, özellikle devletin 19 Aralık'ta vahşeti bilerek, günlerce verdiğini kaydederek tutsakların direnişinden söz etti. DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ise İmralı tecrit sistemine dikkat çekerek, “Savaş uygulamalarının ön prototipi İmralı Cezaevidir” dedi.
 
Birleşik Mücadele Güçleri (BMG), 19 Aralık Katliamı’nın 21’inci yıldönümü dolayısıyla Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel- Sen) Genel Merkezi’nde panel düzenledi. Salona “19 Aralık’tan Günümüze Direnişle Zafere, Birleşirsek Kazanırız”, “Roboski’yi unutma unutturma, katliamlara karşı birleşirsek kazanırız”, “Tecrit insanlık suçudur”, “Maraş Katliamı’nı unutma, unutturma, katliamlara karşı birleşirsek kazanırız” yazılı pankartlar asıldı. Kandıra Cezaevi’nde tecavüze maruz kalmasının ardından hücresinde şüpheli şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer’in fotoğraflarının yer aldığı salonda “ Garibe Gezer ölümsüzdür” pankartı da yer aldı.Panelde Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, Görülmüştür Ekibinden Adil Okay, ölüm orucu gazisi Esmahan Ekinci, İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen ve avukat Kazım Bayraktar konuşmacı olarak yer aldı. 
 
Panel saygı duruşu ve sinevizyon gösterimi ile başladı.
 
‘Devrimciler kurşunlara karşı halay çekti’
 
İlk olarak ölüm orucu gazisi Esmahan Ekinci söz aldı. Esmahan, cezaevinde yaşanan vahşetten ziyade direnişten söz edeceğini belirtti. Özellikle devletin 19 Aralık'ta yaşanan vahşeti bilerek, günlerce verdiğini kaydeden Esmahan, bunun temelinde politik tutsakları 'sindirme amacı' olduğunu kaydetti. 19 Aralık Katliamı’nda Niğde Cezaevi’nde olduğunu belirten Esmahan, “Değişik direnişler yaşadım, ben size direnişlerini anlatacağım. Bu direnişler bir birikimin sonucudur. 19 Aralık’ın ilk denemesini Ulucanlar Katliamı ile gerçekleştirdiler. Ulucanlar Katliamı’nda devrimcilerin kurşunlara karşı halay çekmesi bir direnişti. O anlık bir duruş değildi. Ölüme karşı halaya duruşla devlet iyi bir ders aldı. Biz bedel ödemeyi göze almıştık, dik duruşumuzdan taviz vermedik” diye belirtti.
 
‘Örgütlü güç direnişi ördü’
 
Direnişin 12 Eylül Askeri Darbesi’nden gelen birikimlerle ortaya çıktığına işaret eden Esmahan, “Cezaevinde bir yıla yakın direnişin nasıl örüleceği tartışıldı. Birleşik örgütlü güç bu direnişi ördü. Direniş herkes için normaldir. Örgütlü direniş devrimcilerin yapabileceği bir şeydir. Adliler de çoğu zaman dayak yediklerinde direnir ama bizi biz yapan örgütlü duruşumuzdu. Bu direnişe verilen emeği, yılların verdiği birikimin mücadelesini anlatmak istiyorum. Direnişte de insanlarımız katledildi ama en çok bugün yaşanan sessiz ölümler canımızı yakıyor. Direniş örgütlenmelidir. 19 Aralık’ı sadece bir öfke günü olarak değil, deneyim çıkarmak ve birlikte mücadelenin getiririlerini konuşmak gerekiyor” dedi.
 
‘Garibe Gezer yüreğimizi yaktı’
 
Görülmüştür Ekibinden yazar Adil Okay da, cezaevlerinde kanla kazanılan hakların teker teker alınmaya çalışıldığını aktararak, “Devletin uygulaması hasta tutukluları ölüme götürüyor. Garibe Gezer yüreğimizi yaktı. Garibe'yi intiharla anmamak gerekiyor. Bana yolladığı bir yıl önceki mektupta umut doluydu” dedi. Adil ardından Garibe’nin kendisine bir yıl önce gönderdiği mektuptan şu pasajı paylaştı: “Erkek egemen yönetilen bir sistemde bile kadınlar adalet isteyen eril zihniyete başkaldırmış barış tutsaklarıyız. Saltanatın da vazgeçmeyen egemen zihniyetler bize her türlü işkenceyi reva görmektedir.” Adil, sonrasında geçtiğimiz günlerde cezaevinde yaşamını yitiren hasta tutsak Halil Güneş’in şiirinden bir pasaj okudu.
 
‘Cezaevlerinde işkence yapan kim?’
 
Avukat Kazım Bayraktar, ise F Tipi cezaevlerine geçiş sürecinde hukukun rolüne dair konuştu. Kazım, hukuk ve siyaset bağlantısı kurulmadan hukuku anlamanın mümkün olmadığını dile getirerek, devletin, yargılamanın, cezalandırmanın çok çıplak olduğunu ifade etti. Kazım, “Bugün F ve S Tiplerinde devletin cezalandırma gerekçeleriyle kölelerin cezalandırma gerekçeleri aynıdır. Atina devletinde 501 bir hakim vardı. Sadece mülkiyet sahiplerinden ve erkeklerden oluşan hakimlerdir. Özel mülkiyete erkekler hükmettiği için hakimler de erkeklerdir. Sokrates’in yargılaması böyledir. Sokrat’ın dini vardır, devleti de vardır. Sokrates ölüme mahkum edildi. ‘Devletin söyledikleri yerine getirilmelidir’ diyerek, baldıran zehri içer. O zaman yargıyı, cezalandırmayı, köleleri nesneleştirmeyi ilk olarak tarihe çıkaran Cumhuriyetlerdir. İşçi sınıfı ve ezilenleri katmazsanız sadece burjuva sınıfını esas alırsanız demokrasi var. Bugün F Tipi operasyonları yapan kim? Cezaevlerinde işkence yapan kim? DGM’lerde yargılayanlar kim? Bakıyoruz, hakimler, seçilen milletvekilleri. Bizim asıl olanı görmemizi engelleyen katmanlar konuldu. Hukuk, adalet özel mülkiyetle özdeş. Bunlara takılıp, kalındığında yetmiyor. Sokak, eylem, dışarıdaki hücreleri parçalamadan cezaevindeki hücreleri parçalayamacaklarını biliyorlar. Buna karşı sermayedarları teşhir etmekte mümkün olabilir. F Tipi’ne geçişte Türk burjuvazisi, bugün AKP’nin arkasında TÜSİAD’ın önderleri var. Kapitalizmin can damarını hedef aldığımız da daha fazla adım atacağız” diye konuştu.
 
‘2021 yılında 872 mahpus başvuru yaptı’
 
İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen 'infaz yakmalarına' dair konuştu. Nuray, iktidarın otoriterleştikçe hak ihlallerinin ağırlaştırdığını söyledi. Yeni infaz düzenlemeleri ve yönetmelikleriyle cezaevlerinin cehenneme dönüştüğünü aktaran Nuray, “2020 yılında cezaevlerinden bin 182 mahpus, 2021 yılında 872 mahpus başvuru yaptı. Kayseri Cezaevi’nde savcılık kararıyla mektup çıkabiliyor” dedi. Modern infaz sürecinde tüm tutsaklara bedensel ve fiziksel işkence yapıldığını dile getiren Nuray şunları ekledi: “Adil yargılanma ihlalleri, kadınların sorunları, Kovid-19 ile yaşanan sıkıntılar, hasta mahpuslar, iletişim yasakları ve sağlık hakkına erişememe başlıkları bunlardan bazıları. Ağız içi arama, tek tip saç traşı var mahpuslar bunu kabul etmiyor. İşkence ve kötü muamele ortadan kaldırılmış gibi gösteriliyor ama işkence hala devam ediyor. Burada muazzam bir cezasızlık devrededir. Kürtçe mektuplar verilmiyor. Bazı mahpusların sevk talepleri kabul edilmiyor. Mahpusların en ufak itirazları disiplin cezaları olarak yansıyor. Cezaevi Gözlem Kurulu ile infazlar yakılıyor.”
 
‘2021'de 64 tutsak yaşamını yitirdi’
 
İHD olarak Danıştay’a dava açtıklarını aktaran Nuray, “Hukuksal açıdan düşünüldüğünde kendisini mahkeme yerine koyan bir kurul var. Mahkeme olmayan ama mahkeme gibi davranan bir kurul tarafından özgürlüğünüze el konuluyor. Çok ağır hasta bir mahpus Hayrettin Yılmaz, denetimli serbestlik hakkı kazandığı halde Gözlem Kurulu tarafından cezaevinde tutuldu ve yaşamını yitirdi. İnsanlık dışı bir sistem var bunun mutlaka kaldırılması gerekiyor” diye belirtti. Ailelerden, gelen mektuplardan ve ziyaretlerden edindikleri bilgilerle hasta tutsakları tespit edebildiklerinin altını çizen Nuray, 2021 yılından 64 tutsağın yaşamını yitirdiğini ifade etti.
 
‘İmralı Türkiye’de bir yönetim tekniği’
 
DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ise 1999-2000 sürecinin sistemsel zihniyeti ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile Türkiye’ye getirilmesine değinerek, söze başladı. 1999’da Abdullah Öcalan’ın uluslararası komplo ile Türkiye’ye teslim edilmesinin arkasında Türk burjuva sermayesi kadar uluslararası egemen güçlerin Ortadoğu’ya yönelik stratejik planlarının olduğunu ifade eden Keskin, şöyle konuştu: “Türkiye’deki rejimin değişmesinin arkasındaki temel küresel gücün bağlamını ele alabiliriz. İmralı hem fiziksel hem mekânsal hem de konumlanış ve kurgulanış biçimiyle Türkiye’de bir yönetim tekniği ve biçiminin nasıl olması gerektiği; bunun cezaevlerine, topluma nasıl yansıdığını 23 yıllık uygulamalara baktığımızda bunun nasıl bir iktidar biçimine dönüştüğünü görebiliriz.
 
Savaş uygulamalarının ön prototipi İmralı Cezaevidir
 
Dolayısıyla hem 2000’deki cezaevi katliamı ve F Tiplerinin dönüşümlerini, inşa edilmek istenen tecrit sistemini bu bağlamıyla değerlendirdiğimiz aslında kendini Ortadoğu eşbaşkanı olarak değerlendiren AKP iktidarı son 20 yıldır hem Türkiye hem de Ortadoğu’da yaymaya çalışan bir karakter olduğunu söyleyebiliriz. Sayın Öcalan üzerinde uygulanan tecride baktığımızda hakikaten cezaevlerinde, halklara yönelik, özgürlük ve devrim mücadelesini yürüten tüm kesimlere yönelik ön savaş uygulamalarının ön prototipi İmralı Cezaevidir.  Bu anlamıyla sürekli kendisini üreten, yenilemeye çalışan bir gerçeklikle egemen iktidar rejim modeliyle karşı karşıyayız. Tecrit bir yurtseveri, devrimciyi, sosyalisti zindanlarda egemen sistemin belirlediği çerçevede hapsetme, toplumdan izole etmeyi hedefler. Egemen iktidarın asıl hedefi cezaevlerindeki tutsakların birikimini, deneyimini kısıtlayarak, toplumsal mücadeleyi düşürmektir. Tecrit uygulaması bir yönetim olma özelliğinden hareketle kendini yayma biçimini de taşıyor. Tecrit uygulamalarının cezaevleriyle sınırlı tutulmayışı ve topluma yaygınlaştırılması bununla alakasıdır. Bu tecrit sistemi emperyalist küresel güçlerin desteğini de alan ve Türkiye’yi Guantanamo merkezine dönüştüren bir zihniyetle karşı karşıyayız.”
 
Panel, Grup Devinimin ezgileriyle sona erdi.