Adaletsizliğin çağında ‘Adalet Nöbetleri’ her yerde
- 09:01 21 Aralık 2021
- Güncel
Rozerin Gültekin
İSTANBUL- Türkiye ve bölge kentlerinde adaletsizliğe maruz kalanlar, adaletin sağlanması, faillerin yargılanması için yıllardır yürüttükleri mücadelelerini “Adalet Nöbetleri”ne taşıyor. Kadınlar öncülüğünde ailelerin nöbet eylemleri dalga dalga yayılıyor.
AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Adaletin olmadığı bir devlet, tıpkı temelsiz bina gibi eninde sonunda yıkılıp gitmeye mahkumdur” sözüyle aslında yıllar önce kendi saltanatının yıkılışının en açık nedenini söylemişti. Adaletin dağıtımcı tanrısı Themis’ten midir bilinmez, ancak yıllardır tüm haksızlıklara, katliamlara, savaşa karşı en çok adalet arayanlar kadınlar oldu. Türkiye ve bölgenin dört bir yanı adalet bekleyen kadınlarla sarıldı. Yargının unuttuğu “adaleti”, kadınlar bu topraklara yeniden getirmek için mücadele ediyor. Halk ve özelde kadınlar, adaleti artık bu “Adalet Sarayları”nda değil, sokaklarda arıyor.
Adalet arayışının öncüleri Plaza de Mayo Anneleri
Felsefecilerin üzerinde yoğunca teori ürettiği adalet kavramı ve arayışının yakın tarihte pek çok örnekleri ile karşılaşıldı. Tarihe not olarak düşen ve birçok annenin evladını aramasına öncülük eden Plaza de Mayo Anneleri’nin mücadelesi Arjantin’de askeri darbe sırasında komünist, devrimci ve muhalifin katledilme ve kaybedilmesi sonrası açığa çıktı. Çocukları, eşleri, kızları kaybedilen, katledilen 14 kadının mücadelesi, 30 Nisan 1977 tarihinde Arjantin yönetiminin kendilerine yakınları hakkında bilgi vermeyi ret etmesinden sonra Başkan Videla’ya talep mektubu sunmak amacıyla beyaz eşarplarını bağlayarak Plaza de Mayo Meydanı’nda bir araya gelmesiyle başladı. Herkesin konuşmaya korktuğu dönemde kadınlar kayıplarına ulaşmak 41 yıl boyunca askeri baskıya rağmen her Perşembe günü Plaza de Mayo’da toplandı. Yıllarca kayıp yakınlarını bulmak ve faillerden hesap sormak için bir araya gelen Plaza de Mayo Anneleri, kendilerinden sonra birçok adalet arayışının gerçekleşmesine öncü oldu.
Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışı
Türkiye’de de gözaltında kaybedilen yakınlarını bulmak için Plaza de Mayo Anneleri’nin mücadelesini örnek alan Cumartesi Anneleri’nin kayıplarını aramaya başlamasına vesile olan ilk adımlardan biri de gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak’ın Hasan'ı bulmak için başlattığı mücadele sonucunda Hasan’ın cenazesine ulaşması oldu. Emine’nin oğlunun cenazesine ulaşmış olması çocuklarının, eşlerinin cenazelerine dahi ulaşamayan insanlar için umut ışığı oldu. Hem Emine annenin hem de Plaza de Mayo Anneleri’nin kayıplarını arama mücadelesinden güç alan kayıp yakınları, 27 Mayıs 1995'ten sonra birçok baskı, saldırı, gözaltıya rağmen Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Cumartesi Anneleri kayıplarından vazgeçmeden adalet mücadelesini yürütmeye devam ediyor. Kayıplarını arama mücadelesi sırasında pek çok siyasetçi, sivil toplum örgütü ve halk tarafından destek gören Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışı 3 kuşaktır sürdürülüyor.
5 Şubat 2011 tarihinde Cumartesi Anneleri ile Dolmabahçe Sarayı’nda görüşme gerçekleştiren dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, annelere kayıplarını bulma sözü verse de günümüze dek bu söz yerine getirilmedi. Başta oğlu Cemil Kırbayır eve döner diye kapısı açık yatan Berfo Ana olmak üzere pek çok anne verilen bu sözün yerine getirildiğini görmeden yaşamlarını yitirdi. Yakınlarına kavuşmayan annelerin inadını ise çocukları ve torunları devraldı ve devam ettiriyor. Cumartesi Anneleri, kayıpları bulunana kadar ne Galatasay Meydanı’ndan ne de adalet arayışlarından vazgeçmiyor ve bunu her hafta yaptıkları açıklamalar ile dile getiriyor.
Batman ve Diyarbakır’da Kayıp Yakınları’nın adalet arayışı
Cumartesi Anneleri gibi gözaltında kaybedilen, katledilen yakınlarının bulunması için mücadele yürüten bir diğer anneler ise Kayıp Yakınları. 90’lı yıllarda kaybedilen yakınları için eylemde olan Kayıp Yakınları, Diyarbakır ve Batman’da “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” diyerek yıllardır meydanlardan seslerini yükseltmeye çalışıyor. Batman’da kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Batman Şubesi ortaklığıyla 31 Ocak 2009 tarihinden bu yana İnsan Hakları Anıtı önünde 507 haftadır bir araya geliyor. Diyarbakır'da ise kayıp yakınları ve İHD Diyarbakır Şube üyeleri 670 haftadır Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yakınlarını bulmak için seslerini yükseltiyor. Ailelerin eylemleri dönem dönem polis saldırısı, valilik yasaklamaları ile engellense de bugüne kadar gelmeyi başardı.
İHD yıllardır hasta tutsaklar için adalet diyor
İnsan Hakları Derneği öncülüğünde cezaevinde tutsakların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çekmek ve hasta tutsakların serbest bırakılması için yıllardır İzmir, İstanbul ve Ankara’da çeşitli açıklamalar gerçekleştiriliyor. İHD İzmir Şubesi hasta tutsakların yaşadığı hak ihlallerine dikkat çekmek için 2011 yılından bu yana iki haftada bir Konak Eski Sümerbank önünde “Hasta mahpuslara özgürlük” sloganıyla basın açıklaması gerçekleştiriyor. İHD İstanbul Şubesi de 2012 yılının Ocak ayında Mecidiyeköy, Kadıköy ve Bakırköy’de akşam saatlerinde bir araya gelerek tutsakların yazdıkları mektupları ve yaşadıkları hak ihlallerini dile getirirken, 2013 yılına gelindiğinde ise artık cezaevlerindeki hasta tutsakların sorunlarını, yaşadıkları hak ihlallerini İHD İstanbul Şube binasında her cumartesi bir araya gelerek “F oturumu” adıyla gerçekleştirilmeye başlandı. Ankara’da da 14 Şubat 2013’den bu yana Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi cezaevlerinde yaşananları teşhir etmek ve hasta tutsakların serbest bırakılması için ilk olarak Sakarya ve Yüksel Caddelerinde bir araya gelirken daha sonra OHAL ve pandemi sürecinin başlaması ile birlikte İHD Ankara Şube binasında basın açıklaması gerçekleştirmeye başladı.
Roboskî 120 aydır adalet bekliyor
Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboskî köyünde 2011 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından 17’si çocuk 34 kişi savaş uçakları ile katledildi. Katliam hükümete yakın kanallarda yer almazken, daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda Uludere Alt Komisyonu kuruldu. Bu kurulun üyeleri “Görüntüler çok net. Göz göre göre ölmüşler” demesine rağmen Genel Kurmay Başkanlığı 7 Ocak 2013 yılında görülen davada TSK personelinin görevlerini yerine getirdiğini iddia ederek dosya hakkında takipsizlik kararı verdi. İç hukuk yollarını tüketen ailelerin AİHM’e yaptığı başvuru sürenin dolduğu iddia edilerek reddedildi. Roboski davasının avukatı Tahir Elçi faili meçhul bir şekilde katledildi. Ailelerin kurduğu Roboskî İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneği (ROBOSKİ-DER) 2017’de çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı.
Diyarbakır’da bulunan Roboskî Anıtı kayyım tarafından parçalanarak kaldırıldı, yandaş medya ve AKP milletvekilleri tarafından katledilen insanlar suçlanarak devlet aklanmaya çalışıldı. Bu süre zarfında aileler katledilen yakınları için adalet demekten vazgeçmezken, Roboski İçin Adalet Girişimi ise her ayın 28’inde İHD Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenliyor. Girişim, 120 aydır katliamdan sorumlu olanların cezalandırılmasını ve aileler için adalet talep ediyor.
Suruç için gelmeyen adalet
2015’te Kobanê’deki çocuklara oyuncak götürmek için Urfa’nın Suruç ilçesine giden ve DAİŞ’in canlı bomba saldırısı sonucu katledilen 33 genç için aileleri bugüne kadar adalet taleplerini dile getirdi. Aileler 2015’te Suruç Aileleri İnisiyatifini kurarken, sivil toplum örgütleri ve siyasetçilerin de içinde olduğu bir grup da Suruç İçin Adalet Platformu’nu kurdu. Aileler ve platform üyeleri her ayın 20’sinde Ankara, İzmir ve İstanbul’da basın açıklamaları yaparak katliamdan sorumlu olanların yargılanmasını istedi. Saldırıya ilişkin açılan dava, bu yılın 22 Ekim’inde sonuçlandı ve gerçek failler bulunmadan Ankara Gar Katliamı’ndan tutuklu bulunan tek sanık olan Yakup Şahin’e 34’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek dosya kapatıldı. Fakat aileler bu sonuca itiraz ederek Suruç için adalet gelene ve gerçek failler yakalanana kadar mücadelelerini sürdüreceklerini belirtiyor.
Ankara Katliamı’nda ailelerin adalet mücadelesi
Türkiye’de adalet bekleyenler arasında Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren 103 kişinin aileleri de var. 10 Ekim 2015’de Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne dönük DAİŞ saldırısında 103 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Aradan geçen 6 yılda aileler adalete erişemedi, katliamın ardındaki güçler açığa çıkarılmadı. Aileler 2016’da 10 Ekim Der’i kurdu. Derneğin Ankara 7’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nce kapatılması üzerine aileler bu yıl 10 Ekim Barış Derneği’ni kurduklarını açıkladı. Aileler yaptıkları eylem ve etkinlikler ile adalet arayışlarını sürdürüyor. 10 Ekim Ankara Katliamı’nda ise tek tutuklu sanık Yakup Şahin bulunuyor. Diğer sanıkların tamamı firari olarak kayıtlara geçmiş durumda.
Emine anne elleriyle toprağı kazarak adaleti arıyor
Her ne kadar ülkenin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül “adliyeler adaletin kapısıdır” dese de Emine Şenyaşar ve Ferit Şenyaşar’ın Urfa Adliyesi önündeki “Adalet Nöbeti” 287’inci gününde devam ediyor. Urfa’nın Suruç ilçesinde 24 Haziran 2018 seçimleri öncesi AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınlarının saldırısı sonucu eşi ve iki oğlunu yitiren Emine Şenyaşar ile saldırıdan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın Urfa Adliyesi önünde 9 Mart'ta “Artık sabrımız kalmadı” diyerek başlattığı “Adalet Nöbeti” sivil toplum örgütleri, siyasetçiler, Barış Anneleri, her kesimden yakınlarını kaybedenlerin desteği ile devam ediyor. Emine’ye bu “Adalet Nöbeti” boyunca soruşturmalar açılsa da, adliyeye girişi yasaklansa da her gün kilometrelerce yol kat ederek Adliyesi önünde “adalet” istemekten vazgeçmiyor. Emine annenin yeni yapılacak olan adliye binasının temelinde elleriyle adalet arayışı devletin adaleti sağlayamadığının en acı örneği olarak tarihe geçti. Emine annenin bu nöbet eylemi başka ailelere de ilham oldu ve dalga dalga yayıldı.
1 ay içerisinde 3 ‘Adalet Nöbeti’ başlatıldı
Türkiye’de ve bölge kentlerinde günden güne yeni adalet nöbetleri tutulmaya başlandı. 1 ay içerisinde 3 farklı şehirde “Adalet Nöbeti” başladı. Cezaevlerindeki hasta ve infazları yakılan tutsakların serbest bırakılması için “Adalet Nöbeti” tutan ailelerin Diyarbakır Barosu Hizmet Binası’nda sürdürdükleri eylemleri 36’ncı gününe girdi. Van’da da cezaevlerinde yoğun hak ihlalleri ve hasta tutsakların durumuna dikkat çekmek amacıyla tutsak yakınlarının başlattığı "Adalet Nöbeti" 11’inci gününde devam ediyor. Ankara’da 15 Temmuz 2020 tarihinde 19 yaşındaki profesyonel bisikletçi Umut Gündüz’e alkollü şekilde aracıyla çarparak ölümüne yol açan Çağdaş Şenyüz'ün tutuksuz yargılanmasına karşı anne ve babasının Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde başlattığı Adalet Nöbeti 12’nci gününde sürüyor.
Aileler ‘Adalet Platformu’ çatısı altında adalet istedi
Benzer bir eylem de 11 Kasım günü Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi önünde gerçekleşti. Kayıpları için adalet arayan ve Adalet Platformu'nu oluşturan aileler, "Bozuk düzenin yarattığı adaletsizliğin mağdurları olarak artık yeter adalet istiyoruz" dedi. Aileler arasında Rabia Naz Vatan, Berkin Elvan, Pınar Gültekin Burak Oğraş, Umut Gündüz, Oğuz Arda Sel, Zeynep Arslan ve Suruç Katliamı'nda yaşamını yitirenlerin de bulunduğu yakınlarını kaybeden aileler yer aldı. Platform, talepleri karşılanana dek kent kent dolaşıp “adalet” taleplerini anlatacak.
Adalet mücadelesi dijital medyada
Öte yandan adaletsizliğin rutinleştiği Türkiye’de adalet arayışları artık dijital medya üzerinden de gerçekleştiriliyor. Bu şekilde yargıyı harekete geçirmeye çalışmaları da Türkiye’de yargıya olan güvenin ne boyutta olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Bu adalet arayışları çoğu zaman adaletin sağlanması için yargıyı harekete geçirse de ne yazık ki gerçek adalet tam anlamıyla tecelli etmiyor. Örneğin 8 Mayıs 2018’de Berk Akand ve Çağatay Aksu tarafından bir plazanın 20’nci katından atılarak katledilen Şule Çet’in faillerinin cezalandırılması için mücadele eden kadınlar sayesinde failler cezalandırıldı, kendisine işkence eden erkeği özsavunmasını kullanarak öldüren Melek İpek için kadınlar dijital medya üzerinden adalet sesini yükselterek Melek’in tahliye olmasını sağladı. Yani kadınlar hayatlarından vazgeçmeyerek her alanda adalet sesini yükselterek adaleti sağlamaya çalışıyor. Ancak Siirt’te İpek Er’e tecavüz ettikten sonra intihara sürükleyerek yaşamını yitirmesine neden olan uzman çavuş Musa Orhan ve Dersim'de 5 Ocak 2020’den bu yana kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku için ve Mersin’de 19 Eylül 2017’de polis Fatih Burak Aykul tarafından evinde vurularak katledilen üniversite öğrencisi Feray Şahin için dijital medyadan adalet arayışı aylardır devam ediyor.
Türkiye’de yargının adalet sağlayıcı olmadığından hem fikir olan birçok kesim böylesi eylemlerle seslerini duyurmaya ve oluşacak kamuoyu ile adaletin tecelli etmesini umut etmekte.







