ÖHD’li Leyla Kaplan: Tecrit hasta tutsakları ölüme sürüklüyor
- 09:03 26 Aralık 2021
- Güncel
VAN - PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve cezaevlerinde devam eden hak ihlallerine ilişkin konuşan ÖHD’li avukat Leyla Kaplan, “Tecrit insanlık suçudur, devam etmemesi gereken bir uygulamadır. Hasta tutsakları ölüme sürükleyende uygulanan tecrittir” dedi.
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecrit devam ederken, cezaevlerindeki tutsaklara yönelik hak ihlallerine de her geçen gün yenileri ekleniyor. Diğer yandan infazı yakılan ve ağır koşullarda tutulan hasta tutsakların durumu da giderek ağırlaşıyor. Hasta tutsaklar tahliye edilemezken cezaevlerinde tedavileri de yapılmıyor. Son bir ayda yaşamını yitiren hasta tutsakların sayısı 6’yı bulurken, konuya dair Adalet Bakanlığı’ndan herhangi bir açıklama yapılmadı.
Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Van Şubesi avukatlarından Leyla Kaplan, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini değerlendirdi.
‘Tutsakların talepleri karşılanmıyor’
Bir insanın en temel hakkının yaşam hakkı olduğunu ve son zamanlarda hasta tutsakların yaşamlarını şüpheli şekilde yitirmesine dikkat çeken Leyla, cezaevlerinde hasta tutsaklara yaklaşımın, koşullar ve hijyenik olarak hukuka ve kanuna uygun bir şekilde yürütülmediğini belirtti. Leyla, “Cezaevinde bulunan tutsakların hiçbir talebi yerine getirilmemekte. Tutsakların hastane talebi yerine getirilmemekte, bazı mahkumlar tek kişilik hücrede kalıyor kendi ilaçlarını tek başına kullanamamaktadır, tek başlarına yaşamlarını idame edememektedirler. Cezaevi yönetimi bunları görmezden gelmektedir. Son zamanlarda yaşadığımız kayıpların en başından beri bir devamının olduğunu düşünüyorum, çünkü 2020 yılından bu yana 9 hasta tutsak yaşamını yitirdi. Cezaevleri, mahkumların yaşam hakkı, dokunulmazlığı, işkence ve kötü muamele olsun bu konularda kesinlikle sınıfta kalmıştır. Herhangi bir önlem ve tedbir almakta lüzum görmemektedir” dedi.
‘Cezaevi yönetimi sorumluluktan kaçıyor’
Yaşamını yitiren tutsakların ölümlerinin adli ölüm statüsünde değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Leyla, bunun nedeninin ise cezaevlerinde ‘intihar’ ya da ‘şüpheli ölüm’ dahi olsa normal ölüm şeklinde yansıtmaya çalışıldığını, cezaevi yönetiminin bu şekilde sorumluluktan kaçmaya çalıştığını kaydetti. Leyla, “Tek kişilik hücrede hayatını kaybeden ya da ‘intihar’ denilerek hayatını kaybeden mahkumlara ilişkin soruşturma etkin yürütülmüyor. Avukatlar ya da aileler cezaevine varmadan otopsileri yapılıyor ya da cenazeler herhangi bir suç delil olmadan defnediliyor. Cezaevlerinde intiharlar oluyor. ‘Ama bu kişileri intihara sürükleyen nedenler nelerdir?’ Bunların iyice araştırılması gerekmektedir. Ancak apar topar cenazelere otopsi yaptırılıp defnediliyor. Bunları yapmalarının sebebi de bir hataları veya sorumlulukları varsa bunları kapatmaya çalışmaktır” ifadelerine yer verdi.
‘Tutsakların tahliyeleri keyfi olarak engelleniyor’
Tahliye olması gereken tutsakların keyfi sebeplerle tutulmasının hukuki olmadığını ifade eden Leyla, tutsaklara yönelik disiplin soruşturmaları ve yapılan görüşmelerde “pişmanlık” duymamasını gerekçe göstererek, tahliyelerin engellendiğini belirtti. Leyla, “Tahliye edilmeyen tutsakların hukuki süreci devam etmekte. Bu durumlar tamamıyla keyfidir ve dayanağı hiçbir şekilde yoktur. Sadece göz korkutma ve diğer mahkumların gözünü korkutma amacıyla yapılan bir uygulamadır. Getirilen infaz yasası ayrımcı ve politik yaklaşımdan kaynaklanan uygulamadır. Herhangi bir eşitlik ilkesine uygun değildir. Son dönemde cezaevlerinde çok popüler bir hale gelen hak ihlali var. Bu yıllardır devam ediyor. Son bir ayda 7 kişinin ölümü bizi ciddi anlamda üzdü, ancak hasta tutsaklar konusunda ATK’nin son derece siyasi ve keyfi ‘cezaevinde kalabilir’ raporları bizim elimizi kolumuzu bağlamaktadır. Ancak bu demek değildir ki pes edeceğiz. Bu konuda hasta tutsaklar için gerek bireysel gerek derneğimiz adına çalışma yürütmeye çalışacağız ve başarılı olacağız” dedi.
‘Tecrit insanlık suçudur’
Tutsakların maruz kaldığı tecride de değinen Leyla, tecridin insanlık suçu olduğunu söyledi. İmralı’daki tecrit ile cezaevlerinde oluşan koşulların birbiriyle bağlantılı olduğuna dikkat çeken Leyla, “İmralı Cezaevi’nde yaşanan ağır hak ihlalleri özelde bölgemizde de yaşanmaktadır. Tecrit insanlık suçudur, devam etmemesi gereken bir uygulamadır. Bir an önce son verilmesi gerekiyor. İmralı’da uygulanan tecrit ile diğer cezaevlerinde uygulanan tecrit aynı. Gerek işkence ve baskı politikalarına karşı gerek cezaevlerinde insanlık onuruyla bağdaşmayacak olan her türlü eyleme karşı olan politikalarımızla bu konuda STK’ler, Baro, Birleşmiş Milletler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri olsun bunların hepsi tecride karşı çıkmakta. Ama yerelde bunun karşılığı bulunmamaktadır. Tecridin hukuki hiçbir boyutu yok, ne insanlık onuruyla bağdaşıyor ne de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağdaşıyor” ifadelerini kullandı.
‘Garibe’yi intihara sürükleyen cezaevi yönetimidir’
Leyla son olarak şöyle konuştu: “Hayatını kaybeden Vedat Erkmen defalarca kendi koğuşuna geçmek istemesine rağmen ‘güvenlik’ bahanesiyle tekli koğuşa götürülmüştür. Bunda gerçek bir intihar var desek dahi bu intihara sebep cezaevi yönetimi olmuştur. Çünkü onu intihara sürükleyen sebep tek kalmasıdır. Garibe Gezer’de tek başına kalmış ve acil yardım butonu devre dışı bırakılmış. Eğer varsa bir intihar Garibe’yi intihara sürükleyen yine cezaevi yönetimidir. Bunların hepsi tecrit uygulaması sonucunda oluyor. Tutsakların çoğu hastaneye gitmek istemiyor. Neden diye sorduğumuzda Covid-19 tedbirleri yüzünden gitmek istemiyor. Çünkü hastane dönüşü geldikleri zaman tek kişilik hücrelere gönderiliyorlar. Bu sebepten kaynaklı en ağır hasta tutsak dahi maalesef hastaneye gidip tedavi olmayı kabul etmemekte. Bu da bir tecrit suçu ve cezaevi yönetiminin sıkıntılı yaklaşımıdır. Hasta tutsakları ölüme sürüklemektedir.”







