Tutsak ailelerinin nöbeti 3’üncü haftasında: Sesler yükseltilmeli
- 18:04 22 Ocak 2022
- Güncel
İSTANBUL - İstanbul'da tutsak ailelerinin, “Hapishanelerde Ölüm İstemiyoruz, Yaşamı Savunuyoruz” başlığıyla başlattığı adalet nöbeti üçüncü haftasına girerken, destekler de büyüyor. Nöbette, cezaevlerine karşı seslerin yükseltilmesi çağrısı yapıldı.
Hasta ve infazı yakılan tutsakların serbest bırakılması için Van ve Diyarbakır’da başlatılan “Adalet Nöbeti” İstanbul’da da sürüyor. Tutsak yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından, şube binasında “Hapishanelerde Ölüm İstemiyoruz, Yaşamı Savunuyoruz” başlığıyla her Cumartesi düzenlenen nöbete bu hafta Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği, (MATUHAYDER), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Turan Aydoğan, Mahir Polat da destek verdi.
Nöbet katılımcıların konuşmaları ile başladı.
Cezaevlerindeki ölümler
Serbest kürsüde ilk olarak İHD Hapishaneler Komisyonu üyesi avukat Davut Arslan söz aldı. Ramazan Turan’ın dün hücrede yaşamını yitirdiğini hatırlatan Davut, bunun ilk olmadığını belirterek, yaşamını yitiren Murat Ergin’e işaret etti. Davut konuya dair Murat Ergin’in işkence edilerek gözaltına alındıktan sonra tutuklandığını, ancak cezaevi yönetiminin Murat’ı cezaevine almadığını tekrardan hastaneye gönderdiğini hastanenin de “basit tıbbi müdahale ile tedavi edilebilir” diyerek Murat’ın cezaevine yolladığını ancak daha sonra tek başına tutulduğu hücrede yaşamını yitirmiş halde bulunduğu bilgisini paylaştı.
‘Baskılara karşı bedenlerini açlığa yatırdılar’
Ardından söz alan Nasihat Kılıç Kıran da İzmir Kırıklar F Tipi Cezaevinde 17 senedir tutuklu bulunan kardeşi Sertaç Kılıçarslan’ın 14 arkadaşıyla birlikte yapılan baskılara karşı 60 gündür dönüşümsüz açlık grevine girdiğini ifade ederek, “Pazartesi günü telefon ile konuştuk sesi kötü geliyordu. 60 gün bir insan aç olması ne demek. Yeni atanan müdür var. Bu müdür zulüm yapıyor, koğuşlarını dağıtıyor, koğuşlarını değiştirip tek hücrede tutuyor ve koğuşlarına kamera koyuyormuş. Onlar bunlara karşı yaptıkları eylemler sonucunda disiplin cezası aldılar. Her gün zulüm var. Onlar bunlara dayanamadılar ve bedenlerini açlığa yatırdılar. Kimse bize cevap vermiyor. Herkese çağrımdır cezaevinde yaşananları dile getirin, durumları iyi değil” diye konuştu.
‘Cezaevinden cenaze çıkıyor neden kimse duymuyor?’
Silivri Cezaevi’nde tutsak olan Yakup Akman’ın annesi Fince Akman da ülkedeki adaletsizliğe dikkat çekti. Fince, “Allahsız bir devlettir. Çocuklarımız zulmün altında. Cezaevlerindeki havalandırmayı kafes yapmak istiyorlar. Tutsaklar ne hava alsın ne de kuş görsünler istiyorlar. Zulüm yapıyorlar. Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanı kulağını açsın bizi duysun. Biz biliyoruz o yapıyor bunları bu cezaları o veriyor. Hak, hukuk, insan hakları örgütleri, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) nerede? Neden gözlerini, kulaklarını kapatmışlar. Cezaevinden cenaze çıkıyor neden kimse duymuyor? Amerika’da cenaze çıksaydı herkes ayağa kalkardı. Bizim için de ayağa kalksınlar, bizim de haklarımız var. İnsan gibi yaşamak istiyoruz. Mal mülk istemiyoruz. Biz dilimizin mücadelesini veriyoruz. Onlar Türk olmamızı istiyorlar. Tek dil, tek bayrak diyorlar. Bir Kürt kalsa bile dilinden vazgeçmeyecek kendisine Türk demeyecek” ifadelerini kullandı.
‘Öcalan’ın üzerindeki tecrit tüm ülkeye yayıldı’
Nöbette konuşan HDK İstanbul Eşsözcüsü Erkan Tepeli de cezaevlerinde her zaman ciddi sorunlar yaşandığını, infaz rejiminin ölüm rejimine dönüştüğünü belirtti. Erkan, “70 yaşındaki Ramazan Turan cezaevinde yaşamını kaybetti. Bunun sorumlusu siyasi iktidardır. Türk devletinin hapishanelere yaklaşımı cenazelerde ortaya çıkıyor. Ramazan Turan’da da bunu gördük. Dini vecibelerinin yerine getirilmesine izin verilmedi, avukatlar olmadan otopsi yapıldı. Sayın Öcalan’ın üzerinde derinleşen tecridin tüm ülkeye yayıldığını görüyoruz. Her zaman yaratılan ölüm rejimine itiraz edeceğiz. Demokrat insanları tutsakları devletin rejimine teslim etmeyeceğini, insani koşulların yaratılması için çabalayacağını biliyoruz. Tüm tutsakların yaşam haklarını koruyan tedbirler alınmalı, Adli Tıp Kurumu bilimsel olarak süreci işletmeli” diye ifade etti.
‘Tutuklular sesimize ses olun diyor’
Avukat Jiyan Tosun da Edirne F Tipi Cezaevinden İHD’ye mektup geldiğini ifade ederek, gelen mektupta tutukluların işkence gördüklerini ve ölüme sürüklendiklerini söyledi. Mektupta yaşamını tek başına sürdüremeyecek 4 tutsağın olduğunu vurgulayan Jiyan, “Mektupta tutuklular sesimize ses olun diyor. Böyle giderse ağır hasta 4 tutuklunun yaşamını yitirileceği söyleniyor” bilgisini paylaştı.
‘Karanlığın üstüne gitmeliyiz’
Nöbete destekte bulunmak için geldiğini dile getiren Ayazağa Cemevi Piri İbrahim Erdoğan, “Biz ülkenin halkları olarak bir karanlık varsa onun üstüne gitmeliyiz. Karanlığın üstüne gitmediğimiz sürece ışığı göremeyiz. Sokağı boş bıraktığımız sürece bir kazancımız olmaz. Bugüne kadar ki bütün kazançlarımızı sokaklarda olduğumuz için kazandık. Şimdiki iktidar yalancı ve sahte bir tüzüğe sahip” diye konuştu.
Aysel Tuğluk’un durumu
Daha sonra CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun katılımı ile söyleşi bölümüne geçildi. Sezgin, zor zamanlardan geçildiğinin altını çizerek cezaevlerinin muhalifler açısından zulüm yeri olduğunun belirtti. Sezgin, “ Zalimliğin en ağırı cezaevlerinde oluyor yeni değil ama yaygın ve kitlesel zulüm yapılıyor şimdi. Adalet ve Kalkınma Partisi şunu başardı zalimlikte ve zulümde eşitliği sağladı. Ülkenin her yerinde zulüm yapılıyor. 12 Eylül döneminde de yaygın bir faşist darbe olmasına rağmen böyle şeyler olmamıştı. O zamandan bu güne 42 yıl geçti cezaevlerinde ağır sistematik uygulamalar değişmedi. Cezaevlerinde hiç olmadığı kadar kadın hükümlü kişi var. Yıllardır yakınları görmeyen tutuklu var. Aysel Tuğluk şahsında halk üzerinde baskı kurmak istiyorlar. Aysel Tuğluk 7 yıldır cezaevinde. Annesinin cenazesinden sonra sağlık sorunları oluştu. Kocaeli Devlet Hastanesi ‘cezaevinde kalamaz’ demesine rağmen ATK ‘cezaevinde kalabilir’ diyor. Düşman ceza hukuku bile değil bu yapılanlar. Bunun için bu düzenin değişmesi lazım” dedi.
‘Devletin adalet şirazesi kaymıştır’
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan da “Devlet yönetim biçimidir. Bu yönetimi kanun belirler. Kendi çizdiği kanunlara uymuyorsa devlet kendi adalet terazisini kaybetmiş demektir. Bu devletin adalet şirazesi kaymıştır. Devletin adalet şirazesini kaybettiğini Emine Şenyaşar’ın yüreğinde, Garibe Gezer’in yüreğinde, Aysel Tuğluk’un zihninde görüyoruz. Devlet meşruiyetini tekrar canlandırmak istiyorsa hasta tutsakları tahliye etsin, cezaevlerindeki cezaları gözden geçirsin, adil özgür yaşamı inşa etmek için bize kulak versin. Bizim derdimiz çözümdür. Bütün kalbimizle alevi canlar olarak yanınızdayız” sözleri ile nöbete desteklerini dile getirdi.
‘İnsan hakları için bir araya gelmeliyiz’
İnsan hakları konusunda ülkenin sicilinin temiz olmadığını söyleyen DAD İstanbul Şube Eşbaşkanı Dilber Aslan ise şöyle konuştu: “Biz 12 Eylül’den bu yana muhalifler, demokrasiden yana olan herkes ezildi ezilmeye devam ediliyoruz. Bu süreçte yapmamız gereken muhalif güçler olarak bir araya gelerek bu gidişatın önünü almak zorundayız. İnsan hakları mücadelesi, için bir araya gelmeliyiz. Annelerin çocuklarının hakları için burada seslerini duyurmak için yaptıkları mücadelelerini kutluyoruz. Demokrasiden yana olanlar devletin gözünde ‘terörist ve ölmeyi hak ediyor’ yani ahlakın çöktüğü noktadayız.”
Daha sonra forum bölümüne geçildi. Bu bölümde de cezaevlerinde başta ana dilin konuşulmasında yaşanan sorunlar, tutsakların infaz yakılması gibi sorunlara dikkat çekildi.
Nöbet soru cevap bölümünün ardından sona erdi.







