‘Kimse bizden haklı olduğumuzu kanıtlamamızı bekleyemez’

  • 19:07 22 Ocak 2022
  • Güncel
İSTANBUL - HDK’nin “Kadının beyanı esastır, erkek aksini ispatlamakla yükümlüdür” başlıklı söyleşinde konuşan kadınlar, “Erkek suçsuzluğunu ispatlasın. Kimse bizden haklı olduğumuzu kanıtlamamızı bekleyemez, kimseye ispatlama borcumuz yok” sözleriyle seslendi.
 
Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Okmeydanı’nda bulunan Munzur Çevre Derneği’nde “Kadının beyanı esastır, erkek aksini ispatlamakla yükümlüdür” başlıklı söyleşi gerçekleştirdi. Feminist aktivist Selin Top ve avukat Ruken Gülağacı’nın konuşmacı olduğu söyleşiye Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz, HDP il ve ilçe örgütleri, HDK üyeleri ile beraber çok sayıda kadın katıldı. Söyleşinin yapıldığı salona, “Kadının beyanı esastır, erkek aksini ispatlamakla yükümlüdür” pankartı asıldı.
 
‘Kadın öznesine kulak veriyor’
 
Söyleşide ilk olarak söz alan feminist aktivist Selin Top, HDK’nin “Kadın beyanı esastır” ilkesini gündemleştirdiği için teşekkür ederek konuşmasına başladı. İlkenin, hukuk alanının ötesinde, kadınların bulundukları her yerde hayati olduğunu vurgulayan Selin, kurucu bir ilke olduğunu da aktardı. İlkenin kadın-erkek ikiliğini vurguladığını ve aslında bir ezme-ezilme ilişkisini tanımladığını kaydeden Selin, “Hetero erkekler hariç hepimizi kapsayan, bir şekilde ezilen konumunda olanı duymadır ‘kadın beyanı esastır’ ilkesi. Erkek egemenliğine karşı bir duruş belirliyor. Bütün yasalar ve toplum zaten ezenden yana hikayeyi dinliyor, biz de diyoruz ki daha dezavantajlı kişiyi dinleyip konum alalım. Kadın öznesine kulak veriyor, sistematik erkek şiddetinin de altını çiziyor bu ilke” şeklinde konuştu.
 
‘Erkek suçsuzluğunu ispatlasın!’
 
Şiddete veya cinsel şiddete maruz kalan kadınların, yaşadıklarını tekrar tekrar anlatmak zorunda kaldığını belirten Selin, “Erkek suçsuzluğunu ispatlasın. Zaten toplum ezen taraftaki kişiyi tutuyor” dedi. Beyanın doğruluğunun sorgulanması yerine, erkeklerin “suçsuzluğunu” ispatlamak zorunda olduğuna vurgu yapan Selin şu değerlendirmelerde bulundu: “Gezi dönemindeki Kabataş olayında kadın beyanı esastır tartışması açıldı, doğruluğu ikinci planda olan bir şeydi, biz beyanda bulunan kadına dedik ki ‘biz seni dinliyoruz’. Bu beyan duyuldu, üzerinden süreç yürütüldü, yalan bir beyandı ama önemli olan bu ilkeye sahip çıkmak ve aksinin ispatlanmasıydı. Bir kadın bir beyanda bulunduğunda o kadar çok didiklenme süreci yaşıyor ki, kimse bu sürece keyfi olarak girmez, gerçekten kolay bir süreç değil, o yüzden biz önce bir beyanı dinleyelim ona göre bir süreç başlasın. Biz mutlak gerçeği de aramıyoruz, kadın kanıt peşinde koşmak yerine dava açılmalı ve ilgili kanıtı o kişi aramalı.”
 
‘Tekrar tekrar anlatarak travmayı yeniden yaşıyor!’
 
Selin ayrıca bir kadının cinsel şiddete maruz kalması durumunda önce polise, sonra amire, ardından doktora gidip rapor alıp anlatmasının dayatıldığı, daha sonra da yine savcılığa, avukata ve psikologa anlatmak zorunda bırakıldığına değindi. Selin, erkek şiddeti veya cinsel şiddete maruz kalan bir kadının, bu dayatma ile travmayı tekrar tekrar anlatmak ve yaşamak durumunda kaldığına ışık tuttu. 2008-2012 yılları arasında ABD’nin Ulusal Suç Araştırmalarına göre, 100 cinsel saldırıdan sadece yüzde 40’ının polise yansıtıldığını paylaşan Selin, “10 tanesi tutuklanmayla sonuçlanıyor, sadece 3’ü cezaevine giriyor. Yani cinsel saldırılar cezasız kalıyor. Bununla beraber erkekler çok mağdur gibi yansıtılırken, belki Türkiye’de daha da yüksektir bu oran” diye konuştu.
 
‘Erkeklerin hakikatine karşı kadınların hakikati’
 
Toplumsal olarak kadınlara yönelik sorgulamaların da artış gösterdiğini dile getiren Selin, “Yeterince bağırmamış, bu kadın doğruyu söylememiş mi’ gibi sorgulamalara da maruz kalıyor kadınlar. Bu yüzden biz ezilene kulak vereceğiz. Erkeklerin hakikatine karşı kadınların hakikatini ortaya çıkarıyoruz. Bu suç Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) da tanımlı bir suç olmak zorunda değil” sözlerini kullandı. Öte yandan dijital medyadaki tartışmalarda da kadınların hedef alındığını söyleyen Selin, “Kadınlar sol sosyalist çevrelerde bile cinsel şiddet veya taciz beyanlarında bulunduğunda, ‘bu kişi zaten terörist’ gibi devlet dilinin kullanıldığı ifadeler de görüyoruz. Bu davalara adli vakalar gibi bakılıyorken, şimdi bu beyanlarla kadınların davalarının da artık daha politik bir yerden görüldüğünü gösteriyor” aktarımını yaptı.
 
‘Eşitsizlik hali her aşamada var’
 
Daha sonra söz alan avukat Ruken Gülağacı da, “kadın beyanı esastır” ilkesinin hukukta nasıl ihtiyaç duyulduğuna değindi. Ruken, eşitsizlik halinin herhangi bir şiddet vakasında her aşamada kadınların karşısına çıktığını vurguladı. Bu durumu değiştirmek için çalışmalar yürüttüklerini kaydeden Ruken, “Beyanı söylediğimizde bir karakolda polis memuru daha düzgün sorular soracaktır ama kadınlara hep ‘barışamaz mısın, ne oldu, onu giymeseydin, evine git sabah gelirsin’ ya da ‘avukat bul gel’ diyorlar” şeklinde konuştu. Yine bu “yaklaşımın” yanlış avukat yönlendirmesi, polis ve psikiyatrisi tarafından da uygulandığını söyleyen Ruken, “Bazen kadın bir hakimin karşısında dahi oluyor. Bu noktada beyanı neden esas almalıyız, bunu yargıda görüyoruz” dedi.
 
‘Kimseye ispatlama borcumuz yok!’
 
Hukuki süreçte “kadın beyanı esastır” ilkesi uygulansa dahi kadının rujundan pantolonuna, sosyo-ekonomik durumuna kadar incelemeler yapıldığını paylaşan Ruken, “İlkokul mezunu bir kadın tecavüze uğradığında ne olacak? İşte bizim bunun üzerine konuşmamız gerekiyor, bir seks işçisi kadının da tecavüze uğrayacağını tartıştığımızda bu beyanı esas kılarız” ifadelerini kullandı. Öte yandan Masumiyet Karinesinin en sıkıntılı ceza yargılama ilkesi olduğunun altını çizen Ruken, “Çok kurtarıcı ama hakim bize diyor ki ‘bence suçlu’. Kimse bizden ‘kadın beyanı esastır’ ilkesinde haklı olduğumuzu kanıtlamamızı bekleyemez, biz bu ilkeyi esas alıyoruz, karine gibi olay bazında değerlendiriyoruz” diye konuştu. Erkeklerin kadınlara yaptığı en büyük baskının “ispat istenmesi” olduğunu dile getiren Ruken, “Kimseye ispatlama borcumuz yok” sözleriyle seslendi.
 
‘6284 sayılı yasa hala yürürlükte’
 
İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılmasıyla kadınların kendilerini çok daha güvensiz hissettiğinin altını çizen Ruken, “6284 sayılı yasa hala yürürlükte, uzaklaştırma, koruma veya birçok farklı yaptırım için adli mercilere başvurma hakkı devam ediyor” diye konuştu. Ruken son olarak, kadınların kendilerini güvensiz hissetmemeleri ve 6284 sayılı yasadan yararlanmaları gerektiği çağrısını yaptı.
 
Soru-cevap bölümünün ardından söyleşi sona erdi.