Filiz’den Semra Güzel savunması: Kürtlere yaptıklarınızla nasıl anılacaksınız?

  • 18:50 2 Şubat 2022
  • Güncel
 
ANKARA -  HDP’li Semra Güzel’in yerine savunma yapan Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu,  “12 Eylül askeri darbe rejimini ve o rejimin Diyarbakır cezaevindeki işkencelerini, inkar ve asimilasyon politikalarını eleştirenler, acaba bugün 20 yıllık ve özellikle çözüm sürecinin sona ermesinden sonra Kürtlere, muhaliflere, onların seçilmişlerine yaptıklarının nasıl anılacağını düşünüyorlar” diye sordu.
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında iki dosyadan dokunulmazlığının kaldırılması için oluşturulan Hazırlık Komisyonu üçüncü kez toplandı. Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon’un 20 Ocak’ta oluşturduğu Hazırlık Komisyonu’nda HDP’li Mehmet Rüştü Tiryaki, AKP’li Ramazan Can, Abdullah Güler ve Zeynep Gülyılmaz ve CHP’li Rafet Zeybek yer aldı.
 
Komisyon’da Semra Güzel adına HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu savunma yaptı. Filiz’in savunmasında, Semra’ya dönük cinsiyetçi söylemler, çözüm süreci, DBP’den HDP’ye dönük siyasi darbeler, kapatma davasına davası yer aldı. Filiz Kerestecioğlu tarafından yapılan savunma yaklaşık bir buçuk saat sürdü.
 
Dokunulmazlığın acilen kaldırılması durumu ortada yok
 
Semra Güzel’in PKK’li Volkan Bora ile fotoğraflarının basına servis edilmesine karşı Semra Güzel’in hakkındaki iddialara ilişkin kamuoyuna yaptığı açıklamayı okuyan Filiz, Semra’nın milletvekili olmadan önce Volkan Bora ile görüştüğünü ancak yaratılan algının Semra’nın milletvekilli olduğunda Volkan Bora ile görüştüğü yönünde olduğuna dikkat çekerek, “Semra Güzel’in milletvekili olarak yaptığı bir davranış, durum yok.  Acilen dokunulmazlığının kaldırılmasını gerektiren, acilen yargılanmasını gerektiren bir neden de yok. Ancak döneme bakmamız lazım ne zaman oldu bu? Bu ülkede on binlerce genç çatışmalarda yaşamını yitirdi ve sorun şu ki bu görüşme çözüm sürecinde gerçekleşmiş bir görüşme. Semra Güzel’in açıklaması da bu ve bize bunun aksini düşündürecek hiçbir bilgi yok. O dönemde neler yaşandığını ise hepimiz biliyoruz” denildi.
 
Dosya neden 5 yıl bekletildi?
 
PKK’li Volkan Bora’nın 2017 tarihinde yaşamını yitirdiğini, Semra’nın ise 2018 tarihinde milletvekili olduğu hatırlatılan savunmada, Semra’nın vekil olana kadar hiçbir soruşturma başlatılmadığı ve ifadeye çağırılmadığı kaydedildi. 8 Ocak tarihinde fotoğrafların medyaya servis edildikten sonra 10 Ocak tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Semra hakkında “örgüt üyeliği” iddiasıyla yasama dokunulmazlığını içeren fezlekenin Adalet Bakanlığı’na oradan da Cumhurbaşkanlığı’na gönderildiği hatırlatılan savunmada, “Şimdi insan soruyor; 2017’den, hatta belki daha öncesinden beri haberdar olunan ve hatta dosyası bile hazırlanan bir olay/durum var madem, süreci işletmek için neden 5 yıl beklediniz? Neden o zaman şimdi ettiğiniz kadar acele etmediniz, hatta Semra Güzel bu süreçte vekil seçilebildi? Bu aceleler bize çokça çağrışım yapıyor ama bu çağrışımlar adalet arayışı, adalete ulaşma, onun tecellisini isteme arayışları filan değil maalesef” diye belirtildi. 
 
Maksim Gorki’nin Ana romanından vurgu
 
Semra hakkında hazırlanan iki fezlekenin de “örgüt üyeliği” iddiaları olduğu ve ikinci fezlekenin ise gizli tanık beyanlarına dayandırıldığı ifade edilen savunmada, gizli tanıklılığın asla hukuka uygun bir uygulama olmadığı belirtildi. Avukat Oya Aslan’ın bir yazısına Maksim Gorki’nin “Ana” romanındaki alıntısına değinilen savunmada, “Bir de çok işlevli olan, 2010 yılından beri kullanımı artan, her yargılamada kilidi açan gizli tanıklar var. Yani tanık koruma programı kapsamına alınan, kim olduklarına ilişkin soru sorulmayan, gerçeğin ortaya çıkarılmasından çok hapishanelerde tutulmak istenenler için yapılan göstermelik yargılamanın figüranları.Gizli tanıklık, istisna olarak getirilmiş sonra her dosyada kullanılan bir tanıklık biçimine dönüşmüştür. İstisna da olsa gizli tanıklık hukuka uygun bir düzenleme değildir. Çünkü C. Beccaria'nın dediği gibi ‘Zorbalığın en sağlam en güçlü kalkanı olan gizlilik silahını kuşandığı zaman, itiraftan kim kendisini koruyabilir..’(1) Hele beyanlar bir çıkara dayanıyorsa, tanığın inanılırlığı kalır mı? Elbette tanığa inanılırlığın gerçek ölçütünü yalnızca onun doğruyu söylemekteki ya da söylememekteki çıkarı belirler” ifadelerine yer verildi.
 
Çözüm süreci öncesi ve sonrası 
 
Savunmada, fotoğrafın çekildiği dönem olan çözüm sürecine dikkat çekilen savunmada, sürecin başlamadan öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeler tarihler şeklinde sıralandı.
 
Devletin İmralı görüşmeleri
 
16 Aralık 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın İmralı adasına giderek Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeye yer verilen savunmada, 29 Aralık 2012’de dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın TRT’de canlı yayında İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştüklerini açıkladığı bilgisi hatırlatıldı. Bunlar ışığında 3 Ocak 2013’de Ayla Akat Ata, Altan Tan ve Ahmet Türk’ten oluşan BDP heyetinin İmralı’yla yaptıkları ilk görüşmeye vurgu yapıldı.
 
Tayyip Erdoğan’dan İmralı açıklaması
 
10 Ocak 2013’te Tayyip Erdoğan’ın “Ha biz onlara neyi garanti edebiliriz. Daha önceki çıkışlarda bazı operasyonlar yapıldı. Silah bırakarak yapacakları çıkışlarda bu tür şeylere müsaade etmeyiz” şeklindeki sözlerinin hatırlatıldığı savunmada, İmralı’da Abdullah Öcalan ile MİT ve BDP heyetinin yaptıkları görüşmelere dikkat çekildi.
 
5 MİT çalışanına takipsizlik kararı
 
21 Mart 2013’te Abdullah Öcalan’ın “Artık silahlar sussun, siyaset konuşsun” dediği deklarasyon metninin Diyarbakır’daki Newroz alanında okunduğu belirtilen savunmada, “22 Mart 2013’te MİT müsteşarı Hakan Fidan dahil beş MİT görevlisi hakkında takipsizlik kararı verildi. 7 Şubat 2012’de Hakan Fidan ve Oslo görüşmelerinde aktif rol oynamış iki üst düzey yetkili, özel yetkili savcı tarafından ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeye çağrılmıştı. İddiaya göre Gülen Cemaati’nin etkisindeki savcı ve polislerin bu girişimini Erdoğan engellemişti. Bu olayın AK Parti ile Gülen Cemaati arasındaki temel kırılmalardan birini oluşturduğu iddia edildi” ifadeleri kullanıldı.
 
Akil İnsanlar raporu
 
Sürecin ne şekilde ilerlediğine ve dönemin devlet yetkililerinin açıklamalarına geniş yer verilen savunmada, 3 Nisan 2013’te dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 62 kişilik Akil İnsanlar Heyeti’nin belirlendiği yönündeki açıklamasına yer verilerek, “Başbakan Erdoğan titiz bir çalışma ile bu listeyi hazırladı. Biz de bazı isimler konusunda kendilerine katkı verdik” şeklindeki sözlerine değinildi. Akil İnsanlar Komisyonu Güneydoğu Heyeti’nin 26 Haziran 2013’te hazırladığı raporu kamuoyuyla paylaştığına dikkat çekilen savunmada, “Rapor Kürt sorununun çözümü konusunda önemli tespit ve öneriler içerdiği halde dikkate alınmadı” denildi. 
 
Çözüm süreci Meclis’te
 
Savunmada, 9 Nisan 2013’te AKP ve BDP’nin desteğiyle kamuoyunda “Çözüm Süreci Komisyonu” olarak bilinen Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirmesi Amacıyla Meclis Araştırması Komisyonu’nun kurulduğu da hatırlatıldı. Abdullah Öcalan’ın talimatı doğrultusunda PKK’lilerin kademeli olarak sınır dışına çekildiğine vurgu yapılan savunmada, 2 Ağustos 2013’te PYD Eş Başkanı Salih Müslim’in, Türkiye’ye gelerek Dışişleri Bakanlığı ve MİT yetkilileri ile temaslarda bulunduğu belirtildi.
 
Tayyip Erdoğan’dan ilk tehdit
 
30 Eylül 2013’te Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “demokratikleşme paketi”nin boş çıktığını ifade eden BDP ve DTK’nin yanı sıra 15 Ekim’de Tayyip Erdoğan’ın sürece dair “tehdit” içerikli şu mesajına yer verildi. “BDP verdiği mesajlarla Adalet Bakanlığı’yla arasını açmamaya çalışsın. Yoksa böyle bir görüşmenin ipleri kopar.”
 
Tayyip Erdoğan sürece Barzani’yi katmak istedi
 
16 Kasım 2013’te AKP’nin Diyarbakır’da Mesut Barzani’nin de katıldığı bir miting düzenlediğine dikkat çekilen savunmada, Erdoğan’ın “Gelecek çok farklı olacak. Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını göreceğiz” şeklindeki sözlerine yer verildi.
 
Abdullah Öcalan: Her darbe teşebbüsü karşısında bizi bulacak
 
Devlet kanadından sürece dair yapılan açıklamalara yer verilen savunmada, 11 Ocak 2014’te Abdullah Öcalan’ın HDP heyetiyle yaptığı görüşmedeki şu sözleri hatırlatıldı: “Ülkeyi bir darbe ateşiyle yeniden yangın yerine çevirmek isteyenler bizim bu ateşe benzin taşımayacağımızı bilmelidir. Her darbe teşebbüsü bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da karşısında bizi bulacaktır.”
 
MİT kanunla koruma altına alındı
 
26 Nisan 2014’te süreçte görev alan MİT çalışanlarını korumak için çıkarıldığı söylenen “Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Resmî Gazete'de yayınlandığına işaret edilen savunmada, kanunda "MİT mensupları görevlerini yerine getirirken ceza ve infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülerle önceden bilgi vermek suretiyle görüşebilir, görüşmeler yaptırabilir, görevlerinin gereği terör örgütleri dâhil olmak üzere millî güvenliği tehdit eden bütün yapılarla irtibat kurabilir” ifadesine yer verildiği belirtildi.
 
Devlet sürecin Kandil’e uzanmasını arzu etti Kandil cevap verdi
 
16 Temmuz 2014’da  "Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun"un Resmî Gazete'de yayınlandığı hatırlatılan savunmada, 20 Ağustos 2014’te dönemin Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın “Görüşmelerin artık genişleyerek Avrupa ve Kandil’e uzanmasını arzu ediyoruz” şeklindeki sözleri anımsatıldı. Açıklamadan 3 gün sonra KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık’ın "Biz her zaman açığız. Bu basın yoluyla olabilir, heyetler, uluslararası kurumlar olabilir" şeklindeki yanıtı da savunmada yer aldı.
 
Kobanê’ye saldırı
 
Tüm bu gelişmeler ışığında 15 Eylül 2014’te DAİŞ’in Kobanê’yi kuşattığı bilgisinin de yer aldığı savunmada, 6-12 Ekim 2014’te yaşananlar şöyle özetlendi: “IŞİD’in Kobanê saldırılarını ve hükümetin IŞİD’i destekler politikalarını protesto eden gösterilerde 41 kişi hayatını kaybetti. Protestoları Öcalan’ın çağrısı sonlandırdı. Öcalan çözüm süreciyle Kobanê’nin ayrılmaz bir bütün olduğunu hatırlattı. Kobanê olayları devam ederken, Bingöl’deki bir saldırıda Bingöl Emniyet Müdür Yardımcısı Atıf Şahin ve komiser Hüseyin Hatipoğlu hayatını kaybetti. Olayla ilgili yayın yasağı getirildi. Saldırıdan kısa süre sonra Bingöl’ün Genç ilçesinde durdurulan bir araçta, olayın failleri olarak gösterilmeye çalışılan dört kişi polis tarafından öldürüldü. Ancak, polisleri öldüren kurşunların infaz edilen dört kişinin silahlarına ait olmadığı ortaya çıktı. HDP’nin olayla ilgili TBMM’ye sunduğu araştırma önergesi AKP tarafından reddedildi.”
 
‘Tarihi bir eşik’
 
4 Şubat 2015’te İmralı Heyeti ve devlet heyeti’nin Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği ilk görüşmeye vurgu yapılan savunmada, “9 Şubat ve sonrasında Abdullah Öcalan ile, iki kez de Kandil ile görüşen İmralı Heyeti Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve devlet heyeti yetkilileri ile Dolmabahçe Sarayı'nda ortak açıklama yaptı. Açıklamada 10 madde açıklandı. Görüşme Kürt sorununun çözümünde tarihi bir eşik olarak nitelendirildi. Yani 2015 ve süreç hala devam ediyor. Ancak sonra masa devriliyor ve sonrasında olanları da biliyorsunuz zaten” ifadeleri kullanıldı.
 
İzleme Kurulu yerine süreç sonlandı
 
İmralı Heyeti’nin 5 Nisan 2015’te gerçekleştiği son görüşmeye dikkat çekilen savunmada, “Görüşmede, Öcalan müzakerelere geçiş için İzleme Kurulu'nun kurulmasının şart olduğunu belirterek, bir dahaki ziyarette İzleme Kurulu olmadan gelinmemesini istedi. O görüşmeden sonra İmralı Heyeti'nin bir daha adaya gitmesine izin verilmedi” denildi.
 
Süreci bitiren olay
 
7 Haziran 2015’te gerçekleşen seçim ve HDP’nin barajı aşarak Meclis’e girmesine dikkat çekilen savunmada, 20 Temmuz 2015’te DAİŞ’in Suruç’a yönelik gerçekleştirdiği katliam da hatırlatıldı. Sürecin bitirilmesine gerekçe sunulan Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde 2 polisin ölümüne de değinilen savunmada, “Sözde süreci bitiren olay olarak nitelendirilen bu olay ve dava da böylece kapandı” denildi.
 
Basının Kandil ve Öcalan ilgisi
 
Savunmada, DAİŞ’in gerçekleştirdiği Ankara Gar Katliamına ve Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katledilmesine de yer verildi. Savunmada, “Süreç bu acı olaylara kadar böyle işledi ve çözüm sürecinin atmosferinde Kandil’e, Habur’a giden onlarca gazeteci vardı: PKK’nin silahlarını yurtdışına çıkaracağını açıkladığı basın toplantısına Anadolu Ajansı muhabiri dahil çok ünlü gazeteciler katılmıştı. Türk basınının önemli isimlerinin yaptığı Öcalan röportajları da hala arşivlerde duruyor.”
 
Erdoğan’ın 2009 tarihindeki konuşmaları
 
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2009 tarihindeki  söylemlerine de yer verilen savunmada, Erdoğan’ın 10 Ağustos 2009 tarihinde, partisinin grup toplantısında “Artık analar ağlamasın”  sözleri, 27 Ağustos tarihinde, Erdoğan’ın ulusa sesleniş konuşmasında, “Bu mesele sadece askeri tedbirlerle çözülebilecek bir mesele değildir. Bugün gelinen nokta muhasebe noktasıdır… Asıl büyük yanlışı, yetki ve sorumluluğu elinde bulundurduğu halde, yıllar yılı hamasetle idare edip, sorunu görmezlikten gelen makam sahipleri yapmıştır.” Sözleri de savunmada yer verildi. Erdoğan’ın 2009 tarihinde  söylediği sözlerin neredeyse 2015 tarihinde kadar Türkiye’de barış isteyen insanların umudu olduğu kaydedildi. Savunmada, Semra’nın bütün hayatının karartılmak istenildiği belirtildi. 
 
Leyla Zana, Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk…
 
17 Kasım 2015 tarihinde HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana’nın yemin metininde “Türk milleti” yerine “Türkiye milleti” ifadesi kullanıldığından kaynaklı yeminin geçersiz sayıldığı hatırlatılan savunmada, Leyla Zana’nın mücadelesine dikkat çekildi. Leyla Zana’nın ilk yemininden 31 yıl sonra parlamentoya 80 milletvekili olarak geldiği belirtilen savunmada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 9 yıl cezaevinde kalan Leyla Zana, Dicle Doğan ve Sadak hakkında verdiği karar hatırlatıldı. AİHM’in  HDP’li 40 milletvekili hakkında verdiği kararın dile getirildiği savunmada, “Orhan Doğanlar, Leyla Zana’lardan 30 yıl sonra tekrar tescil edildi! İyi mi oldu? Bunu mu hak ediyor bu ülke yurttaşları ve Kürtler? Ne olurdu Gültan Kışanak 12 Eylül darbesinde yaşadığı işkencelerden sonra artık bu ülkenin baş tacı bir belediye başkanı olsaydı. Diyarbakır’ı baskı ve zulümle değil Hevsel bahçeleri, Sur mahallesiyle, Ahmet Arif’le ansaydık. Ne olurdu Aysel Tuğluk bu ülkenin Nezihe Muhittin, Behice Boran gibi kadın parti kurucu ya da başkanından sonra ilk eşbaşkan kadın olarak eller üzerinde tutulsaydı. Öncekilerin de el üstünde tutulmadığını da bilsek de olamaz mıydı bu kez. Sadece kendine değil, annesine de yapılan zulüm ve demans hastalığıyla değil, daha çok kadına örnek gösterilerek, deneyim aktararak yaşasaydı! Günaha mı girerdiniz. Bu ülke şu andakinden daha mı kötü bir halde olurdu?” diye belirtildi.
 
Kürt siyasetine dönük yasal darbeler
 
Kürt siyasetine ilk yasal darbe 2 Mart 1994 tarihine dikkat çekilen savunmada, 2000’li yıllarda ise Kürt siyasetine ve muhalefete yasal darbelerin devam ettiği, 2007 tarihinde ise genel seçimlerde yüz de on barajına karşı “Bin Umut Adaylarının” Meclis’te grup kuracak vekil sayısına ulaşıldığı ifade edildi.  9 Kasım 2005 tarihinde kurulan Demokratik Toplum  Partisi’nin (DTP) düzenlediği her etkinliği suç unsuru sayıldığını ve Anayasa Mahkemesi tarafından hakkında kapatılma davası açıldığı anımsatılan savunmada, “Anayasa Mahkemesi, 2009'da oybirliğiyle DTP'nin kapatılmasına karar verdi. 37 kişiye 5 yıl siyaset yasağı getirilirken, Genel Başkan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliğinin düşürülmesi yönünde karar verildi.Böylece Kürt Sorunu ve demokrasi meselesini parlamento zeminine taşıma arayışları bir kez daha vesayet duvarına çarpmış, yargı vesayetin aracı haline gelmişti” ifadelerine yer verildi.
 
4 Kasım 2016 siyasi soykırım operasyonları
 
4 Kasım 2016 tarihinde yapılan siyasi soykırım operasyonlarına da değinilen savunmada, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun dokunulmazlık düzenlemesinin üzerindeki çalışmalarının tamamlandığı açıklamalarına da yer verildi. Savunmada, “TBMM’ye gönderilen düzenlemeyle birlikte Anayasa’da dokunulmazlıkları düzenleyen 83. Maddesinin geçici bir maddeyle değiştirilmesi öngörülmekteydi. Teklifin içeriği ise, maddenin Meclis’te kabul edildiği tarihte soruşturma ya da kovuşturma izni vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden; Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Meclis Başkanlığına veya Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığına gelmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair fezlekeleri bulunan milletvekillerinin, bu dosyalar bakımından Anayasa’nın 83. Maddesiyle tanınan güvenceden bir defaya mahsus olarak yoksun bırakılmasıydı” diyerek, 20 Mayıs 2016 tarihinde Meclis’te kabul edilen teklifin Cumhurbaşkanlığı’na gönderildiğini ve onaylanmasının ardından HDP milletvekillerinin yargı kıskacına alındığı belirtildi. 
 
HDP’ye dönük gözaltılar
 
HDP’li milletvekilleri hakkında hazırlanan fezlekelerin siyasi çalışmalar, fikir beyanları, demokratik protesto hakkının kullanması şeklinde iken, muhalefete durumun farklı olduğu ifade edilen savunmada, 20 Mayıs 2016 tarihinde anayasa değişikliğinin ardından HDP eski Grup Başkanvekili ve Muş Milletvekili Ahmet Yıldırım hakkında “padişah bozuntusu” sözü ile “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla 14 ay hapis cezası verildiğini ve dokunulmazlığının düşürüldüğü denildi. 2 Kasım 2002 tarihinde AKP’nin iktidara geldiği dönemde 4 Kasım günü HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş olmak üzere milletvekillerin gözaltına alınma kararı verildiği anımsatılan savunmada, “4 Kasım 2016 tarihinde başlayan “yasal darbe” operasyonlar, darbe mekaniğine dönüşerek günümüze kadar sürdü. Son olarak size bizlerle alakası olmayan bir davadan savunmalar okuyarak bitirmek istiyorum: Tanıyacak mısınız merak ediyorum” ifadeleri kullanıldı.
 
‘Sorun bu değil çözüm de bu değil’
 
AKP’nin kapatma davası ve davaya yönelik savunmalarının da yer verildiği savunmada, “Parti adını özellikle çıkararak okudum. Bunlar sizin partinizin, Ak Parti’nin kapatılma sürecinde, 30.4.2008 tarihinde Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan imzalı olarak Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu ön savunmada özellikle demokrasi-hukuk-özgürlükler eksenli dikkat çekici savunma ibareleri. Evet size gelince AİHM kararları da örnek verilebilirmiş, özgürlükler de savunulabilirmiş demek ki.Neden tüm ülke ve tüm partiler için geçerli olmasın bunlar? Sizler bu ülkede savaş yok terör var diyebilirsiniz; her yıl İçişleri Bakanının 160 terörist kaldı, şimdi 150’ye indi, 170’e çıktı vb. gibi inandırıcılıktan uzak söylemlerine prim vermeye devam edebilirsiniz ancak gerçeklik bundan uzak. Silaha, çatışmaya bu kadar uzak ve bireysel silahsızlanma için dahi kanun teklifleri vermiş bir insan, bir milletvekili olarak, ülkede sorunun bu kadarcık olmasını ve hemen çözülebilmesini canı gönülden isterdim ancak dediğim ve kendi meşrebimce anlatmaya çalıştığım gibi sorun bu değil, çözüm de bu değil” diye belirtildi.
 
Tarih tekerrür eder
 
Savunmanın son kısmında ise şu ifadeler yer verildi: “12 Eylül askeri darbe rejimini ve o rejimin Diyarbakır cezaevindeki işkencelerini, inkar ve asimilasyon politikalarını eleştirenler, bugün o rejimi kendilerince mahkum etmiş olanlar, acaba bugün 20 yıllık ve özellikle çözüm sürecinin sona ermesinden sonra Kürtlere, muhaliflere, onların seçilmişlerine yaptıklarının nasıl anılacağını düşünüyorlar! Ben bunu tarihin yargısına ve sayfalarına bırakıyorum…Semra Güzel ilk değildi. Ancak son olmasını ve sadece yaşadıklarıyla kalmasını, dokunulmazlığının kaldırılmamasını diliyorum. Yoksa tekerrür eden tarihlerin geçici muktedirler de dahil kimseye bir şey kazandırmayacağını, aşikar olarak bu ülkede hep birlikte yaşıyoruz ve görüyoruz.Herkesin rövanşlarının son bulması ve özgür, demokratik bir ülke özlemiyle saygılarımı sunuyorum.”