BM’nin saldırı tutumuna tepki: Çıkar ilişkileri demokrasinin üstüne çıkabiliyor

  • 09:01 17 Şubat 2022
  • Güncel
 
İSTANBUL - TSK’nın Maxmur, Şengal ile Kuzey ve Doğu Suriye saldırılarına karşı sessizliğe bürünen BM’yi eleştiren İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “BM barışın, insan haklarının, demokrasinin uygulanması için devletlere sorumluluk yükler ama o noktaların bugün göz ardı edildiğini görüyoruz.  Çıkar ilişkileri insan haklarının ve demokrasi değerlerinin üstüne çıkabiliyor” dedi.
 
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait savaş uçakları 1 Şubat günü akşam saatlerinde eş zamanlı olarak Şengal, Maxmur Şehit Rüstem Cudi Mülteci Kampı ile Kuzey ve Doğu Suriye’nin Dêrik ilçesine bağlı köyleri havadan saatlerce bombaladı. Hala sürdürülen saldırılardan biri 9 Şubat’ta Amûdê’ye, diğeri 13 Şubat’ta Eyn Îsa’ya, son olarak da 15 Şubat günü Til Rifet’e gerçekleştirildi. Saldırılar sonucu çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. Özellikle Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde olan Maxmur Mülteci Kampı’na dönük saldırı karşısındaki sessizlik, tepkileri beraberinde getirdi. Bugüne kadar TSK tarafından her defasında hedef alınan Maxmur için uluslararası kurumların sessizliği devam ederken, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri BM’nin tutumunu eleştirdi.
 
‘Kaostan beslenen iktidar anlayışı var’
 
Dernek olarak uzun yıllardır barışın oluşması ve çatışmaların durdurulması için hem devleti hem de toplumu göreve çağırdıklarını ifaden eden Gülseren, “Çatışmalardan, kaostan, savaştan beslenen bir iktidar anlayışı var. Yaşananlar sınır ötesine taşan bir şiddet örgüsü. Türkiye’nin sınırları dışında başka ülkelerin topraklarını işgal etme anlayışıyla hareket ediliyor. Egemenlik kurmak için şiddet uygulamayı kendisine hak görüyor. Bu şiddet sonucu yaşamını yitirenler için kullanılan dil de şiddet ve nefret içeriyor.  Öldürdükleri insanlar için terörist oldukları, topluma tehdit oluşturdukları gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Türkiye’de ulusal kanallardan bu saldırının görüntüleri veriliyor. Bundan dolayı hem bombayı atanlar ve hem görüntüyü izleyenler sivillerin zarar gördüğünün farkında. Bunlara rağmen uluslararası dengeler yüzünden uluslararası insan hakları örgütlerinin sesi yeterince güçlü çıkmıyor” değerlendirmesinde bulundu.
 
‘BM’nin tutumu diğer ülkelerden farklı değil’
 
Bir ülkenin bir başka ülkenin sınırlarında askeri saldırılarda bulunmasının uluslararası insan hakları hukuku açısından kabul edilemez olduğunu belirten Gülseren, “Orada egemenlik kurmak için bir devlet politikası hayata geçirilmiş durumda. Birleşmiş Milletler’in bu durum karşısında tutumu diğer devletlerden farklı bir durum değil. Birleşmiş Milletler’de aslında çok önemli noktalara vurgu vardır. Barışın, insan haklarının, demokrasinin uygulanması için devletlere sorumluluk yükler ama o noktaların bugün göz ardı edildiğini görüyoruz. Çıkar ilişkileri insan haklarının ve demokrasi değerlerinin üstüne çıkabiliyor” dedi.
 
‘Hukuk dışılık yöntem oldu’
 
Türkiye’nin 2015 yılından bu yana hukuk dışılığı bir yöntem olarak kullandığının altını çizen Gülseren, “Geçtiğimiz yıl Avrupa Konseyi Türkiye’yi izlemeye almıştı. Bunun sonucunda oluşacak yaptırımların Türkiye’yi sıkıştıracağı bundan dolayı yaşanan insan haklarına ve demokrasiye aykırılıklarının önlenebileceği noktasında beklenti var ama Türkiye’nin eli pazarlık konusunda güçlü olduğu zaman yaptırım uygulamak pek mümkün olmuyor” ifadelerini kullandı.
 
‘Bu sorunu yaratanlar neden sorunu çözsün’
 
Gülseren, TSK’nin Maxmur, Şengal ile Kuzey ve Doğu Suriye’deki kentlere dönük yaptığı saldırılarının Türkiye’nin Kürtlere yönelik politikasının bir sonucu olduğuna işaret ederken, Türkiye’nin Kürtler başta olmak üzere tüm kesimlere zalimce yaklaştığını dile getirdi. Gülseren, “IŞİD tekrardan canlanmaya başlıyor ama bu önlenmiyor. İnsanların yurtları yaşanmaz hale getiriliyor. Orada yaşananlara ses çıkarmayanlar Türkiye’de yaşananlara da ses çıkarmıyor. Herkesin gözü önünde yaşanan bir vahşilik var. İnsanların bütün değerlerine, canına yönelmiş saldırıya karşı susan Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler işini yapmıyor dedirtecek kadar eylemsizler. Aslında bunu yapanlar bu devletler. ‘Neden bu sorunu çözsünler’ diye soru oluşuyor” şeklinde konuştu.
 
‘Mücadele sınırları aşmalı’
 
Son olarak TSK’nin saldırılarına karşı BM’nin harekete geçmesi için uluslararası toplumun itirazını güçlendirmesi çağrısı yapan Gülseren, şöyle dedi: “Devlet yaptırım uygulamıyorsa toplum bir şey yapabilir. Sivil hareketlerin geliştirilmesine ihtiyaç var. Bu şekilde devletlere, Birleşmiş Millete geri adım attırılabilir. Birleşmiş Milletlere ‘taahhüdü yerine getir’ demeliyiz. Sadece Türkiye’nin, Suriye’nin, Êzidilerin, Kürtlerin değil toplumun diğer kalan kesimlerinin de yani sadece saldırılara uğrayan kişiler değil herkesin bir araya gelerek uluslararası güç haline dönüşmesine ihtiyaç var. Mücadele sınırları aşmalı.”