Kadın katliamı davalarında ATK’nin rolü: Erkeklerin eli güçlendiriliyor

  • 09:01 20 Şubat 2022
  • Güncel
 
Dilan Babat
 
ANKARA - Tecavüze uğrayan, intihara sürüklenen ya da şiddete maruz kalan kadınlara dair hazırlanan ATK raporlarını değerlendiren HDP’li Züleyha Gülüm, erkek egemen aklın raporlara da yansıdığını vurguladı. “Erkeklerin eli daha fazla güçlendiriliyor” diyen Züleyha, ATK’nin iktidarın ideolojik zeminine göre hareket ettiğini ekledi. 
 
Türkiye’de kadına yönelik şiddet her geçen gün daha fazla derinleşirken, iktidar kadın katliamlarını ve şiddetin önünü kapatacak paketler çıkarmak yerine kadın kazanımlarını kaldıracak paketlere imza atmaya devam ediyor. İktidarın kadın düşmanı politikaları da yargıya ve Adli Tıp Kurumlarına da yansırken, son yıllarda yüksek yerlerden düşerek şüpheli şekilde yaşamını yitiren kadınlar ya da tecavüze uğrayan kadınların ATK tarafından “tespit edilemiyor” raporları da erkekleri daha fazla güçlendiriyor.  Bu raporlardan biri de Şule Çet ve Eda Nur Kaplan’ın ölümüne dair. 
 
Ankara’da 29 Mayıs 2018’de Çağatay Aksu ve Berk Akand tarafından tecavüze uğramasına rağmen soruşturma aşamasında ATK uzmanı Mehmet Nuri Aydın tarafından “Bir kadının bir erkekle tenha bir yerde alkol içmeyi kabul etmesi ve yalnız yaşadığı evine giderek birlikte içmiş olursa cinsel ilişkiye ırza göstermiş sayılır” raporu sunuldu. Kamuoyunun tepkilerinin ardından Mehmet Nuri Aydın meslekten men edilirken, yine Ankara’da 17 Ağustos 2021’de Eda Nur Kaplan’ın ATK raporunda ise tecavüz bulgusuna rastlanmadığı belirtildi. 
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, son dönemlerde ATK’nin tecavüze uğrayan kadınlar hakkında verdiği raporlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘ATK’nin raporları çok tesadüf değil’
 
ATK’nin iktidarın ideolojik zeminine göre hareket ettiğini söyleyen Züleyha, ATK’nin sadece kadın davalarına yönelik verdiği raporlar değil, toplamda da hasta tutsaklara dönük verdiği kararların da çok dikkat çekici olduğunu belirtti. Züleyha, “Görünen o ki ATK, iktidar tarafından kendi ideolojik zeminine göre örgütleniyor. Orada görev yapacak insanlar ona göre örgütlenip atamalar da ona göre yapılıyor. Yoksa ATK’den hep aynı tarzdan raporların geliyor olması bir tesadüf olamaz. İktidar kendi zeminini örgütleyebilmek için kurumsal yapılarda da kendi görüşü gibi raporlar verebilecek kişileri alıyor. Cezaevleri bu anlamıyla çok net bildiğimiz yerler. İktidar çok uzun zamandır da kadın meselesi açısından erkek egemenliğini büyüten, kadınları evlere hapsetmeye çalışan şiddete razı olmalarını isteyen bir hat izliyor. İstanbul Sözleşmesi, nafaka hakkının kaldırılması tam da böyle bir şey. 6284 sayılın yasanın hala olmasına rağmen uygulamıyor olmalarına dair bizlere şunu söylüyorlar: ‘Boyun eğeceksiniz, aileye mahkum olacaksınız, makul kadın dediğimiz kadın modeli olacaksınız’ diyorlar” dedi. 
 
‘Erkek egemen akıl raporlara da yansıyor’
 
İktidarın söylemlerinin ATK’nin yanı sıra Diyanet İşleri Başkanlığı’na yansıma şekline işaret eden Züleyha, bu yansımanın sonuçlarını ise şu sözlerle özetledi: “AKP, kurumsal yapıları ile saldırıyor. ATK ve Diyanet İşleri Başkanlığı bunlardan iki tanesi. Sürekli kadınların aleyhine dönük söylemlerde bulunan bir başkanlıktan söz ediyoruz.  Kadınların şiddete boyun eğmesini söyleyen açıklamalar yapıyor. Bir görüş alınacaksa da gidip Diyanet İşleri Başkanlığı’nda istiyor. Kadınlardan, kadın örgütlerinden, feministlerden görüş almak yerine Diyanet Başkanlığı devreye giriyor. ATK de erkek egemen akılla iş yapıyor. Yargı dediğimiz de sadece mahkemelerden, savcılıklardan, soruşturma evresinden söz etmiyoruz. ATK’nin verdiği raporlar çok belirleyici oluyor mahkemeler açısından.  Tecavüzün gerçekleşip gerçekleşmediğine, intihar olup olmadığına, kadın cinayeti olan vakalarda bir şekilde intihar süsü verildiğini biliyoruz. Son dönemlerde çok sayıda kadın bir yerlerden düşüyor. Nasıl düşüyor? Bu gibi sorular ATK’nin cevap verebileceği sorular. Tanıklar burada önemli ama tanıkların olduğu noktalarda ATK’nin söyleyeceği şeyin kendisi davada cezanın verilip verilmeyeceği noktasında çok belirleyici bir nokta. ATK erkek egemen akıl ile yaklaşıyorsa burada elbette raporları da olumsuz gelir.”
 
Şule Çet ve Eda Nur Kaplan davaları
 
Tecavüze uğradıktan sonra katledilen Şule Çet ve Eda Nur Kaplan davasına dair ATK’nin kararlarından söz eden Züleyha şöyle devam etti: “Öyle bir görüş bildiriyor ki öyle bir görüş bildirmeye hakkı da yok. ATK teknik olarak inceler ve buradan görüşünü bildirir. Buna rağmen bir doktor görüşünü bildirdi ve bu kabul edilecek bir durum değil. Bir kadın bir arkadaşının ya da bir tanıdığının yanına gidiyor olması asla ‘rızası vardır’ anlamına gelmez. Tam da cinsiyetçi bu erkek egemen aklın ve iktidarın yaklaşımını bunun tezahürü olarak o rapor yazıldı. Bu doktor zaten TTB tarafından cezalandırıldı. Bu da TTB’nin kadınlara dönük tutumundan kaynaklı böyle bir karar alındı. Yoksa iktidar gibi düşünen bir kurum olduğu için oradan da ceza verilmeyecekti. Burada aslında Sağlık Bakanlığı’nda bir yaptırımı olması gerekiyordu. Doktorlar bakanlığa bağlı ve böyle bir raporu ‘nasıl veriyorsun’ demesi gerekiyordu. Yine Eda Nur Kaplan dosyasında ATK  ‘tecavüz bulgusuna’ rastlanmadığını kaydetti. Bunun üzerinde yoğunlaşmadığı ve kendi durduğu noktada durdu. Tecavüzü kapatma meselesinin üzerinden yürüyor. Böyle bir karar verildiğinde mahkemeyi bağlayan bir rapor oluyor. Cezasızlık sonucuna götürülmüş oluyor ve erkekleri koruyan bir yerde duruluyor.”
 
‘ATK’nin raporları gündemleştirilmeli’
 
ATK’nin ayrıca hasta tutsaklara dair raporlarına da değinen Zülehya, en son Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk hakkında verilen karara işaret etti. Züleyha, “Kadın örgütlerinin gündemine giren dosyalara nasıl raporlar verildiğini görüyoruz. Ama diğer dosyaları göremiyoruz ve bu yaklaşım doğal olarak diğer raporlar da yansıyor. Bu anlamıyla ATK’nin bu dosyalara verdiği raporları gündemleştirmek gerekiyor. Erkek egemen aklın kadınlar k aleyhine karar verebilmenin önünde durabilecek bir zemini bizim de takip etmemiz gerekiyor. İktidarını yaklaşımının her yere yansıması var. Her yerden aleyhimize durumlar çıkmaya başladı. Bunu durdurabilmek için de dikkat çekmemiz gerekiyor” dedi. 
 
‘Kadına yönelik şiddet zemini yaratılıyor’
 
İktidarın politikalarıyla beraber ATK’nin raporlarının da erkeklere güç verdiğine dikkat çeken Züleyha, yine İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinden sonra erkeklerin söylemlerine değindi. Züleyha, “Kadın katliamı ve şiddet failleri, sözleşmenin kaldırılmasını ‘iyi’ bularak duruşmalarda buna ilişkin savunma verdiler. Hatta yetmedi, sosyal medyada ‘sözleşme kalmadı, istediğinizi yapabilirsiniz’ açıklamaları geldi. Çok ciddi bir etki alanı yaratıyorlar. Bunda da benzerini görüyoruz. Failler, ATK’nin verdiği rapora dayanarak ‘hayır rızaya dayalı’ bir durum var diyor. Oysaki ortada rıza yok, saldırı ve tecavüz var. Üstünün kapatılmasına yol açıyor ve erkekler hemen buradan yola çıkarak kendilerine destek buluyorlar. Bu güçlendiren bir şey. Sadece davalar için değil bundan sonra gerçekleşecek kadına yönelik şiddetin zeminini yaratıyor. ‘Nasılsa devlet arkamda bir şey olmaz’ diyor. Yasal açıdan ve dava süreçlerinde de ‘başıma bir şey gelmez’ diyor. Erkekleri ATK raporları da tahrik indirimleri gibi güçlendiriyor” diye konuştu.