Türkiye’de mülteci ve sığınmacı sorunu: Duyarsız kalınmamalı

  • 09:04 22 Şubat 2022
  • Güncel
Marta Sömek
 
İSTANBUL - Sınırlarda ölüme terk edilen ve ırkçı söylemlerle hedef gösterilen mülteci ve sığınmacılarla ilgili önce ırkçılığı ortadan kaldıracak söylemlerin geliştirilmesi gerektiğine vurgu yapan GÖÇİZ-DER Eşbaşkanı Kamile Kandal, “Biz adım atarsak bir çözüm gelecek yoksa devletler işin güvenlik noktasını, ekonomik boyutunu bahane edecek” dedi. 
 
Savaş, ekonomik kriz ve birçok nedenden ötürü “daha iyi bir yaşam” arayışıyla ülkelerinden göç etmek zorunda kalan mülteci ve sığınmacı sayısı son yıllarda hızla arttı. Yaşanan göçler sırasında yollarda ve kamplarda milyonlarca kadın ve çocuk istismara, tacize, tecavüze maruz bırakıldı. Yine birçok göçmen yollarda soğuktan donarak ya da açlıktan yaşamını yitirdi. Göçmenlerin, mültecilerin ve sığınmacıların yaşadıkları bunlarla bitmeyerek, bir de gittikleri ülkelerde ırkçı saldırılara maruz bırakılarak katledilip, hedef haline getirildi.
 
Irkçı saldırılar hız kazandı
 
İktidarın ve kimi siyasetçilerin nefret söylemleri ülke içinde ırkçı saldırıların artmasına zemin hazırlarken, halklar arasında kutuplaşmaya da neden oluyor. Mevcut ayrıştırıcı ve ötekileştirici politika ve söylemler, mültecileri hedef haline getiriyor. 10 Ocak’ta İstanbul’da evi basılan Suriyeli mülteci Nail Alnaif, kesici aletle katledildi, 22 Ocak’ta Bursa’da biri kadın iki Suriyeli de silahlı saldırıya uğrayarak bir kişi katledildi. Yine son örneklerden biri de 1 Şubat’ta Yunanistan kolluk güçleri tarafından kıyafetleri alınarak Türkiye sınırına bırakılan 22 göçmenden 19’unun donarak yaşamını yitirmesiydi.
 
Göç İzleme Derneği (GÖÇİZ-DER) Eşbaşkanı Kamile Kandal, iktidarın ve diğer ülkelerin mültecilere yaklaşımı, mülteci, göçmen ve sığınmacıların son süreçte maruz bırakıldıkları ihlaller ve çözüme dair ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
 
‘Çözülmezse sorun daha da artacak’
 
 Kamile, dünyada ve özellikle Türkiye’de mültecilerin yaşadıkları sıkıntılar, verdikleri yaşam mücadelesi, sınırlarda yaşamlarını kaybetmelerinin giderek artan bir sorun olduğunu söyledi. Bu sorunun daha görünür olacağını insan hakları savunucuları, göç ve mülteciler konusunda çalışan dernekler ve sivil toplum örgütleri olarak beklediklerini belirten Kamile, “Hiçbir yaşamın sona ermesini, işkence, darp ederek, üzerleri soyularak ve insanların donarak ölmesini beklemiyoruz tabii ki, bunların olmamasını istiyoruz. Fakat eğer devletler bu konuyu çözmezlerse bunların artacağını da biliyoruz” dedi. 
 
‘Anlaşmayı imzalayan ülkeler de bu suça ortak oldu!’
 
Avrupa Birliği’nin (AB) özellikle mültecileri ve sınırlara doğru hareket eden insanları suçladığını ve  kriminalize ettiğini belirten Kamile, “Devletlerin imzaladığı Geri Kabul Anlaşmalarıyla, devletler güvenlikli politikalarla mültecilere sınırlarını açmıyor. Bu AB’nin politikası. Anlaşmayı imzalayan ülkeler de bu suça ortak oldu. Hiçbir insan rahat yaşadığı topraklarından çıkıp başka bir ülkeye gitmez. Savaş, yoksulluk, baskılar sonucunda insanlar bulundukları bölgeleri terk etmeye başlarlar, bunun çok yakın örneklerini zaten yaşadık, yaşıyoruz. Sınırımızdaki Suriye’de 10 yıldır süren bir savaş var, milyonlarcan insanın Türkiye’ye gelişi var.  Sığınmacı, geçici mülteci konumunda yaşayanlar var. Bütün kentlerde mülteci ve sığınmacılarla beraber yaşıyoruz, bu artık bizim kendi meselemiz oldu” diye konuştu.
 
‘AB para vererek ‘bu işi çözün’ diyemez’
 
Bu noktada her devletin kendi çözümünü üretmesi gerektiğini vurgulayan Kamile, aynı zamanda uluslararası bir çözümün gerektiğini de sözlerine ekledi. “AB iki yüzlü bir politika uyguluyor” diyen Kamile, “Kendi sınırlarını mültecilere açmamak için devletleri de mültecileri geri itme noktasında teşvik etmiş oluyor, bunların çözülmesi lazım, Geri Kabul Anlaşmalarının iptal edilmesi gerekiyor. AB sadece para vererek ‘bu işi çözün’ diyemez, o sorumluluğu almak zorunda” ifadelerini kullandı. 
 
‘Herkes bir taraftan birbirine göndermeye çalışıyor’
 
Mültecilerin sınırdan geçmeye çalışmalarının geldikleri yerdeki yaşadıkları sıkıntıların da bir yansıması olduğuna işaret eden Kamile, “Sadece 19 değil bu rakam, Ege Denizi’nde boğularak, Yunanistan’dan geriye itilerek, sınır ve güvenlik görevlilerinin, AB’nin sınırları koruma kurumu Frontex, özel güvenlik birimlerinden polislerine kadar mülteci ve sığınmacıları geri itiyorlar. Türkiye de buradan itiyor. Herkes bir taraftan birbirine göndermeye çalışıyor mültecileri ve sığınmacıları” dedi.
 
‘Daha iyi bir yaşam için ülkelerini terk ediyorlar’
 
Türkiye’den giden mülteciler için Yunanistan’ın geçiş yeri olduğunu paylaşan Kamile, insanların görece “daha iyi bir yaşam” için Avrupa’nın çeşitli ülkelerine geçmeye çalıştıklarını ifade etti. Mültecilerin sınırlarda insanlık dışı muamelelere maruz bırakıldıklarına değinen Kamile, “Giderlerken yaşayacakları şeyleri hesaplıyorlar ama bu kadar da insanlık dışı, canlarını verecek kadar muamelelerle karşılaşacaklarını düşünmüyorlar. Afganistan’da Taliban’dan kaçan insanlar İran üzerinden Türkiye’ye girerek, buradan da Avrupa’ya gitmeye çalışıyorlar. Suriye’den gelen binlerce mülteci, sığınmacı oldu. Daha iyi şartlarda yaşamaları gerekiyor, can güvenliklerinden dolayı gitmek istemiyorlar, bizim de onlara ‘git dememiz’ ölümün kucağına atmak gibi olacak” ifadelerini kullandı. 
 
İktidar ve muhalefetin dili  
 
Farklı ülkelere sığınan sığınmacı ya da mültecileri anlamak ve empati kurmak gerektiği çağrısını yapan Kamile, “Ayrıca bir devlet olarak Türkiye ‘ben sınırlarımı açmışım’ diyor ama iktidar ve muhalefetin ortaklaştığı yer, ‘şartlar düzelirse geri gitsinler’ oluyor. Bu söylem ve dil toplumda ‘bir an önce gitsinler’ zihniyetini yaratıyor, bu da milliyetçilerin, ırkçıların işine gelen politik bir malzeme” değerlendirmesinde bulundu. Devletlerin sınırlardaki katliamların önlenmesi için acil çözümler bulması gerektiğinin vurgusunu yapan Kamile, “Örneğin Yunanistan’da kurulan kamplarda ne kadar insanlık dışı uygulamaların yaşandığını, insanların açlıktan öldüklerini, çeşitli zor yöntemleriyle geri itilirlerken ne kadar darp edildiklerini biliyoruz. Bu sorunu çözmek için her ülkenin insan hakları temelinde bir şeyler yapması lazım” şeklinde konuştu.
 
‘Irkçılığı ortadan kaldıracak bir söyleme ihtiyaç var’
 
Geri gönderme merkezlerinde taciz ve tecavüzlerin yaşandığını ve hak ihlallerinin de denetlenmediğini kaydeden Kamile, yapılan “ufak tefek adımların” yeterli olmadığını dile getirdi. Irkçılığı ortadan kaldıracak söylemler geliştirmek gerektiğine işaret eden Kamile, “Yasasını, kanununu çıkarmak, mültecilerin, sığınmacıların, göçmenlerin hayatlarını kolaylaştırmak, ırkçılığı ve milliyetçiliği ortadan kaldıracak söylemler geliştirmeleri gerekiyor” çağrısını yaptı. Bu noktada siyasi partiler ve hukukçulara da görev düştüğünü sözlerine ekleyen Kamile, “Oturup yasaları tartışmaları lazım, aksine Ankara ve Bolu Belediyeleri öncülük yapıyor gitmeleri için, Ümit Özdağ ise hedef gösteriyor. Bunların hepsi bir sorun, iktidarın önüne koyması gerekiyor, muhalefetin bunun kurumsallaşması ve yasallaşması için ne yapılacağına karar vermesi lazım” cümlelerini kullandı.
 
Kadın ve çocukların yaşadıkları
 
Yetişkinlerin yanı sıra aralarında bebek ve çocukların da olduğu çok sayıda insanın kara ve deniz sınırlarında yaşamını yitirdiğine dikkat çeken Kamile, “Meriç nehrinde boğulan çocuklar ve kadınlar duyduk, İran’dan Türkiye’ye geçen bir ailenin soğuktan donmamak için kendi çoraplarını çıkarıp çocuklarının ellerine taktığını ve bir annenin hayatını kaybettiğini gördük. Bunlar birkaç örnek, yüzlercesi, binlercesi yaşanıyor ama haber olmuyor, orada insanlığımızdan utanıyoruz” şeklinde konuştu. Yaşanan ihlaller arasında en ağırını kadınlar ve çocukların yaşadığını dile getiren Kamile, “Çünkü anne bir taraftan da çocuklarını kurtarmaya çalışıyor, Van sınırında kaçakçıların eline düşüp taciz, tecavüz edilen kadınlar, bebeklere süt almak için nelere maruz kaldıklarını duyduk” diye ekledi.
 
‘Biz adım atarsak bir çözüm gelecek’
 
Öte yandan kamplarda kalmak zorunda kalan mülteci ve sığınmacı kadınların fuhşa zorlandığını ifade eden Kamile, bu durumu hem göç ve mülteci derneklerinin, hem sivil toplum örgütlerinin, hem de siyasilerin gündemleştirmesi gerektiğinin altını çizdi. Kamile çözüme dair ise şunları kaydetti: “Biz adım atarsak bir çözüm gelecek yoksa devletler işin güvenlik noktasını, ekonomik boyutunu bahane edecek, bunun politikasını, söylemini üretecek ama gerçeği yüzüne çarpacak olan, onlara adım attıracak olan bizleriz, başta kadınlar sonra da toplumun hepsi.”
 
Mülteci sorunu
 
Mülteci sorununun tüm halkları etkileyen bir noktada durduğunu vurgulayan Kamile, “Bugün Kürdistan’da Suriyelilerin yoğun geldiği bir coğrafya olmuş, bu hepimizin meselesi durumuna gelmiş. Biz de GÖÇ-DER olarak son yıllarda bunun üzerinde daha fazla duruyoruz çünkü bu bütün halkları etkiliyor” ifadelerini kullandı. Halkların göçmenlik konusuna yabancı olmadığına işaret eden Kamile, “Beraber yaşama kültürü var aslında Türkiye’de ama sürekli gelene yabancı gibi gösteren bir siyasi atmosfer yaratılmaya çalışılıyor. Bu da iktidar, muhalefet ve siyasi partilerden kaynaklı” dedi. Birlikte yaşama kültürünün çok çabuk gerçekleştirilebilecek bir tarihin olduğunu aktaran Kamile, siyasal atmosfer, ekonomik, sağlık, eğitim ve hukuk alanında mülteci ve sığınmacıların önünü açan çalışmalar yapılırsa bu sorunların da sorun olmaktan çıkacağının altını çizdi.
 
GÖÇİZDER çalışmaları
 
Kamile ayrıca GÖÇ-DER olarak yapacakları çalışmalara ilişkin planlamalarını şöyle sıraladı: “Göç eden insanların İstanbul’da yoğunluklu yaşadığı ilçelerden başlayıp göçmenlerle yaşamanın yollarını öğreneceğimiz bilinçlendirme seminerleri yapmayı düşünüyoruz. Ciddi anlamda halkı da bilinçlendirmek gerekiyor, buna duyarsız kalan bir iktidar ve muhalefet varsa biz duyarsız kalmayacağız. Toplumu bu konuda daha bilinçlendiren, daha da hazırlayan, beraber yaşama kültürünü mültecilikten çıkaran ve bunu yaygınlaştıran seminerler yapmayı düşünüyoruz. Suriye’den gelen birçok aile hukuki ya da sosyal yardım anlamında başvuruda bulunuyor, onlarla ilgili projelerimiz de var, hayata geçirmeyi düşünüyoruz.”