2021 İmralı Raporu: 202 avukat, 71 aile ve vasi başvurusu reddedildi
- 13:10 22 Şubat 2022
- Güncel
İSTANBUL - Asrın Hukuk Bürosu'nun, “2021 Yılı İmralı Tespit Raporu”na göre 2021 yılında yapılan 71 aile ve vasi, 202 de avukat başvurusu yanıtsız kaldı. Raporda, “Öcalan ve diğer müvekkillerimizden haber alamadığımız 2021 yılı tecridin en ağır boyuta ulaştığı bir yıl olmuştur” denildi.
Asrın Hukuk Bürosu, müvekkilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan ile diğer tutsaklar Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Ateş’in ağır tecrit koşulları altında tutulduğu İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne dair hazırladıkları “2021 Yılı İmralı Tespit Raporu”nu kamuoyu ile paylaştı. Beyoğlu’nda bulunan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nde (ÖHD) yapılan basın toplantısına Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Rezzan Sarıca, İbrahim Bilmez, Cengiz Yürekli, Emran Emekçi’nin yanı sıra İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Gülseren Yoleri, İHD Hapishaneler Komisyonu üyesi avukat Davut Aslan, ÖHD İstanbul Şube Eşbaşkanı Arzu Kayaoğlu ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) temsilcisi Ümit Efe de katıldı.
İmralı tecrit Sistemi
6 başlık altında oluşturulan raporun “Giriş” bölümünde İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nin iç hukuk ve uluslararası hukuk devre dışı bırakılarak, Şubat 1999 döneminde Abdullah Öcalan’a özgü inşa edilmiş tek kişilik bir “ada hapishanesi” olduğunun altı çizildi. İmralı’nın o günden bu güne kadar kişiye özel statü ve uygulamalarla yönetildiğinin belirtildiği raporda, “Burada tutulan Müvekkillerimiz; Sn. Abdullah Öcalan geride kalan 23 yıl boyunca, Sn. Hamili Yıldırım, Sn. Ömer Hayri Konar ve Sn. Veysi Aktaş ise adada bulundukları 7 yıl boyunca ‘İmralı Tecrit Sistemi’ dediğimiz ağırlaştırılmış infaz rejiminde, olağanüstü tecrit koşullarında tutulmuşlardır” denildi.
25 Mart 2021’den bu yana haber yok
Anayasa’da, uluslararası sözleşmelerde ve yasalarda tanınan, avukatları ile görüşme hakları, aile bireyleri ile görüşme hakları, telefon ile görüşme hakları ve dış dünya ile mektup, faks ve her türlü iletişim araçlarıyla haberleşme haklarının İmralı’da ortadan kaldırılmış vaziyette olduğuna işaret edilen raporda, İmralı Cezaevi’nin kurulduğu günden bugüne, temel hak ve özgürlüklerin sistematik olarak ihlal edildiği bir mekan olduğu vurgulandı. Raporun devamında PKK Lideri ve yanında bulunan diğer tutsaklardan 25 Mart 2021 tarihinden bu yana hiçbir haber alınamadığı belirtilerek, “Sağlık durumları, tutulma koşulları, pandemi ile ilgili tedbir ve gelişmeler, hukuki durumları ve benzeri diğer boyutlar hakkında herhangi bir bilgiye sahip olunamamıştır. Müvekkillerin maddi ve manevi bütünlüklerinin korunup korunamadığına dair derin kaygılara yol açan haber alamama hali mevcuttur. Özellikle 2016 yılında ilan edilen olağanüstü hal ve sonrasında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler sonucunda oluşturulmaya çalışılan yeni, ancak otoriter ve baskıcı yönetim şekli hukuksal-politik-yönetsel alanlarda birçok değişim yaratmıştır. Bu yönüyle geçmiş dönem gibi 2021 yılı da hukuki güvenliğin ve hukuki öngörülebilirliğin olmadığı, aynı zamanda hukuki denetleme mekanizmalarının işlevsiz olduğu bir yıl olmuştur” denildi.
71 aile ve vasi başvurusu yanıtsız kaldı
Raporun “Tecrit Ve Haber Alamama Hali” bölümünde de geçmişten bu yana olduğu gibi 2021 yılında da vasi, aile bireyleri ve avukatlar, her hafta düzenli olarak Abdullah Öcalan ve diğer müvekkillerle görüşme gerçekleştirmek üzere İmralı Cezaevi’nden sorumlu Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı başvurularda bulunulduğu, aynı başvuruların savcılık aracılığıyla İmralı Cezaevi İdaresine de düzenli bir şekilde yapıldığı bilgisi verildi. 2021 yılı boyunca 71 aile ve vasi başvurusu yapıldığı bilgisinin paylaşıldığı raporda, söz konusu başvurulara herhangi bir şekilde yanıt verilmediği, yüz yüze tek bir aile görüşü gerçekleştirilemediği kaydedildi.
202 avukat başvurusu
Raporun devamında resmi bayram günlerine özel yapılan başvurulara da olumlu yanıt verilmediği aktarılırken, avukatların da yıl boyunca her iki kuruma yaptığı toplam 202 başvurunun yanıtsız bırakıldığı ve herhangi bir avukat görüşü gerçekleştirilemediği ifade edildi. 5275 sayılı yasanın 59’un maddesine atıf yapılan raporda, “Sayın Öcalan’a özgü getirilen ağırlaştırılmış infaz rejiminin düzenlendiği 5275 sayılı yasanın 25. Maddesine göre de 15 günde bir aile görüşü yapılması gerekmektedir. Ancak önceki yıllardan beri uygulanan fiili ve hukuk dışı ziyaret yasakları kesintisiz bir şekilde devam etmiş ve 2021 yılında da tek bir aile veya avukat ziyareti gerçekleştirilememiştir” ifadelerine yer verildi.
3-4 dakikalık görüşme aniden kesildi
Raporda 14 Mart 2021 gecesi PKK Lideri’nin yaşamına dair haberlerin dijital medya ortamında yayınlandığı, bundan dolayı sağlığı, güvenliği ve tutulma koşullarına dair ailesi ile avukatları ve kamuoyunda ciddi kaygılar oluştuğu ve bu kaygıların giderilebilmesine dönük bir an önce aile ve avukat ziyaretlerinin gerçekleşmesi için yazılı ve sözlü başvuruların yapıldığı da hatırlatıldı. 15 Mart 2021 tarihinden 25 Mart 2021 tarihine kadar söz konusu iddialar üzerine avukat ile görüşme hakkı, aile ve vasi ile görüşme hakkının ivedilikle sağlanması için her gün ayrı ayrı toplamda 9’ar defa başvuru yapıldığı ancak hiçbir şekilde yanıt alınamadığına yer verilen raporda, “Yüz yüze ziyarete izin vermeyen Cezaevi İdaresi tarafından aileler telefon görüşme haklarını kullanmak üzere bulundukları illerdeki başsavcılıklara çağrılmışlardır. 25.03.2021 tarihinde savcılıklarda gerçekleşmesi planlanan telefon görüşmelerinde; Sn. Öcalan’ın kardeşi ile yapmakta olduğu görüşme 3-4 dakika gibi çok kısa süre sonra aniden kesilmiş ve görüşmeye devam edilememiştir. Sn. Hamili Yıldırım’ın da görüşmesi kısa sürmüş; Sn. Ömer Hayri Konar ve Sn. Veysi Aktaş’ın görüşmeleri ise tecrit koşullarını protesto ettikleri ve telefona çıkmadıkları beyan edilerek gerçekleştirilmemiştir” diye belirtildi.
Abdullah Öcalan’ın mesajı
Abdullah Öcalan’ın yaptığı telefon görüşmesindeki sözlerine de dikkat çekilen raporda, “Sn. Öcalan, kesintiye uğrayan kısa telefon görüşmesinde mevcut tecrit halinin kabul edilemez olduğunu belirtmiş, avukatlarıyla görüşme hakkının mutlaka sağlanmasını talep etmiş ve hukuka aykırı bu duruma karşı sorumlu makamları hukuka ve yasalara uygun hareket etmeye davet etmiştir. Fakat Sn. Öcalan ve diğer Müvekkiller ile yarıda kesilen bu telefon görüşmesinden sonra hiçbir şekilde irtibat kurulamamaktadır. Aile ve Avukat görüş başvurularına herhangi bir cevap verilmemekte, telefon veya mektup yolu ile iletişime geçme imkanı tanınmamaktadır” denildi.
İmralı koşulları
Raporun “İmralı Ada Hapishanesinde Mevcut Koşullara Dair Özet Bilgiler” başlığında da şu bilgiler paylaşıldı:
Sn. Abdullah Öcalan ile ilgili olarak;
*15 Şubat 1999 tarihinden beri İmralı Hapishanesinde tek kişilik hücrede tutulmaktadır.
*İlk on yıl boyunca hapishanede tek başına tutulmuştur. Daha sonra ise hafta içi günün 23 saati, hafta sonu 24 saat boyunca yine tek başına tutulmuştur.
*İlk 12 yıl boyunca avukat ile görüşme hakları haftada bir gün bir saat ile sınırlı tutulmuş ancak bu sınırlı hakları dahi sürekli bir şekilde engellenmiştir.
*27 Temmuz 2011 tarihinden bu güne 11 yıl boyunca yalnızca Mayıs-Ağustos 2019 Tarihlerinde 5 avukat görüşü gerçekleştirebilmiştir. Bu beş görüşmenin sonuncusu ise 7 Ağustos 2019 tarihlidir.
*2014 yılından bu yana yalnızca 5 aile görüşü gerçekleştirebilmiştir.
*Son yüz yüze yapılan görüşme 3 Mart 2020 tarihinde kardeşi ile yapabildiği görüşmedir.
*İlk günden bugüne yalnızca 27 Nisan 2020 ile 25 Mart 2021 tarihlerinde olmak üzere 2 defa telefon ile görüşme gerçekleştirebilmiştir.
*25 Mart 2021 tarihli son telefon görüşmesi çok kısa süre içinde yarıda kesilmiş ve görüşmeye devam edilememiştir. O günden itibaren kendisinden haber alınamamaktadır.
Sn. Hamili Yıldırım ile ilgili olarak;
İmralı Adasına getirildiği Mayıs 2015 tarihinden bugüne kadar avukatlarıyla tek bir görüşmesine dahi izin verilmemiştir.
*7 yıl boyunca yalnızca 2 defa aile görüşü gerçekleştirebilmiştir.
*Kendisi ile yüz yüze yapılan son görüşme 12 Ağustos 2019 tarihli aile görüşmesidir.
*27 Nisan 2020 ile 25 Mart 2021 tarihlerinde olmak üzere yalnızca 2 defa telefon ile görüşme gerçekleştirebilmiştir
*25 Mart 2021 tarihinden itibaren kendisinden haber alınamamaktadır.
Sn. Ömer Hayri Konar ile ilgili olarak;
*İmralı Ada Hapishanesine getirildiği 16-17 Mart 2015 tarihinden bugüne kadar avukatlarıyla görüşmesine hiçbir zaman izin verilmemiştir.
*7 yıl boyunca yalnızca 3 defa aile görüşü gerçekleştirebilmiştir.
*Kendisi ile yüz yüze yapılan son görüşme 3 Mart 2020 tarihli aile görüşmesidir.
*İmralı Ada Hapishanesine getirildiği tarihten sonra 27 Nisan 2020 tarihinde de salgın hastalık gerekçesiyle bir defaya mahsus telefon ile görüşme yapmasına olanak tanınmıştır.
*25 Mart 2021 tarihli telefon görüşmesine ise içinde tutulduğu koşulları protesto ettiği gerekçesiyle çıkmadığı savcılık tarafından aileye iletilmiştir.
*27 Nisan 2020 tarihinden itibaren kendisinden haber alınamamaktadır.
Sn. Veysi Aktaş ile ilgili olarak;
*İmralı Ada Hapishanesine getirildiği 16-17 Mart 2015 tarihinden bugüne kadar avukatlarıyla görüşmesine hiçbir zaman izin verilmemiştir.
*7 yıl boyunca yalnızca 3 defa aile görüşü gerçekleştirebilmiştir.
*Kendisi ile yüz yüze yapılan son görüşme 3 Mart 2020 tarihli aile görüşmesidir.
*27 Nisan 2020 tarihinde de salgın hastalık gerekçesiyle bir defaya mahsus telefon ile görüşme yapmasına olanak tanınmıştır.
*25 Mart 2021 tarihli telefon görüşmesine ise içinde tutulduğu koşulları protesto ettiği gerekçesiyle çıkmadığı savcılık tarafından aileye iletilmiştir.
*27 Nisan 2020 tarihinden itibaren kendisinden haber alınamamaktadır.
Bursa İnfaz Hakimliği’ne yapılan başvuru
Raporun “Mahkemeye Yapılan Başvurular İle Gizli Yürütülen Hukuk Dışı Yasak Kararları” başlığında da Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına ve İmralı Cezaevi idaresine yapılan aile ve avukat görüş başvurularının tamamı sonuçsuz kalınca 30.03.2021 tarihinde Bursa İnfaz Hakimliğine bir başvuruda bulunulduğu ifade edildi. Bu başvuruda; “avukat, aile ve vasi ziyaret haklarının sağlanmasını, avukatların olası dosyalara erişimleri önündeki engellere son verilmesi, avukat ile temsil ilkesinin gereklerinin yerine getirilmesi, yasal tanıma uygun olarak rutin telefon haklarının sağlanması, yazışma hakları önündeki engellerin kaldırılarak mektup gönderme ve alma koşullarının sağlanması” şeklinde taleplerde bulunulduğu kaydedildi.
Disiplin cezalarından sonradan haberdar olundu
PKK Lideri Abdullah Öcalan ve diğer müvekkillerin insanlık dışı, kötü muameleye dönüşmüş ve sistematik olarak yıllardır sürdürülen tutulma koşullarının düzeltilmesi yönündeki başvurunun, hukuka ve yasaya aykırı bir şekilde hemen ertesi gün hızlıca reddedildiği kaydedilen raporda, “ Bu başvurunun sonucunda ise 29.01.2021 tarihinde müvekkillerle ilgili aile ziyaretlerini yasaklayan bir disiplin cezasının varlığından haberdar olunmuştur. Aile ziyareti, avukat ziyareti ve tüm haberleşme hakkının kullanılması gibi farklı kanuni düzenlemeler barındıran talepler, öncesinde gizli yürütülen ve hukuksuz bir şekilde sonuçlandırılan salt bir disiplin cezası gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Oysaki bir disiplin cezası hukuka uygun olmak koşuluyla dahi en fazla aile ziyaretlerinin belirli süreliğine kısıtlanmasına neden olabilir” ifadeleri yer aldı.
Avukat ziyaretleri ‘disiplin cezaları’ gerekçe gösterilerek reddedildi
Hukuki düzenleme olmasına rağmen başvuru içerisinde yer verilen avukat ziyaret taleplerinin de, herhangi hukuki bir nedensellik içermeyen “disiplin cezası” gerekçe gösterilerek reddedildiği belirtilen raporda şöyle denildi: “Avukat ziyaret talepleri ancak ve ancak 5275 sayılı yasanın 59. Maddesinde aranan şartlar gerçekleştikten sonra ve mahkeme kararı ile belirli süreliğine engellenebilecekken hukuk dışı yürütülen bir disiplin cezasının dayanak yapılması kanunun açık ihlali mahiyetindedir.”
Telefon görüş hakkı
Yine telefon talebinin reddedilmesine gerekçe olarak gösterilen 7 Eylül 2020 tarihli 6 aylık iletişim yasağı kararı üzerinden 6 aydan fazla bir süre geçtiğine vurgu yapılan raporda, “Nitekim 5275 sayılı infaz yasasının 42. Maddesi başta olmak üzere hiçbir kanun maddesi telefon ile iletişim hakkını üç aydan fazla yasaklamaya cevaz vermemektedir. İnfaz Hakimliğinin bu kararına karşı yapılan itiraza ise bugüne kadar herhangi bir cevap verilmemiştir” ifadelerine yer verildi.
İmralı’da incommunicado (alıkonma)uygulanıyor
En son yapılan ve kısa sürede kesilen telefon görüşmesinden sonra yıl boyunca müvekkillere ulaşmak, ziyarette bulunup yüz yüze görüşmek ve kendilerinden haber almak için çok sayıda girişimde bulunulduğuna işaret edilen raporda, şu ifadeler yer aldı: “Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına, savcılık aracılığıyla Cezaevi İdaresi’ne yapılan tüm aile, vasi ve avukat ziyaret talepleri ile müvekkillere belli aralıklarla gönderilen mektuplardan herhangi bir sonuç alınamayınca 22 Kasım 2021 tarihinde yeniden Bursa İnfaz Hakimliğine başvuruda bulunulmuştur. Başvuruda; Müvekkillerin hukuka aykırı fiili uygulamalarla ya da hukuki dayanaktan yoksun idari ve yargı kararlarıyla dış dünya ile temaslarını sağlayacak araçlardan (avukat ve aile ziyaretleri, telefon ve yazışma hakkı vs. haberleşme hakkı) tamamen yoksun oldukları ortaya konulmuştur. Devamla dış dünya ile temaslarını sağlayacak mekanizmaların bir bütün olarak, aynı anda ve kesintisiz bir biçimde sürekli olarak engellenmesinin ulusal ve uluslararası mevzuata aykırı olduğu gibi insanlık dışı ve kötü muamele yasağının ihlalini oluşturduğu izah edilmiştir.
Böylesi bir tecrit boyutunun hücre içinde hücre hapsi niteliğinde olduğu, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nce verilen kararlarda ve CPT tarafından doğrudan İmralı’daki koşullarla ilgili yapılan tespitlerde ‘incommunicado’ alıkonma hali olduğu açıklanmıştır. ‘İncommunicado’ alıkoyma hali, dışarıdaki dünya ile hiçbir iletişiminin olmadığı ve bu nedenle ailesi, arkadaşları ve avukatları da dahil olmak üzere herhangi birisi ile iletişim kuramadığı anlamına gelmektedir. Bu alıkonma hali, idarenin insafına terk edilmiş olmaları, durumun özelliği gereği herhangi bir denetimin söz konusu olmaması sebepleriyle her türlü ihlalin ortaya çıkmasına neden olabilecek koşulları oluşturmaktadır.”
İmralı’da işkence yasağı ihlal ediliyor
“Mutlak İşkence Yasağının İhlal Edilmesi, Hiç kimse İşkenceye Veya İnsanlık dışı Ya da Aşağılayıcı Muamele Veya Cezaya Tabi Tutulamaz” bölümünde de işkence yasağının ortaya çıkmasındaki temel amacın, insan onurunun korunmasını sağlamak ve her ne şartta olursa olsun insanın bedensel ve ruhsal bütünlüğünü korumak olduğunun altı çizildi. Raporda konuya dair şu değerlendirmeye yer verildi: “Her mahpusun hukuka uygun verilmiş bir mahkeme kararı ile özgürlüğünün elinden alınması dışında diğer tüm haklara sahip olması gerektiği AİHS Madde 1’de de ifade edildiği üzere evrensel temel insan hakları kriteridir. Mahpusluğun insan onuruna uygun, doğal asgari kısıtlılık koşullarını aşmayacak şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Ancak Sn. Öcalan ve diğer müvekkillerimiz uzun yıllardır bu doğal sınırlamaları çok ağır bir şekilde aşan tecrit koşullarına maruz bırakılmışlardır. İnsanlık dışı muamele olarak nitelendirilen bu tutulma koşullarının üzerine 25 Mart 2021 tarihinden bu yana kendilerinden haber alınmasına izin verilmemektedir. Müvekkillerin dış dünya ile olan tüm bağları koparılmış, sağlık durumları, hukuki durumları, tutulma koşulları, pandemi ile ilgili tedbir koşulları gibi hiçbir konuda bilgi sahibi olunamamaktadır. Mevcut koşullar işkence yasağını ihlal etmektedir. Buna göre Müvekkiller, işkence ve insanlık dışı ceza ve muameleye maruz bırakılmaktadırlar.”
CPT bugüne kadar 8 ziyaret gerçekleştirdi
Avrupa İşkenceyi Önleme Örgütü’nün (CPT), bugüne kadar İmralı’yı sekiz defa ziyaret ettiği ve raporlar yayınladığı dile getirilen raporda, “Bütün raporlarda İmralı’daki tutulma koşullarının işkence yasağına aykırılıklar içermesi sebebiyle düzeltilmesi gerektiği ortaya koyulmuştur. En son İmralı Ada Hapishanesini konu alan 2019 tarihli ziyaretine dair yayınladığı raporda da işkence yasağının ihlal boyutlarının derinleştiğini gözler önüne sermiştir. Buna göre; Sn. Öcalan ve diğer Müvekkillere verilen disiplin cezalarının hukuki illiyet bağının olmadığını, disiplin cezalarına dayanak gösterilen nedenlerin inandırıcı olmadığını, bu cezaların politik cezalar olduğunu ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının da ayrımcı bir düzenleme içerdiğini tespit ederek tutulma koşullarında kaygı verici durumların iyileştirilmesi tavsiyesinde bulunulmuştur. Yine Türkiye’den İmralı Adasında bulunan her 4 Müvekkilimizin aile ve avukat ziyaretlerinin sağlanması ve bu ziyaretlere dair aylık olarak kurumlarının bilgilendirilmesi talep edilmiştir (CPT 5 Ağustos 2020 tarihli rapor). Aynı raporda CPT, Müvekkillerin dış dünyayla temaslarında tam bir yasak halinin uygulanmasını, tutukluların hiç kimse ile görüştürülmediği bir tür hücre hapsi (Incommunicado) olarak değerlendirilmiştir. Bu durumun kabul edilemez olduğu, ilgili uluslararası insan hakları belgelerine ve standartlarına aykırılığını belirtilmiştir. (CPT 5 Ağustos 2020 tarihli rapor)”
AİHM’in Öcalan-2 kararı
“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 23 Nisan 2003 tarihli “İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık dışı veya Alçaltıcı Muameleler” başlıklı kararında, “[…] uzun süreli incommunicado gözaltılar işkence uygulamasını kolaylaştırdığı gibi, başlı başına bir zalimane, insanlık dışı ve alçaltıcı uygulama şekli oluşturur” denildiğine işaret edilen raporda, İmralı’da “yasal düzenleme” ile yürütülen ağırlaştırılmış infaz rejiminin kendisinin de işkence yasağını ihlal ettiği kaydedildi. Raporda, 18 Mart 2014 tarihli AİHM’in Öcalan No:2 kararı ile ağırlaştırılmış infaz rejiminin AİHS Madde 3’te yer verilen işkence yasağını ihlal eden koşullara sahip olduğuna hükmedildiği belirtilen raporda, “Bu kararda ihlalin karar anında değil, yasal düzenlemenin yapıldığı andan itibaren doğduğuna karar verilmiştir. Yani İmralı ağırlaştırılmış infaz rejiminin başından bu yana bir işkence rejimi olduğu uluslararası nitelikte karar altına alınmıştır” vurgusu yapıldı.
Mektupların iletilip iletilmediği bilinmiyor
“Haberleşme Hakkının İhlali” bölümünde de “Herkes, haberleşme ve yazışmasına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir” denildi. Haberleşme hakkının birçok uluslararası sözleşmede koruma altına alındığına işaret edilen raporda, “Hukuksal mevzuatta düzenlenmesine rağmen ziyaret hakları ellerinden alınan müvekkillerin telefon, mektup ve faks ile iletişim kurma hakları da engellenmeye devam edilmektedir. Zaten kendileri ile kurulan son temas da bir telefon görüşmesiydi. Müvekkiller bu raporun kapsadığı zaman diliminde de aileleriyle telefon aracılığıyla iletişim kuramamışlardır. Adli ve İdari makamlarca, iletişim haklarının engellenmesinin dayanağının ne olduğuna dair avukatlara ve aile bireylerine herhangi bir bilgilendirmede bulunulmamış, haber verilmemiştir. Mutlak tecrit koşullarında tutulan Müvekkillerimizden hiçbir şekilde haber alamadığımız için 2021 yılı boyunca farklı tarihlerde iadeli taahhütlü mektup gönderilerek kendilerine ulaşılmaya çalışılmıştır. Öncekilerde olduğu gibi en son gönderdiğimiz mektuplara da yazılı herhangi bir cevap tarafımıza ulaşmamıştır. Bu mektupların müvekkillerin ellerine geçip geçmediğine dair de herhangi bir bilgi elde edilememiştir.”
Hukuksal girişimler yasa dışı engelleniyor
Raporun, “Adil Yargılanma Hakkının İhlali” bölümünde de “Sn. Öcalan ve diğer Müvekkillerin Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde süren onlarca davaları ile tutulma koşulları ve maruz kaldıkları ağırlaştırılmış infaz rejiminden kaynaklanan ihlallerin ortadan kaldırılması için açılacak davaları yönünden avukat tutma, avukattan yararlanma, hukuki danışma ve avukat ile her türlü mahkemeye başvuru hakkı bulunmaktadır. İnfaz sürecinin hukuki denetimi ile hukuka uygun sürdürülmesini sağlama açısından avukatları ile görüşme hakkı adil yargılanma hakkı kapsamındadır. Fakat İmralı’da avukat ziyaretleri yasaklandığı gibi sistematik olarak yaşatılan hak ihlallerine karşı yapılmak istenen hukuksal girişimler de yasa dışı bir şekilde engellenmektedir” denildi.
Yargı kararları gizli yürütülüyor
İmralı Tecrit Sistemi içerisinde hukuk dışı bir şekilde sınırlı tanınan hakların da kısıtlanmasına ve yasaklanmasına dönük alınan idari veya yargı kararlarının özellikle Eylül 2018 tarihinden bu yana tamamen gizli bir şekilde yürütüldüğünün altı çizilen raporda, “2018 yılında uygulanmaya başlanan ve aile görüşmelerini yasaklayan disiplin cezalarının ilki, süresi içinde avukatlara bildirildiğinde, avukatlar yasal süreler içerisinde cezaya karşı iç hukukta itiraz haklarını kullanabilmişlerdir. Avukatların itiraz haklarını kullandıkları görülünce idare ve yargı makamları tarafından sonraki disiplin cezaları sadece Müvekkillere tebliğ edilerek aleniyet ilkesine aykırı bir şekilde avukatlardan gizlenmeye başlanmıştır. Daha sonra mahkeme tarafından alınan avukat yasak kararları da disiplin cezaları gibi herhangi bir şekilde tebliğ edilmeyerek gizli yürütülmüştür” sözleri ile duruma işaret edildi.
Avukatlar itiraz süreleri dolduktan sonra haberdar ediliyor
Disiplin kurulu tarafından alınan aile yasağı şeklindeki disiplin cezaları ile mahkeme tarafından alınan avukat yasağı kararları kesinleştikten ve itiraz süreleri tamamlandıktan çok sonra bu yasak kararlarından haberdar olunabildiği dile getirilen raporda, yasak kararları öncesinde, kararların alındığı anda ve sonrasında avukatlar ve aileler sürekli olarak görüş başvurusu yapmalarına rağmen haberdar edilmedikleri ifade edildi. Raporda, cezalar, ihlal edilen hakların tesisi için avukatlar tarafından yapılan farklı başvurulara verilen cevaplarda tesadüfen öğrenilebildiği kaydedilerek, “Bu veya benzeri şekillerde öğrenmeden sonra yargılamaların aleniyeti, masumiyet karinesi, savunma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı kapsamında ilgili dosyaları inceleme, örnek alma ve tebliğ alma taleplerinde bulunulmaktadır. Ancak bu talepler de herhangi bir kanun maddesi dayanak gösterme ihtiyacı dahi duyulmaksızın keyfi, siyasi ve soyut nedenlerle reddedilmiş, dosya ve kararlar avukatlardan gizlenmiştir” diye belirtildi.
Disiplin dosyalarını incelemeye engel bir yasak yok!
4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun herhangi bir maddesinde dosyaların incelenmesi ve örnek alınması hiçbir koşulda yasaklanmadığı ifade edilen raporda, “Mevcut koşullarda disiplin soruşturmalarının gizlenmesi mümkün olmadığı gibi disiplin dosyalarının incelenmesi ile karar veya delillerden örnek alınması hukukun gereğidir. Kaldı ki yargısal süreçlerin aleni yürütülmesi, ileri sürülen iddiaların öğrenilmesi, ilgili belgelerden örnek alınması ve dosyaların incelenmesi silahların eşitliği ilkesinin gereğidir. Bu yönüyle müvekkillerin iddia sahibi makamlar nezdinde dezavantajlı konumda olmaları adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir. Dış dünya ile tüm bağları koparılan Müvekkillerle ilgili dışarıdan da herhangi bir başvurunun yapılmasına müsaade edilmemektedir. Yani avukatları tarafından dışarıdan gözlemlenen ihlallere karşı hukuk mücadelesinin verilmesinin de engellendiği anlaşılmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
Mahkemeye yapılan başvuruların tamamı reddedildi
Raporun “Etkili Başvuru Yolunun Bulunmaması” bölümünde “İmralı Tecrit Sisteminin bir ayağının da yargı erki olduğu geçen 23 yıllık süre zarfında fazlasıyla deneyimlenmiştir” denildi. İmralı’da infaz rejimini denetleme ve karar mercii olan Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ile Bursa İnfaz Hakimlikleri tarafından 23 yıllık süre boyunca sistematik olarak kısıtlama ve yasaklama kararları verildiğine işaret edilen raporda, disiplin cezalarının tamamı ile ilgili onama kararları verildiği ifade edildi. Neredeyse yapılan tüm itirazların reddedildiğine dikkat çekilen raporda, “Haricen hakların teslim edilmesi amacıyla doğrudan mahkemeye yapılan başvuruların tamamı reddedilmiştir. Hakim ve savcıların görev ve sorumluluklarına aykırı pratikleri sebebiyle Hakimler Savcılar Kuruluna yapılan başvuruların tamamı da Kurul tarafından işleme konulmayarak mevcut hukuk dışı statünün devamına neden olunmuştur. Günümüze dek İmralı Cezaevinde ihlal edilen haklar ve bunlara karşı yapılan iç hukuk başvurularına karşı tüm idari ve yargı kurumlarının sergilediği tutum, içinde sürekliliği ve kesintisizliği barındıran bir idari pratik haline gelmiştir” ifadeleri kullandı.
“Bu denli sistematik yürütülen idari pratik İmralı Ada Hapishanesi ve Müvekkil Sn. Öcalan şahsına özgülenen siyasi kararlara dayanmaktadır” denilen raporda, bu pratiğin 2021’de de sürdürüldüğü paylaşıldı. Raporda devamla konuya ilişkin şöyle denildi: “Bu denli ağır, sosyal, toplumsal, kültürel ve psikolojik açıdan dış dünya ile bağları koparılmış başka bir örnek bulunmamaktadır. İmralı Ada Hapishanesindeki ağır tecridi süreklileştiren idari-politik tutum tüm hukuksal süreçleri yönlendirmiştir. İmralı Ada Hapishanesi, Türkiye, Avrupa ve dünyada en ağır düzeyde izolasyon, dolayısıyla insanlık dışı koşulların uygulandığı kapatma mekanı konumundadır.”
AYM’ye 79, AİHM’e 12 başvuru yapıldı
Raporda yapılan başvurulara dair şu bilgiler de paylaşıldı: “İmralı’da sürdürülen ağır insan hakları ile ilgili olarak 2021 yılında yerel düzeyde yapılan başvurular dışında yüksek mahkeme niteliğinde Anayasa Mahkemesi’ne 19 adet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de 5 adet başvuruda bulunulmuştur. Bu başvurularla birlikte bugün her 4 Müvekkilimiz adına toplamda İmralı Ada Hapishanesi ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nde 79 bireysel başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde de 12 başvuru derdest durumdadır. Söz konusu başvuruların sayısı ve içeriği, İmralı’da yürütülen tecrit sisteminin kapsamını ve ağırlığını açıklamaktadır. Bu aynı zamanda ulusal ve uluslararası herhangi bir yargı merciinin, İmralı Tecrit Sistemine belirleyici düzeyde etki etmediğini göstermektedir.”
Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü
“Ağırlaştırılmış Müebbet İnfaz Rejimi” bölümünde de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının AİHS’in işkence yasağını ihlal ettiğine yer verilerek, şöyle denildi: “AİHM’in Öcalan No.2 kararının yerine getirilmesi için 01.10.2021 tarihinde Bursa İnfaz Hakimliğine başvuruda bulunulmuştur. Mahkemeden, koşullu salıverilme önünde engel teşkil eden 5275 sayılı yasanın 107/16 maddesi ile 3713 sayılı yasanın 17/4 madde hükümlerinin Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapılması talep edilmiştir. Ayrıca AİHM kararının da tespit ettiği üzere Sn. Öcalan’ın 23 yıl boyunca işkence yasağına aykırı koşullarda tutulmuş olması, tutukluluğunun da sosyal, siyasal ve hukuksal açıdan daha fazla uzatılmadan sonlandırılarak özgürlüğüne kavuşmasının sağlanması talep edilmiştir. Ancak İnfaz Hakimliği, AİHM’in ihlal tespitleri ile karar içerisindeki değerlendirmeleri görmezden gelerek başvuruyu ret etmiştir. Bunun üzerine aynı taleplerle 03.12.2021 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır. AİHM, ölünceye kadar hapis biçimindeki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının işkence yasağını ihlal ettiğine yönelik Öcalan No.2 kararından sonra Kaytan/Türkiye, Gurban/Türkiye ve Boltan/Türkiye başvurularında da benzer ihlal kararları vermiştir.
Bunun üzerine dört dosya Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nde izleme sürecine alınmış ancak Türkiye karara uymamasına rağmen Komite tarafından 7 yıl boyunca gündeme getirilmemiştir. 2021 yılında ÖHD, İHD, TİHV ve TOHAV, Komite’ye ilgili AİHM kararlarının uygulanmadığı gerekçesiyle başvuruda bulunmuşlar ve bu gelişmelerden sonra Komite, her dört kararı gündemine almaya karar vermiştir. Söz konusu karardaki ihlallerin ortadan kaldırılmasını sağlama sorumluluğu olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 30 Kasım-2 Aralık 2021 tarihli toplantı ara kararlarında, mevcut işkence yasağı ihlalinin devam ettiğini, Türkiye’nin konuyla ilgili mevcut bilgileri paylaşmadığını, kararın gereğini yerine getirmediğini yeniden tespit etmiştir. Bu tespitlerle birlikte ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının belirli bir asgari sürenin ardından gözden geçirilmesine dair inceleme mekanizması için yasal ve diğer yeterli tedbirlerin gecikmeksizin yerine getirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bir an önce gerekli adımları atması ve bu adımlarla ilgili olarak da Eylül 2022 tarihine kadar Komite’yi bilgilendirmesi talep edilmiştir. Sn. Öcalan’a özgü gelişen ve tüm Türkiye’de işkence niteliğinde uygulanan ağırlaştırılmış infaz rejiminin elbette değişmesi gerekmektedir. Bu kararın gereğinin yerine getirilmesi ancak ağır tecrit koşullarında 23 yılını geride bırakan Sn. Öcalan’ın özgürlüğü ile mümkündür.”
Raporun “Tespit Ve Sonuçlar” kısmında da avukatlar müvekkilleri için taleplerini sıraladı:
* Türkiye’nin egemenlik sınırları içerisinde, Marmara Denizi'nde bulunan İmralı Cezaevi, işkence yasağına, temel hak ve özgürlüklere, evrensel ilke ve kurallar ile demokratik değerlere aykırı olarak İmralı Tecrit Sistemi ile yönetilmektedir. Sayın Abdullah Öcalan 23 yıldır bugün en ağırını yaşadığı işkence koşullarına maruz bırakılmaktadır. Konar, Aktaş ve Yıldırım da bu sisteme dahil edilerek İmralı Ada Hapishanesinde bulundukları 7 yıl boyunca işkence ve insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmışlardır.
* Öcalan ve diğer müvekkillerimizden haber alamadığımız 2021 yılı tecridin en ağır boyuta ulaştığı bir yıl olmuştur. Kendilerinden 25 Mart 2021 tarihinden bugüne kadar hiçbir şekilde haber alınamamış, dış dünya ile olan tüm bağları koparılmıştır.
* Aile ve avukatlarının bütün başvuruları sonuçsuz bırakılmış ve hiçbir ziyarete izin verilmemiştir. Aynı şekilde telefon ve mektup ile ulaşma imkânı da bırakılmamıştır.
* 2021 yılı boyunca; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. Maddesinde düzenlenen işkence yasağı, 6. Maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, 8. Maddesinde düzenlenen aile ve özel hayata saygı ile haberleşme hakkı, 13. Maddesinde düzenlenen etkili başvuru yolu ile hak ve özgürlüklerin amaç dışı kısıtlanmasını yasaklayan 18. Maddesi ihlal edilmiştir.
* İmralı Tecrit Sisteminin uygulayıcıları tarafından negatif ve pozitif bütün yükümlülükler ihlal edilerek suç işlenmiştir.
* 23 yılını geride bırakan İmralı sürecinde tüm ülkede yaşanan deneyimler şunu çok iyi göstermiştir ki; ne zaman Kürt meselesine yaklaşım konusunda güvenlik politikaları ön plana çıkarılmışsa İmralı Ada Hapishanesi’nde uygulanan tecrit de bu politikalara paralel bir şekilde derinleştirilmiştir. Özellikle son 6-7 yıl bunun en ağır dönemi olmuştur.
* Aynı şekilde İmralı’da tecridin ağırlaştırılması, Türkiye’de hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına yol açmaktadır. Bugün de ülkenin içinde bulunduğu koşullar ile İmralı’daki mutlak tecrit/haber alamama hali neden-sonuç ilişkisi içinde gelişmektedir. Bir yandan İmralı’da mutlak haber alamama durumu söz konusu olup, her türlü temas engellenirken, ülke de sosyal, kültürel, siyasal, hukuksal, ekonomik vb. çoklu boyutlarda kriz ve bunalım halini yaşamaktadır.
* Böylece; Anayasa, AİHS ve diğer hukuksal bağıtların yok sayıldığı İmralı Tecrit Sistemi, Türkiye’de hukuk ve demokrasi dışı bir yaşamın inşa edilmesine neden olmaktadır.
* Öcalan’ın toplum ile diyalog kurabildiği zamanlar ise bütün Türkiye halklarına umut veren, nefes aldıran zamanlar olmuştur.
* Öcalan, Kürt Meselesinde demokratik, anayasal ve barışçıl bir çözümden yana olduğunu her seferinde deklare etmiştir. 23 yıllık İmralı sürecinde de diyalog ve çözüm karşıtı güçlere karşı, göz ardı edilemeyecek bir barış ve yaşatma siyasetini inşa ederek tarihsel rolünü oynamıştır. Sayın Öcalan’ın öngördüğü onurlu barış, tüm çözüm karşıtı güçlere rağmen, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açacak, Ortadoğu’nun daha yaşanılır bir coğrafya olmasını sağlayacaktır.
* Siyasal, sosyal ve hukuksal tüm parametreler Sayın Öcalan ve diğer Müvekkiller ile derhal aile ve avukat ziyaretlerinin önünün açılmasını, kendilerinden haber alınmasının, özgürlük ve güvenlik koşullarının sağlanmasını ve Kürt meselesinde diyalog ve müzakere siyasetine geçilmesini dayatmaktadır.”







