Hukukçular ve hak savunucuları: İmralı’da tecrit işkencesi var

  • 14:49 22 Şubat 2022
  • Güncel
 
İSTANBUL - Asrın Hukuk Bürosu’nun “2021 Yılı İmralı Tespit Raporu” açıklamasına katılan hukukçular ve hak savunucuları, İmralı’da tecrit işkencesinin hayatta olduğunu vurgularken, konunun takipçisi olup önümüzdeki günlerde harekete geçecekleri bilgisini verdi.
 
Asrın Hukuk Bürosu, müvekkilleri PKK Lideri Abdullah Öcalan ile diğer tutsaklar Hamili Yıldırım, Ömer Hayri Konar ve Veysi Ateş’in ağır tecrit koşulları altında tutulduğu İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne dair hazırladıkları “2021 Yılı İmralı Tespit Raporu”nu kamuoyu ile paylaştı. Beyoğlu’nda bulunan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nde (ÖHD) yapılan basın toplantısına Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Rezzan Sarıca, İbrahim Bilmez, Cengiz Yürekli, Emran Emekçi’nin yanı sıra İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Gülseren Yoleri, İHD Hapishaneler Komisyonu üyesi avukat Davut Aslan, ÖHD İstanbul Şube Eşbaşkanı Arzu Kayaoğlu ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) temsilcisi Ümit Efe de katıldı. Toplantının yapıldığı salona “Tecrit insanlık suçudur pankartı asıldı.
 
Rezzan Sarıca’nın “İmralı Tespit Raporu” açıklamasının ardın hak savunucuları ve avukatlar söz aldı.
 
‘Keyfi yasalarla tecrit uyguluyorlar’
 
TİHV Temsilcisi Ümit Efe, tecridin takip edilmesinin de tecrit edildiğini ifade etti. Ümit, “İmralı kapalı cezaevinde kişiye özel tecrit uygulanmakta. Tecridin kendisi de bir işkence yöntemidir. Tecrit insanın varoluşuna aykırıdır. Keyfi yasalar oluşturarak tecrit uyguluyorlar. Hiçbir şekilde haber alınamıyor iletişim aile, adil yargılanma hakkı tecrit ediliyor. Bu alıkonulma rehin tutmadır. Bizden tecrit edilmiş durumda İmralı. Bizlerde oraya ulaşıp bilgi alamıyoruz. İzleme ve takip etme koşulları ortadan kaldırılmış durumda. Tecrit işkencedir. İşkence yasası kapsamındadır, bundan vazgeçilmeli. Bu uygulamalardan vazgeçilmeli. Bu sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
 
‘Barolar tecride karşı ses çıkarmalı’
 
Ardından söz alan ÖHD İstanbul Şube Eşbaşkanı Arzu Kayaoğlu da İmralı tecridinin kaldırılması için bir yıl önce bir imza kampanyası düzenlediklerini hatırlatarak, “Bu imzalarla kamuoyuna bir çağrımız oldu. Yine 2014 yılında AİHM’in Öcalan hakkında verdiği kararının uygulanıp uygulanmadığına ilişkin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne bir başvuruda bulunduk. Bundan sonraki süreçte de eşbaşkanlarımız tarafından kurumsal düzeyde Adalet Bakanlığına avukat görüşü yapılması için başvuruda bulunacağız. Biz avukatlar olarak da Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı ve İmralı Cezaevi Müdürlüğüne ayrı ayrı başvuruda bulunacağız. Bizim buradan asıl çağrımız barolara. Asıl sorumluluk alınması gereken konu İmralı’dır. Herkesin gündelik yaşamını etkileyen tecridin İmralı hapishanesi olduğunu biliyoruz. Bunun farkındalığının asıl başlaması gereken yer de barolar olduğunu biliyoruz. İmralı’yla ilgili tecridin kaldırılması için yasal çalışmaları yapmalarını talep ediyoruz” diye belirtti. 
 
‘İmralı’da eşitlik ilkesi ihlal edilmekte’
 
İmralı Cezaevi’nde uygulanan tecridin siyasetle bağlantısı olduğunu belirten İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Tecrit konusu insan hakları örgütlerinin 23 yıldan fazladır ilgi alanı. Tecrit işkence yöntemidir. Devletin tecrit sistemini ceza infazında ısrarla uygulamak istemesiyle karşı karşıyayız. Biz tecride karşı mücadele ettikçe yeni tecrit tipi hapishanelere yapılıyor. Tecridin mahpuslar üzerinde olumsuz etkileri olmakta. Birleşmiş Milletler sözleşmesi ve Anayasanın eşitlik ilkesi ihlal edilmekte. İmralı’da ki kişiye özel uygulanan ağır tecrit koşulları tüm cezaevlerinde devam etmekte. Tecrit uygulamasındaki amaç mahpusun dışarıyla bağını kopartmaktır. Mahpusun dışarıyla iletişim kurması haktır engellenemez. İşkence yönetimi olan tecride karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Herkes için eşit haklar sağlanmalı. İmralı’da ki özel tecrit uygulamasının son bulması için sürecin takipçisi olacağız” dedi.
 
‘Sessiz kalınacak bir süreç değil’
 
Son olarak söz alan ÇHD Temsilcisi avukat Oğuzhan Topalkara da, “Hak ihlallerin yoğun bir şekilde sürdüğü bir süreçteyiz. Bizler tecridi yoğunlaştırmış bir işkence sistemi olarak görüyoruz. Biz bunu kabul etmiyoruz. Hiçbir tutukluya özel bir uygulamayı kabul etmiyoruz. Bu tür süreçler sessiz kalınacak süreçler değildir. Bütün hak örgütlerinin buna ses çıkarması gerektiği kanaatindeyiz. Bu nedenle baroların buna taraf olmasını bekliyoruz. Bizler de üzerimizde düşen görevi yapmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.