‘Antep’te Deniz, Aysel ve Emine Şenyaşar’ın sesi olacağız’
- 09:01 25 Şubat 2022
- Güncel
Şehriban Aslan
ANTEP - HDP Antep Kadın Meclisi üyesi Suzan Uzpak, Antep’teki 8 Mart hazırlıkları için, “Her 8 Mart’ta olduğu gibi yine en güçlü sesimizle zılgıtlarımız, türkülerimiz ve halaylarımızla alanlarda olacağız. Deniz Poyraz’ın, Aysel Tuğluk’un ve Emine Şenyaşar’ın sesi olacağız” mesajını verdi.
Yüzyıllardır dünyanın her yerinde kadınların özgürlük, eşitlik, adalet mücadelesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde daha fazla görünür oluyor.
Tekstil işçisi kadınların, ABD’nin New York kentinde 8 Mart 1857’de çalışma koşullarının iyileştirilmesi için girdikleri grev sırasında fabrikaya kilitlenerek yakılmasının üzerinden 165 yıl geçti. Yangında içeride kilitli kalan işçilerden 148’i yanarak yaşamını yitirdi. Bu işçilerin 129’u ise kadındı. ABD’de işçi direnişçilerin katledilmesi ile sembolleşen bugün, 60 yıl sonra da bir başka kadın direnişine sahne oldu. 1917 8 Mart’ında Rusya'da çarlığın yıkılmasına yol açan 1917 Şubat Devrimi, kadınların yürüyüşü ve grevi ile başladı. Eylemlerin başladığı günün, Gregoryen takvimine göre 8 Mart’a denk geldiği belirtiliyor.
1857’den öncesinde olduğu gibi sonrasında da kadınlar direne direne haklarını elde etti, hala da hakları için mücadelesini sürdürüyor. Bu şekilde dünyanın her yerinde 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların haklarını, özgürlük, adalet, eşitlik taleplerini haykırmanın günü olarak karşılanıyor.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye ve bölge kentlerinde de Dünya Kadınlar Günü çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Kadınlar her kentte 8 Mart planlamasını hazırlarken, etkinliklerin bölgedeki startı bugün tutsak Garibe Gezer’in doğduğu ve son yolculuğuna uğurlandığı Mardin’in Dargeçit ilçesinde veriliyor.
8 Mart hazırlıklarının sürdüğü kentlerden birisi de Antep. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antep Kadın Meclisi üyesi Suzan Uzpak, kadınların kentte yaşadığı sorunlara, bunlarla mücadeleye ve 8 Mart’a dair görüşlerini aktarıyor.
‘Kadınlar güvencesiz koşullarla karşı karşıya’
Antep’in sanayisi nedeniyle işçi kenti olduğu söyleyen Suzan, sokaklarda yoksulluğun görünmediği çok az yer olduğunu belirtiyor. Suzan, Antep’in aslında ülkenin genel halinin profili olduğunu dile getirerek, sınıflar arası farkların uçurumlaştığı, zenginin çok zengin, yoksulun ise açlık sınırının çok altında olduğunu kaydediyor. Suzan, “Yoksullaşan bir halkı düşündüğümüzde, kadınları ayrıca düşünmek gerekiyor. Çünkü ekonomik krizlerde defalarca deneyimlendi ki krizin en büyük bedeli kadınlar ve çocuklar tarafından ödenir. Ekonomik kriz dönemlerinde çocuk işçi sayısı artar. Antep sanayisini gözlemlediğinizde ise çocuk işçi sayısı korkutucu boyuttadır. Yine kriz dönemlerinde işten çıkarılacak birileri varsa, ilk çıkarılan hep kadın oluyor. Çalışan kadınların büyük bir bölümü güvencesizdir. Antep’te kadın toplumsal cinsiyet rolleri gereği ev içi emekten her zaman sorumludur ve ücretli bir işte de çalışsa evdeki iş yükünü taşımak zorundadır” diyor.
‘Kadının eve katkısı görünmüyor’
Derinleşen ekonomik krizin ülkenin yönetilememesinden kaynaklandığını ifade eden Suzan, “Antep’te kadınlar, evde yapılan terlik, ayakkabı dikme, ceviz veya fındık kırma gibi kısmi, güvencesiz ve ucuz iş gücüne zorunlu kılınıyor. Örneğin sıcak yaz günlerinde sokaklarda oturan kadın gruplarını görürsünüz. Hepsi çok ucuza eve gelen bu işlerden ev bütçesine katkı sunmaya çalışır. Akşam da mutlaka ev içinde görünmeyen emeği ile yemek yapıp, erkeğe hizmet etmek zorundaymış gibi çalışır. Fakat tüm bu yorgunluklara rağmen ev bütçesine katkısı katkı olarak görülmüyor” sözlerine yer veriyor.
Mülteci kadın ve çocuklar
Antep’i diğer kentlerden ayıran bir diğer özelliğin de “mülteci” meselesi olduğuna dikkat çekiyor Suzan. Doğru politikalar yürütülmemesi sonucu en büyük sorunu mülteci kadınların yaşadığına işaret eden Suzan, Türkiye’nin mültecilik konusunda sınıfta kaldığını ve bu durumun en çok da Antep’te görüldüğünü vurguluyor. Suzan, şunları söylüyor: “Mülteci kadınlar ucuz ve sağlıklı olmayan işlerde çalıştırılıyor. Fuhşa zorlanan mülteci kadınlar olduğu duyumları alıyoruz. Kırsal yerlerde evli olan erkekler ile ikinci kadın olarak evlendirilen mülteci kadınlar var. Çocuk denecek yaşta evlendirilen, doğum yapan mülteci kız çocuğu sayısı çok fazla durumda. Bunların hepsini ve sayamadıklarımızı toparladığımızda derin sosyolojik ve psikolojik sorunlar ile dolu bir kenttir.”
‘Yaşananlar beraberinde psikolojik yıkımı getiriyor’
Suzan, mülteci kadınların yaşadığı sorunların bunlarla da sınırlı kalmadığını kaydederek, “Kadınların aitlik duygularının yaratılmamış olması, dönmek istedikleri ülkelerinde bıraktıkları yaşam yok edilmiş. Çocuklarının Türkiye’de eğitime yeteri kadar ulaşamamalarının kız çocuklarının okullaşma oranları erken evlilik ve çocuk yaşta doğum yapmaktan bağımsız değildir. Bu sorunlar da beraberinde psikolojik bir yıkımı getiriyor. Doğru politikalar üretilmiyor, mültecilere dair ciddi planlar yapılmıyor. Denetimlerin siyasi kaygılar ile yürütüldüğü ülkede kadın mülteciler de yaşadıkları sorunları aktaramadıkları gibi şiddete uğradıklarında resmi başvurular yapılmadığı için kaydı tutulamıyor” ifadelerini kullanıyor.
‘HDP’li kadınlara ayrıca dayatılan baskı politikası var’
“Tüm bu sorunların yanı sıra özelinde söylemek gerekirse HDP’li kadınlara da dayatılan ayrıca bir baskı politikası var” diyen Suzan, “Geçtiğimiz günlerde HDP’li ilçe örgütlerimizden arkadaşlarımızın yargılandığı bir dava dosyası vardı. 50’nin üzerinde arkadaşımıza 6 yıldan başlayan cezalar verildi. Yargılanan tüm kadın arkadaşlara ceza verilmesi tesadüf değildi. HDP’li kadınlar bu ülkede ötekinin ötekisi oluyor” diyerek ayrımcı politikalara dikkat çekiyor.
‘Gücümüzün farkındayız’
Antep’te şiddet ve kadın kırımındaki artışa vurgu yapan Suzan, “Son zamanlarda tüm Türkiye’de görülen kadın katliamlarında intihar gibi gösterme çabasını, Antep’te de görmek mümkün. Kaldı ki kadın intihar da etse onu intihara sürükleyen olaylar ve şiddet dizisi devlet tarafından sorgulanmak ve önlenmek zorundadır. Ama ne yazık ki kadına şiddette cezasızlık erkekler için koruma zırhını oluşturuyor. Diğer yandan kadın düşmanı politikalara, kararlara geri adım attıran, güçlenip gelişen bir kadın mücadelesi var. Her ne kadar İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi durduramamış olsak da kadının muhalif güç olarak görüldüğü ve iktidarı korkuttuğu aşikâr. İstanbul Sözleşmesi’ne olan saldırıyı da böyle okuyoruz. HDP Kadın Meclisi, birçok sivil toplum örgütünün ve siyasi partilerin yer aldığı Gaziantep Demokratik Kadın Platformu bileşeniyiz. Tüm bileşenler olarak gücümüzü tüm farklılıklarımız ve renklerimiz ile dayanışmadan alıyoruz. Antep’te kadına yönelik şiddet ve kadın kırımı davalarını Platform olarak takip etmeye ve davalar ile ilgili gündem yaratmaya çalışıyoruz. Gücümüzün farkındayız” diyor.
‘8 Mart’ı güçlü karşılayacağız’
Suzan, 8 Mart hazırlıkları ve planlamalarına ilişkin ise şunları paylaşıyor: “Hem ülkede hem kentimizde yaşadığımız tüm sorunlara rağmen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü güçlü karşılayacağız. Hakları için mücadele eden ve katledilen kadınların mirası olan 8 Mart’ı kadın bilinci ile karşılamak müthiş bir güçtür. Umudu büyüttüğümüz ve tek ses olduğumuz an biz varız, güçlüyüz ve buradayız. HDP Kadın Meclisi olarak da her 8 Mart’ta olduğu gibi yine en güçlü sesimizle zılgıtlarımız, türkülerimiz ve halaylarımızla alanlarda olacağız. Deniz Poyraz’ın, Aysel Tuğluk’un ve Emine Şenyaşar’ın sesi olacağız. 8 Mart öncesi 6 Mart’ta saat 11.00’da Çiçek Plaza’da Antep il kongremiz olacak. 8 Mart’a giderken tüm kadınları kongremizi ve HDP’yi sahiplenmeye çağırıyoruz. 8 Mart günü 18.30’da Demokratik Kadın Platformu olarak Kırkayak’ta bir araya gelip güçlü bir yürüyüş planlıyoruz. Tüm kadınları bekliyoruz.”







