Hukukçu Ayşe Sarısu Pehlivan: Yargı kendi siyasetini yerleştirme yeri durumunda
- 17:33 26 Şubat 2022
- Güncel
ANKARA - Yargının HDP dışında kimseye bir tutumu olmadığını söyleyen HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, muhalefet partilerinin çözüm süreci üzerinden iktidarı vurmaya çalıştığını belirtirken, Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu Pehlivan ise, “Gerçek bir iradeye ihtiyaç var, adalet isteyen insanların yüksek ahlak sahibi siyasetçileri seçmesiyle olur. Şuan yargımız kişilerin birbirini aklama, intikam ve kendi siyasetini yerleştirme yeri olarak kullanılan bir durumda” dedi.
Mülkiyeler Birliği tarafından Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde (ÇSM) “Parlamenter Sistem Tartışmaları” paneli düzenlendi. 3 oturum şeklinde yapılan panelin son oturumunda “Yargı: Hukuk Devleti ve Yargının Bağımsızlığı” konuları tartışıldı. Akademisyen Elin Aktoprak’ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda Demokrat Yargı Hareketi Sözcüsü Orhan Gazi Ertekin, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ve Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu söz aldı.
‘Üçüncü güç merkezi’
İlk olarak Demokrat Yargı Hareketi Sözcüsü Orhan Gazi Ertekin konuştu. Türkiye’de iki siyasal alanın bölündüğünü söyleyen Orhan, yeniden ortaya çıkan reform ve restorasyon önerilerinin yerinden olduğunu kaydetti. Orhan, “En azından bu tarzda iktidarın artık alaşağı edilmesinin öncellikli olduğunu herkes söylüyor. Üçüncü güç merkezi var. Üçüncü güç merkezi bize reform restorasyon değil de geçiş süreci dediğimiz yeni bir siyasal hat öneriyor. HDP’nin merkezini tuttuğu üçüncü taraf aslında. Yüz eli yıldır sıkça yaşadığımız bir şey. Türkiye 1850’lerden beri restorasyon ve reform ile yatan kalkan bir ülke. Kendilerini çok verimli ve etkili olabileceklerini düşünüyorlar ve yeniden böyle düşünüyorlar. Yeni yasal önerilerin heyecanı ile harekete geçilmesi gerekiyor. Beni asıl heyecanlandıran üçüncü güç merkezinin geçiş sürecini zorlaştıracak bir gücün olması” dedi.
Antik Roma bazilikası örneği
Türkiye’deki hukuk ve yargının Antik Roma bazilikasına benzediğine vurgu yapan Orhan şöyle devam etti: “Antik roma bazilikası bir yargı yapılır aynı zamanda aynin yapıldığı, siyaset ve kurban kesildiği ve suçlunun infaz edildiği yerdir. Tipik bir antik roma bazilikası Türkiye’nin durumu. Bir yargıyı yargı yapan üç temel faktör vardır. Güç dengelerinin üzerine oturması lazım. İktidarın paylaşımında bir güçler dengesi yoksa kimse yargıdan söz edemez.ikincisi özerk bir yargı olması gerekiyor. Hukukun özerkleşmesinin olmadığı yerde hukuk olmaz. Üçüncü ise, hukukçular sınıfı gerekiyor. Eğer kendine has bir hukukçular sınıfı yoksa, hakim ve savcının işi bıraktığında çalışacak bir yeri olmaz. Türkiye’de hakim ve savcılar başka işte çalışamadığı için mecbur olarak görevini devam ettiriyor. Devlet gücü olan size istediği gibi yönlendirir bugün olduğu gibi. Bu özelliği taşımayan yargı ahvalinde daha ciddi konuşmak lazım. Türkiye’de yargı sorunu köklüdür, içinde cezasızlığın olduğu, cezasızlığın kısmen bize yarı resmi olmayan kişiler için geçerlidir. Böyle bir yerde cezasızlık rejimin kendisine dair bir durumdur.”
‘Yargı iktidarın egemenlik aracı olarak kullanılıyor’
Şuanda insanların ne yaşadığını üzerine konuşulması gerektiğini kaydeden HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Türkiye’de bir hukuk devletinin olmadığını belirtti. Meral, “Bunu söylemek artık çok kolay. Daha önce ‘hukuk yok’ söylemini düşünerek söylerdik, bugün Türkiye’de yürürlükte olan hukuk kuralları askıda. Başta anayasa olmak üzere. Anayasasız bir toplumuz, 82 ‘i anayasasını bile işlemediği, hayata geçilmediği bir tabloda yaşıyoruz. Tek adam rejimi, dikta rejiminin karar verdiği İçişleri bakanlığı yürüyün diyor hukuk arkanızdan gelsin diyorlar. Yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını tartışmak için bir yargının varlığı gerekiyor. Bunu mecliste söyleyince çok zıplıyorlar ama yargı yok. Yargı bugün tamamen iktidarın egemenlik aracı olarak kullandığı bir araca dönüştü. Bütün toplantı gösterişe müdahale ediyor, cezalandırıyor. Buda STK’ya bir mesaj veriliyor” şeklinde konuştu.
‘Yargının bizim dışımızda kimseye bir dokunuşu yok’
İktidarın siyasetle rekabet etmek yerine, yargıya talimat vermeyi tercih ettiğini dile getiren Meral, Siyaset alanında yargı tarafından dizayn edildiğini belirtti. Meral, “Bu yargı iktidar partisine ve bizim dışımızda muhalefet partilerine bir dokunuşu yok. Diğer muhalefet partilerine dokunmak için bile HDP ve Kürtler kullanıyor. İBB belediyesine hocaların alınması gibi. İddianamede Kürtçe isimler ve hutbe okunmaları. Bu kıyametlerin hepsi CHP’ye gösterip ama HDP üzerinden yürütülüyor. Yeni atanan savcı ve hakimlerin emir ve komuta içerisinde görev yapıyorlar. Hitlerin, ‘Karar verirken benim o konuda ne düşüneceğimi düşünün benim talimat vermem gerekmez’ bugün yaşanan bu ama bu bile lüks. Bizde direk talimat veriyorlar. Barış akademisyenleri bildiri yayınladı, Cumhurbaşkanı meydan meydan hedef gösterdi. Efrin işgaline yönelik Boğaziçi öğrencileri tepki gösterdi. Yine talimat verilerek yargı harekete geçti. Bazen hakim ve savcıların düşünmesine fırsat vermeden meydanlarda yargı talimatı geliyor” sözlerini kullandı.
‘Yargı muhalefetle mücadele etme aracı’
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AİHM kararlarına karşı, “Onlar bizim kararlarımıza saygı duymuyor bizde duymuyoruz” sözlerini anımsatan Meral, “ Sen saygı değil uymak zorundasın AİHS’e tarafsın, bu nedenle bu kavram üzerinde çokça tartışma ihtiyacı duyulan bir başlık. Yaşadıklarımızdan ve mevcut atmosferden örnek vereceği bir konu. Yargı muhalefetle mücadele etme aracı. Demokratik siyaseti tasfiye etme, anayasal hakları askıya alma gibi başlıkları sayabiliriz. Kadına yönelik şiddeti aklama, cinayetlerde cezasızlıkla teşvik etme, doğa katliamına kadar her konu başlığında yargının tutumu alimi menfaatleri genel olarak kendileri açısından belirli bir temel ilke ile devam ediyorlar. İşlerine gelince de 24 saatte karar veriyorlar. Ensar Vakfı’nda hızla bir dava açıldı, hemen aynı gün ceza kararı verildi. ‘Bakın hemen ceza verdik ne güzel yargımız var’ denildi. Yargının hali çok can yakıcı” şeklinde konuştu.
‘Muhalefet çözüm süreci üzerinden iktidarı vurmaya çalışıyor’
“Kürt olmak olağan şüpheli olmak” diyerek sözlerine devam eden Meral, Kürtlerin kimliklerinden kaynaklı bile cezalandırmaya konu olabildiklerini ifade etti. Meral, “Kürtçe bir oyunun gösterilmediği, Kürtçe müziğe yasak getirilen bir dönemdeyiz. Kürtlere dayanışan kimliklerde bir hedef gösteriyor. Bizimle birlikte mücadele eden Türk, Arap, Çerkez olabilir onlara da aynı muamele gösteriliyor. Figen Yüksekdağ onlardan birtanesi. Burada da diğer muhalif güçlerin bu tutuma karşı yaklaşımlarını konuşmak lazım. Bugün kendini muhalif olarak gören siyasi partiler objektif bir yaklaşım gösterdiğini söylemek mümkün değil. KCK ve Ergenekon operasyonları da yapıldı. Ergenekon davalarında herkes beraat etti ama KCK’de tek bir karar çıkmadı. Buna karşı itiraz duymadık, ama cemaat savcıların hazırladığı iddianamelerle Gültan Kışanak, İdris Baluken tutuklu. Şuanda kapatma davası, Kobanê kumpas davası var. Bir iddianamenin bir kimliği olur, kopyala-yapıştır. MHP’nin kurduğu cümleler Kobanê ve kapatma davası iddianamelerinde var. Siyasi arka planı bu diğerleri ise sahte delillerle dava açılmış. Muhalefet gelip bu davayı izlemiyor. Bu davaya karşı söz söylemiyor, buna itirazı bile yok. 4 tane eski eşbaşkanımız o davada tutuklu. Bu davalar birbirinin içerisinde çökertme planı ile beraber çözüm sürecinin yargılandığını söylüyoruz. Muhalefet ‘siz niye çözüm sürecinde masada oturdunuz’ diyor. Çözüm süreci suç değildi, çözüm süreci doğruydu. Kürt meselesi konuşularak çözülür diyoruz .O dönem AKP ile ittifak yapmadık, o dönem iktidarı temsil ediyordu. Muhalefet çözüm süreci üzerinden iktidarı vurmaya çalışıyor. Demokrasiye vurduklarını anlamıyorlar” ifadelerinde kullandı.
‘Hukuk devleti değiliz ama olmak istiyoruz’
Yargı yoktur söylemleri yerine yargıda sorunların olduğunu söylemenin daha doğru olacağını söyleyen Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu Pehlivan ise, “İfade özgürlüğü kısıtlanıyor, basın özgürlüğü kısıtlanıyor. Eşitlik de yok, kanunların uygulanması oda yok. Anayasa bile sıkıntıda. Yasaların önünde eşitlik diyoruz, yasalar önünde de eşitlik yok. Bölgelerde farklı kurallar uygulanıyor. İnsan hakları sözleşmesine taraf olmamıza rağmen uygulanmadığı gibi söylemler hukuk devleti olmadığımızı gösteriyor. Hukuk devleti değiliz, ama olmak istiyoruz. Yargıyı gerçek anlama bağımsız ve tarafsız bir hale getirmek zorundayız” şeklinde konuştu.
‘Yargımız güçten yana durmayı seviyor’
Sorunların halının altına süpürüldüğü için bu hale geldiğine işaret eden Ayşe şöyle devam etti: “Böyle giden bir sistem adalet üretemiyor. Ya insanlar hak aramaktan vazgeçiyor, yada gidip hakkını farklı yollardan almaya çalışıyor. Yargı varsa devlet vardır. Bunu nasıl doğru hale getirebiliriz onu konuşmak lazım. Korkmadan konuşmak lazım, iktidar bir korku salıyor ondan beslenerek bir ayrılmaya sebep oluyor. İktidar değişiminden sonra yapılacak şey, anayasa değişimi yapılması. HSYK’nın içeriği değiştirilmesi. Biraz daha iktidarın yapabileceği bir şey değil, bunlardan birtanesi siyasetin ve siyasetçi değişmesiyle olur. Yargımız biraz güçten yana durmayı sever. Suç ceza mahkemelerinin dizayn edilmesi gerekiyor. Bariz kasıtlı, hatalı yanlış kararlar veren savcı ve hakimleri bir kenara bırakılması gerekiyor. Arkasından hakim ve savcı alımını yapan sınav komisyonu oluşturduğunuz da bunu siyasetten uzak, bilimsel, avukatlardan oluşturulan bir komisyonun kurulması gerekiyor.”
‘Direnmekten ve anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz’
Adaletli kararların verilmesi için hakim ve savcıların ciddi eğitimlerden geçilmesi gerektiğinin önemine dikkat çeken Ayşe, “Doğruya nasıl ulaşılır kısmına gelinerek, doğru dikte edilerek yazılmasına kadar eğitimden geçirip o kısmın tamamlanması gerekiyor. Demokratik kitle örgütlerinde bu toplantılara katılarak gerçek bir adalet tesisi edilir kısmının içi doldurularak gerçek anlamda bir yargıya kavuşabiliriz. İmkansız değil, zor zamana ihtiyaç var. Gerçek bir iradeye ihtiyaç var, adalet isteyen insanların yüksek ahlak sahibi siyasetçilerin seçmesiyle olur. Şuan yargımız kişilerin birbirini aklama, intikam ve kendi siyasetini yerleştirme yeri olarak kullandırılan bir durumda. Güçlüden yana konumlanan bir yargımız var. Yargı siyasetin sopası olarak kullananlara bir gün o sopanın kendisini de döveceğini bilerek bir uzlaşmaya varılır. Korkmadan konuşarak uzun süreli bir yargının inşa edilebileceğini düşünüyorum. Direnmekten, anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu ülke hepimizin, bu topraklar hepimizin ve barışçıl ve çoğulcu demokrasi kuralların işletileceği bir ülke yaratacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.
Panel soru-cevap ile sona erdi.







