Avukat Aslı Pasinli: Hayati değişikliklerde kadının sözü yok

  • 09:02 27 Şubat 2022
  • Güncel
 
Şehriban Aslan
 
DİYARBAKIR - 6’ncı yargı paketini değerlendiren Avukat Aslı Pasinli, kadın haklarına dair yapılan düzenlemelerde kadınların düşüncesinin alınmadığına dikkat çekerek, bir kere daha kadının yok sayıldığını vurguladı.
 
AKP-MHP iktidarı kadın mücadelesine ve kazanımlarına dönük geliştirdiği kadın düşmanı politikalarına devam ediyor. 6’ncı yargı paketi kapsamında yeniden düzenlenecek olan nafaka uygulamasına karşı kadınlar tepkili.  “Devlet destekli nafaka”, “süreli nafaka” gibi söylemlerle iktidarın boşanmaların önüne geçerek, kadını şiddet gördüğü eve ve erkeğe mahkum etmek istediğini belirten kadınlar mücadelelerini büyütmekte kararlı.
 
Konuya dair görüştüğümüz Diyarbakır Barosu Avukatlarından Aslı Pasinli, Türkiye'de tavrını net ortaya koyan güçlü ir kadın hareketi olduğuna ve kadına dair her düzenlemeye dahil edilmesi gerektine değindi.
 
‘Nafaka eski ve sosyal bir haktır’
 
Aslı, nafaka hakkının eski ve sosyal bir hak olduğuna değinerek, “Biraz daha evlilikle birlikte tarafların birbirinin yükümlülüğünün boşanmayla birlikte devam ettiğinin göstergesi olan bir haktır. Eski Roma, İslam, eski Yunan ve Mısır hukukuna kadar gittiği söyleniyor. Bu kadar tarihsel bir geçmişi olan güçlü bir haktır. Türkiye de nafaka hakkı aynı şekilde yer bulmuştur.  Hatta 1926’da İsviçre’den alınan Medeni Kanun ve Türkiye’de ki Medeni Kanun hazırlanırken nafaka hakkı yine bu kanuna geçmiş ve ilk bir yıl süreye bağlı olarak nafaka Türkiye’de yürürlüğe girmiş. Fakat bu bir yıl süreye bağlı olma meselesi çok fazla mağduriyete yol açtı. 1988’de nafakaya süresiz ibaresi gelmiş ve 2002’de de Medeni Kanun değişikliğiyle beraber şu an mevcuttaki düzenleme yürürlüğe girmiş” dedi.
 
‘Nafaka ilk olarak 2001 yılında tartışılmaya açıldı’
 
Nafakaya dair en büyük tartışmanın süresiz olması üzerinden yapıldığını belirten Aslı, “Türkiye’de çok uzun zamandır yaklaşık olarak bir 10 yıldır nafakayla alakalı çok ciddi tartışmalar yürütüldü. Bu tartışmalar nedir dersek; Nafakanın süresiz oluşu erkek mağduriyetine yol açtığı, cezalandırıcı mahiyette değerlendirilme tartışması çıktı. Bu tartışma ilk olarak 2001’de Kestel Asliye hukuk Mahkemesi nafakanın süresiz olmasını Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Ve yüksek yargı dediğimiz Anayasa Mahkemesi yaklaşık 10 yıl önce bu konuyla ilgili bir karar verdi. Kararında, ‘nafakanın süresiz olması bir mağduriyeti değil kadınlar açısından bir kazanımdır. Bir ihlal durumu yaratmamaktadır’ tespitini yaptı. Tabi bu tartışmalar burada son bulmadı. 2016 yılında Türkiye’de ‘boşanma komisyonu’ diye adlandırılan ailenin güçlenmesine dair bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun nafakaya süre sınırlaması gerektiği, tarafların yaşı ve evlilik süresi, kaç çocuk olduğu gibi bir rapor ortaya çıktı” sözlerine yer verdi.
 
‘Yargının objektifliğini etkileyen talihsiz bir açıklamaydı’
 
Nafakaya karşı yapılmaya çalışılan bu değişikliklere karşı kadınların itirazlarının sürekli yükseldiğine değinen Aslı, 2019 yılında Türkiye’de ki Yargıtay 2’nci Hukuk Dairesi’nden Ömer Uğur Gencan’ın nafakanın süresiz olmaması gerektiğine dönük açıklamasını hatırlatarak, “Yargıtay’ın 2’nci Hukuk Dairesi’nde yer alan birisi için bu sözler yerel mahkemedeki hakimleri etkileyebilecek düzeydedir, nitekim öyle de oldu. Dolayısıyla yargının objektifliğini etkileyen talihsiz bir açıklamaydı. Bu süreçten sonra da nafaka tartışmaları hız kesmeden Türkiye’de derinleştirildi. Mevzuya derinlik kazandıran bir örnek de ‘mağdur babalar, erkekler’ dediğimiz bir güruh ortaya çıktı. Özellikle bunlar sosyal medyada yer alan ve her türlü nafaka tartışması altında bir ekip çok organize bir şekilde söylem gerçekleştirdiler. Tabii ki bu söylemler Türkiye’de yer alan kadın örgütleri de bu alanla ilgili birçok çalışmaya imza attı. Söz konusu nafakaların aslında belirtilen miktarda olmadığını, tam aksine kadınların hayatını idame ettirecek düzeyde olmadığına dair birçok çalışma ortaya kondu” şeklinde konuştu.
 
‘2097 dava dosyası incelendi’
 
“Çalışmayı ortaya koyanlardan biri de Diyarbakır Barosuydu” diyen Aslı, “2097 dava dosyası incelenerek ortalama nafaka miktarları belirlendi. Bu tartışmalar yaşanırken bu başka ülkelerin nafakaya referans gösterilmesine şu şekilde cevap verdi; o ülkelerdeki toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle yol almışlığıyla Türkiye’deki yol alma aynı düzeyde değil bunu gözden kaçırmamak gerekir. İkincisi kadınların istihdama katılımı yine aynı düzeyde değil, çok daha ileri ülkelerdir. Bir diğer husus da ülkedeki açlık ve yoksulluk sınırı göz ardı edilerek nafaka tartışmaları yapılmayacağıdır. Mesela 30 yıl evli olan bir kadın ve 30 yılın sonunda boşanmak istediğinde bu kadına, ‘hadi sana iki yıl ya da 5 yıl nafaka vereceğim sonrasında çalışma vaktidir’ demek nasıl haksız bir tablo oluşturacaksa, burada biraz daha toplumun adalet duygusuna seslenmek gerekir. Haliyle bu kadın açısından durum şöyle de değerlendirilebilinir; kadınlar nafaka aldığı için çalışmıyor algısı var. Ülkede evlenen birçok kadın evlendiğinde erkekler çalışmalarını istemiyor. Dolayısıyla kariyer hayatından çekilen bir kadın figürü var. Evlilik süresi boyunca da evde her işi yapması nedeniyle sosyal hayattan çekiliyor” sözlerine yer verdi.
 
‘Boşanmanın hızlandırılmasıyla sorun çözülmez’
 
“Neden nafaka değişikliği getirilmek isteniyor” sorusuna cevap veren Aslı, asıl meselenin boşanmaların önüne geçmek ve Türkiye’deki şiddet gerçeğiyle yüzleşmemek meselesi olduğuna değindi. Aslı, beklenen yargı paketinde boşanmaların çok hızlı bir şekilde yapılacağı, nafaka, mal rejimi ve çocuklara ilişkin hakların daha sonra yani dava sürecinde değerlendirileceği yapılan tartışmalar arasında olduğunu ifade etti. Aslı, “Haliyle burada son yıllarda Türkiye’de boşanma sürecinde öldürülen kadınlar diye ayrı çetele tutulmaya başlandı. Fakat sanki boşanma kararı kadını ölüme götürüyormuş bu süreyi kısaltınca bunu önleyecekler gibi bir algı var. Oysa yüzleşilmesi gereken bir kadına dönük şiddet gerçekliği var. Yani boşanmanın kısa bir sürede olması şiddeti ortadan kaldıran bir etken değildir. Madem böyle bir sorunu gerçekten çözmek gibi bir niyet var en büyük kavgalar mal rejimi davalarında yaşanıyor ve birçok kadın aslında erkekler tarafından kendilerine hiçbir şey verilmek istenmediği için öldürülüyorlar. Aslında buradaki ekonomik hesaplar çoğu erkeğin işine gelmediği için bazı derinleşen şiddet vakaları söz konusu oluyor. Eğer iyi niyet varsa önce mal rejimi, nafaka, velayet meselesi sorunları çözülerek yola devam edilmelidir. ‘Salt boşanmayı hemen hızlandırıyoruz ve nafakaya süre sınırı getiriyoruz’ denilerek çözülmez. Eğer boşanmayla ilgili sorun varsa aile mahkemelerinin sayıları artırılmalıdır” ifadelerini kullandı.
 
Aslı, devamında şu ifadelere yer verdi:
 
“Bir gün kadınların nafaka hakkını savunmadığımız günlerin gelmesini ve 300-400 TL’ye muhtaç olmayan günlerin yaşanmasını diliyoruz. Ayıca kanun nasıl nafaka düzenlemesini içinde barındırıyorsa, nafakanın kaldırılması yönündeki şartları da kanunda görürüz. Fakat sanki hiç böyle bir kanun yolu yokmuş gibi büyük bir kıyamet koparılıyor. Yani hakim 500 TL’ye hükmediyorsa tarafın yoksulluk düzeyine bakar, bunu verecek kişinin ekonomik getirisi nedir ona bakar. Bunlar hesap edilerek hakimin inisiyatifiyle ortak bir rakam belirlenir. Mesela nafaka vermek için böbreğini sattığını iddia edenler var ama bu külliyen yalandır. Çünkü böyle şeylerin gerçeklikle alakası yok. Fakat zaten nafakayı tahsil eden kişi ya kendisinin sigortasız çalıştığını ya da mal kaçırarak vermemek için bin takla atılıyor. Bunlara dair hiçbir değişiklik yapılmıyor.
 
Kadın örgütleri davet edilmedi
 
Bir diğer mesele ise Türkiye’de ki kadın hareketi gerçekten güçlü bir hareket ve yeri geldiğinde tavrını çok net ortaya koyabiliyor. İşte burada son yıllarda çok fazla artan bir kadın cinayeti gerçekliğimiz var. Her gün en az üç kadın öldürülüyor. Bunun için kadın örgütleri çözümler üretmeye çalışıyorlar. Kadınlarla ilgili bu kadar hayati değişiklik yaparken söz konusu tasarımın hazırlanmasında, bu konuda görüş alınmasında kadın örgütleri hiçbir toplantıya davet edilmedi. Oysa bize dair bir söz üretiliyor. Kadınlar bir kere daha yok sayılıyor.
 
Son olarak gerçekten bir gün öyle günler gelsin ki pozitif ayrımcılık talep etmediğimiz, kadınların nafaka hakkını savunmadığımız günlerin gelmesini istiyorum.”