Saliha Aydeniz: Bu yüzyıl Kürtlerin yüzyılı olacak

  • 13:48 27 Şubat 2022
  • Güncel
 
ANKARA - DBP’nin kongresinde konuşan DBP Eş Genel Başkanları Keskin Bayındır ve Saliha Aydeniz, bu yüzyılın Kürtlerin yüzyılı olacağını söyleyerek, “Bu nedenle sömürgecilik ve işbirlikçi-ihanetçi güçlere karşı mücadele ilkelerimizin temelidir. Kürdistan’ı sömürge statüsünde tutmak isteyen her türden yaklaşımı ve Kürtler içerisinde buna ortak olan her türlü zihniyeti, reddediyoruz” dedi.
 
Demokratik Bölgeler Partisi'nin (DBP), 6’ncı Olağan Kongresi Nazım Hikmet Kültür Kongre Merkezi’nde gerçekleştiriliyor. “Örgütlü Toplumla Özgür Yaşama Doğru” şiarıyla gerçekleştirilen kongre siyasetçilerin konuşmaları ile devam ediyor.
 
‘HDP’nin vaatleri boş bir slogan değildir’
 
Kongrede konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, DBP’nin de HDP’nin birleşeni olduğunu söylerken, “Diğer bileşenleri gibi demokrasi, özgürlük, eşit ve ortak yaşam mücadelesini büyük bir fedakarlık ve kararlılık ile omuzlayan çok özel bu mücadele geleneğinin taşıyıcıdır. Şimdiye kadar HDP’ye özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaptıkları katkılardan dolayı bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. HDP’nin Türkiye’ye demokrasi, barış, özgürlük vaat etmesi boş bir slogan değildir. Varlık, kuruluş ilkelerimiz ve yürüyüşümüz çoğulculuk farklılık ve renkliler ile bir araya gelmeye dayanıyor” dedi.
 
Kürt ittifakı
 
“Her yerde her türlü baskıya karşı zulme ve zorbalığa, zindanlara ölümlere karşı bizi ayakta tutan hayat suyu sizlerin sonsuz desteği, büyük inancı ve kararlı mücadelesidir”  diyen Mithat, “Buradan başta Kürt halkı olmak üzere bütün haklarımız şükranlarımızı sunuyoruz. DBP’nin HDP mücadelesi içinde özel sorumluluk taşıdığı önemli alanlar var. Bunların başında Kürt ulusal birliğinin sağlanması vardır. Bu konuda DBP’nin çalışmaları sonuç alıyor, almaya devam edecek. HDP Türkiye’de en geniş demokrasi ittifakını kurmak için büyük mücadele yürütüyor. Kongre ve konferans ışığında bu genişletme çalışmaları yürütüyor ve büyütüyor. Burada Kürt ulusal ittifakını sağlamak, burada çok önemli ve özel bir yerde duruyor. Burada DBP’nin çalışmaları takdire şayandır, burada onlara bu çalışmaları sürdürerek gösterdikleri kararlılıktan dolayı kutluyorum” şeklinde konuştu.
 
Savaşa karşı barış siyaseti
 
Ardından konuşan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Esengül Demir ise savaşa işaret etti. Savaşın karşısında barışın ısrarını vurgulayan Esengül, “Savaşın karşısında barışta ne kadar ısrarcı olduğumuz bugünlerde daha çok ortaya çıkıyor. HDP bileşenleri, siyaset yapan ve Türkiye’de bütün yapıların üzerinde bir baskı var. Ama bunun Türkiye’nin yürüttüğü 40 yıllık savaş süreci olduğunu biliyoruz. Çalışanlar, emekçiler, o büyük krizin altında ezilmekteler. Bunun karşısında sokaklarda, iş alanlarında direniş sergileniyor. Bunun ana nedeni yürütülen 40 yıllık savaştır. Kürt düşmanlığı, Kürt’ün bir şey kazanmaması üzerine yürütülmüş olan bu savaşın sonuçlarını Türkiye halkları, emekçiler ödemektedir. Bugün savaş karşıtlığı olan dünyadaki halklar ortak bir dil kurduklarını söyleyenler bırakın savaş karşıtlığını; ölüm, zulüm, kan ve gözyaşını arttırmak için savaş kışkırtıcılığını, bizzat o savaşın katılımcıları ile yürütmektedir” ifadelerini kullandı.
 
‘Muhatap Sayın Öcalan’dır’
 
Savaşın bitirilmesi için Türkiye ve dünya halklarının topyekun ses çıkarması gerektiğinin önemine dikkat çeken Esengül, şöyle devam etti: “Rusya’da binlerce insan sokağa çıktı. Türkiye halkları da savaş karşıtlığı için yan yana gelip güçlerini birleştirmeli. Bunun yolu müzakere, Abdullah Öcalan’ın görüşlerini, fikirlerini söylemesinden geçiyor. Bunu korkmadan ifade etmek gerekiyor. Muhatap Sayın Öcalan’dır. Türkiye Cumhuriyeti savaşın bitmesini istemediği için, çözüm adresinin oradan geçtiğini bildiği için o adresin kapılarını kapalı tutuyor. Kürt sorununun çözümü için Abdullah Öcalan’ın  fikirlerine dikkat çekilmesi gerekiyor. Kürt sorunu çözülmeden, kadınların, emekçilerin ve ülkenin yaşadığı sorunların çözümü mümkün değildir. Bu kongre zeminleri bunları ifade etmemizin en iyi yollarıdır. Bugün söylemezsek yarın geç kalabiliriz. Ukrayna halkı bir savaş ile karşı karşıya. Onlar neyi örnek alıyorlar,  Kürt halkının direnişini örnek alıyorlar. Yaşamak direnmekten geçer, halklar kendilerini büyük bir hedef görürler. Onlarla yan yana dayanışma içerisinde olurlar. Direnişimiz büyüyerek devam edecektir. Dem dema azadiyê ye, dem dema serkeftinê ye.”
 
‘Sesimiz Rojava’ya ulaşacak’
 
Ardından ise DBP Eş Genel Başkanları kürsüye çıktı. İlk olarak konuşan Keskin Bayındır, “Yüreğine kahramanların adının kazındığı Amed’ten Dersîm’e kadar.  Egitlerin varlığıyla kalbini yıkayan Botan’dan dağları yüksek Serhat’a kadar.  Mücadeleci kadınlar, devrimci gençler ve değerli halkımız burada. Hepiniz hoş geldiniz. Biz biliyoruz ki sesimiz özgür gökyüzünü kanıyla işaretleyen Rojava’ya ulaşacak. Sesimiz dağları özgürlük yuvasına dönüşen Başur’a ulaşacak. Sesimiz Êzidî halkına ulaşacak.  Ve elbette sesimiz umut ve beklentilerimizi bir araya getiren İmralı adasına ulaşacak. Hepiniz hoş geldiniz” şeklinde konuştu.
 
‘Dört parça Kürdistan’ın birliği için mücadele’
 
DBP temsilciliğinin kendileri için büyük bir onur olduğunu dile getiren Keskin, “ Partimiz, ağır bedeller üzerinden yüz yıllık kökleri üzerinden bu günlere kadar geldi ve bu yürüyüş özgür günlere kadar devam edecek. Bu kutsal yol arkadaşlığı bizim için eşsiz bir onurdur. Saygıdeğer halkımız. Kürtler dünyanın neresinde olursa olsun yıllardır temel hakları için ağır bedeller ve mücadele veriyor.  Her ne kadar güç ve iktidarlar değişse de temel özellikleri değişmedi ve bu özellikleri Kürtlere karşı düşmanlıklarıdır. Bu güçler sadece Kürtlerin dil ve kültürünü yok etmiyor, toprak, su ve yaşamlarını işgal altına almak ve Kürtlerin varlığını ortadan kaldırmak istiyorlar.  Biz DBP olarak dört parça Kurdistan’ın birlik ve ulusal mücadelesini savunuyoruz.  Biz bu uğurda sorumluluk almaya hazırız ve üzerimize düşen görevleri yapacağız” ifadelerini kullandı.
 
'Dört parçada ulusal birliği savunuyoruz'
 
Sonrasında konuşan DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz de “Bugün dört bir yandan halkımız, coşkumuza, heyecanımıza, kararlılığımıza güç vermek için, buradayız” diyerek konuşmasına başladı. Kürtlerin bulundukları her yerde temel hakları için uzun yıllardır büyük bir mücadele yürüttüğünü ve bedeller ödediğini kaydeden Saliha, “ Mücadele yürüttükleri güçler ve yönetimler değişse de hepsinin temel özellikleri ‘Kürt düşmanı’ olmalarıdır. Bu güçler Kürtlerin yalnızca dilini, kültürünü yok saymamış, toprağına, suyuna ve yaşamına el koymuş ve Kürtlerin varlığını ortadan kaldırmak istemiştir. Bu tehdidin hala sürüyor olmasının en temel nedeni Kürtlerin mücadelesinin parçalı olmasıdır. Demokratik Bölgeler Partisi olarak bizler dört parça Kürdistan da ortak ulusal mücadeleyi savunuyor ve bu konuda sorumluluk almaya hazır olduğumuzu belirtiyoruz” dedi.
 
‘Mücadele ilkelerimizin temelidir’
 
“Kürdistan’ın bugün karşı karşıya olduğu tehditleri bertaraf etmenin ve sorunları çözmenin yolu ulusal birliğin sağlanması” diyen  Saliha, demokratik ulusun ilk adımının Kürdistan’ın dört parçasını temsil eden ulusal kongrenin toplanması olduğunu kaydetti. Bu nedenle ulusal kongrenin daha fazla ertelenmesinin mümkün olmayacağının altını çizen Saliha, sözlerini şöyle sürdürdü: “ Demokratik Bölgeler Partisi olarak Kürdistan Ulusal Kongresi’nin toplanması için üzerimize düşen tüm sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğumuzu, Kürdistan’ın bütün siyasi parti ve temsilcilerine ilan ediyoruz. Kürdistan’ın bugün karşı karşıya kaldığı savaş, inkar ve imha politikaları kaynağını tekçi-inkarcı ulus-devlet ve sömürgecilikten almaktadır. 12 bin yıllık tarihi Hasankeyf’in yok edilmesi, Sur’un hafıza-kırıma uğratılması, coğrafyamızın her yerinde barajlar, karakollar, kalekolların inşa edilmesi, özellikle gençlere ve kadınlara yönelik özel savaşın devreye konması ve hatta ölülerimizin dahi sistematik bir biçimde şiddete maruz kalması sömürgeci politikaların sonucudur! Bu nedenle sömürgecilik ve işbirlikçi-ihanetçi güçlere karşı mücadele ilkelerimizin temelidir. Kürdistan’ı sömürge statüsünde tutmak isteyen her türden yaklaşımı ve Kürtler içerisinde buna ortak olan her türlü zihniyeti, reddediyoruz.”
 
Saliha’nın konuşmasının satır başları şöyle:
 
“Kürtlerin yaşadığı sorunların temelinde statü sorunu yatmaktadır. Yüzyılı aşkın bir süredir hem bölgenin statükocu güçleri hem de bu güçleri besleyen hegemonik güçler Kürdistan’ı parçalamış ve statüsüz bırakmıştır. Bakur’dan Rojhilat’a Başur’dan Rojava’ya kadar büyük direnişlerin gerçekleşti. Kürtlerin en temel talebi kendi coğrafyalarında kendi dili, kültürü, iradesi ve yönetim biçimiyle onurlu bir yaşam sürmektir. Kürtlerin bu talepleri ancak katılımcı ve demokratik bir anayasayla hayata geçebilir. Kürtlerin statü sorunu çözülmeden Kürt sorununun çözülemeyeceği gerçeğini bir kez daha belirtiyoruz. Kürtlerin statüsünü tanıyacak Demokratik Anayasa seçeneği dışında hiçbir çözümün bir güvencesi yoktur.
 
Demokratik konfederalizm
 
Derin yoksulluktan tutalım sağlık alanında yaşanan krize, ekolojik yıkımdan tutalım mülteci krizine, tekçi totaliter rejimlerin baskısından tutalım toplumsal cinsiyet alanında cins-kırım şeklinde vuku bulan cinsiyet krizine kadar bugün dünya halkları birçok felaketle karşı karşıyadır. Bu çoklu krizlerin temelinde kapitalist modernite ve bu rejimin zemini olan ulus-devlet sistemidir. Demokratik Bölgeler Partisi, ulusa-devletin tekçiliğine karşı Demokratik Konfederalizmi savunuyoruz. Konfederalizm yalnızca Kürdistan’da değil Ortadoğu ve hatta uzun yıllardır çatışmaların süre gittiği Latin Amerika’dan Afrika’ya ve Avrupa’ya kadar bir arada yaşamanın alternatif çözüm modeli olabilir. DBP olarak bizler, Kürdistan’da olduğu gibi Ortadoğu’nun bütününde süregiden otoriter ve baskıcı ulus-devletlerin haklara yıkımdan başka bir şey getirmediğini biliyoruz. Ancak Demokratik Özerk bir yönetim modelli bu coğrafyada hakların rızasını esas alıp demokratik bir katılım üzerine inşa edilebilir. DBP olarak temel siyasi çözüm için Demokratik özerkliği savunuyoruz! 
 
Anadilin önemi
 
AKP iktidarı son yıllarda devreye koyduğu kayyım politikalarıyla Kürtlerin seçme ve seçilme iradesini gasp etmiştir. AKP-MHP faşizmi Kürtlerin seçilmiş milletvekillerini, eş belediye başkanlarını görevden alarak, Anayasayı, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı Kürtleri temel haklardan mahrum etmek için askıya alarak 20. yüzyıldaki koşulları dayatmaktadır. Yine, Ortadoğu’nun en kadim dillerinden olan Kürtçe yüzyılı aşkındır alenen yasaklanmış durumdadır. Bu inkâr siyasetinin ve yasakçı zihniyetin son halkası bugün AKP iktidarıdır. AKP/MHP yönetimi bir taraftan devletin resmi kanalında Kürtçeyi Kürt düşmanlığının propaganda aracı yaparken diğer taraftan seçmeli dersi bir lütufmuş gibi sunuyor. Anadilde eğitim Kürtlerin en büyük talebi ve hiçbir koşulda vazgeçmeyeceği kırmızı çizgisidir! Biz koşulsuz olarak anadilde eğitimin kamusal alan başta olmak üzere yaşamın her alanında özgürce yaşamasını savunuyoruz. Bunun için her zamankinden daha büyük bir mücadele ortaya koyacağız!
 
DBP 3’üncü yolun savunucusu ve inşa gücüdür
 
Yüzyıldır Türkiye ve Kürdistan halklarına; tekçi, ulusalcı, milliyetçi, cinsiyetçi iki hegemonik yönetim rejimi dayatılmaktadır. Bugün topluma dayatılan iki kutuplu siyaset anlayışı da devletçidir. Emek sömürüsüne dayanır, kadın düşmanıdır. İki anlayış da kendini Kürt düşmanlığından kurtaramamışdır. Halklarımız bu anlayışlara mecbur değildir. DBP bu iki rejim karşısında Üçüncü Yol’un savunucusu ve inşa gücüdür. Üçüncü Yol bir seçim ittifakı değildir. Dönemsel ve taktiksel değil, stratejik ve uzun erimli hattın adıdır! Üçüncü Yol ‘Demokratik, Ekolojik ve Kadın Özgürlükçü Paradigma’ üzerine yükselen bir yaşam tahayyülüdür. Yalnızca siyasi bir tahayyül değil, toplumsal, ekonomik, ekolojik ve toplumsal cinsiyet yönleriyle yeni bir yaşam inşası talebi ve iradesidir. Kürtler ve demokrasi güçleri Üçüncü Yol stratejisiyle Türkiye siyaset sahnesinde oyun kurucudur. Ciddi bir siyasi ve toplumsal birikime, deneyime, etkiye ve güce sahibiz. Bizler bu gücümüzü, Kürt sorunun çözümü başta olmak üzere karşı karşıya olduğumuz bütün sorunların çözümü için seferber edeceğiz.  Kürt Halkı, özgürlük ve demokrasinin büyük kazanması dışındaki hiçbir yaklaşıma payende olmayacaktır. 
 
HDP’yi büyütmeye devam edeceğiz
 
Çok kıymetli Türkiye halkları, 3.Yolun inşası, demokratik ittifakı en geniş toplumsal zeminini büyütmekten geçmektedir. Demokratik İttifakın inşasında Demokrasi İttifakı da önemli bir yere sahiptir. Daha dönemsel olan ancak halkların yararına olan bütün girişimler Demokrasi İttifakı bünyesine ve etrafında bir mücadele hattı oluşturmalılar. DBP olarak, demokratik ittifakı en güçlü şekilde savunuyoruz. Türkiye’de bugün demokratik siyaseti savunmak önemli bir sorumluluktur. Bu sorumluluk en fazla siyasetin omzundadır. Demokratik siyaseti savunmak bugün toplumu savunmaktır! Cumhuriyet tarihi boyunca bu ülkede hiçbir zaman inşa edilmemiş demokrasi, 20 yıldır yönetimde olan toplum düşmanı AKP iktidarı tarafından tamamen yok edilmiştir. Tekçi Cumhuriyet rejiminde soykırımdan geçilen hakların ve inançların kendi varlığıyla yer aldığı, ulusalcı, milliyetçi, tekçi iki rejime karşı Üçüncü Yol siyasetini inşa eden tek parti HDP’dir. Savaşa, emek sömürüsüne, ayrımcılığa, ırkçılığa, faşizme ve erkek egemenliğine karşı mücadele eden tek partidir. Bu nedenle HDP’yi savunmak halkı ve toplumu savunmaktır. DBP olarak HDP ve fikriyatını, savunmaya, karşı karşıya kaldığı bütün tehlikeleri bertaraf etmeye ve HDP’yi büyütmeye devam edeceğiz. 
 
Ortak mücadele birliği Kürdistan’a özgürlüğü getirecek
 
Değerli Kürdistanlılar ve Türkiye halkları, Kürdistan halklarının kaderi ile Türkiye halklarının kaderi birbirine bağlıdır. Bu coğrafyada yaşayan hakların maruz kaldığı baskı, şiddet ve sömürü de benzer olduğu için bu kader ortaklığı söz konusudur. Kürdistan nede Türkiye hakları şuan maruz bırakıldıkları kadere mecbur değildir. Bugün sömürü çarkının dişlisine ilk takılanlar inkâr edilen ve hatta varlığı ortadan kaldırılmak istenen Kürtler, açlık sınırına mahkûm edilen işçi ve emekçiler, kırım düzeyinde bir şiddetle karşı karşıya bırakılan kadınlar, tarih boyunca inançları dolayısıyla baskılanan ve yok sayılan Aleviler ve hegomonik savaşlar sebebiyle yerini ve yurdunu terk etmek zorunda bırakılan mültecilerdir. Bu sömürü çarkına karşı çıkmak Türkiye ve Kürdistan’da eş zamanlı gerçekleşecek mücadele ile mümkündür. Ortak mücadele birliği Türkiye’de demokrasiyi Kürdistan’a özgürlüğü getirecektir. Evet, bizler Türkiye'nin demokratikleşmesi ile Kürdistan’ın Özgürleşmesi süreçlerinin birbirine bağlı olduğuna inanıyoruz. 40 yıllık savaş, işgal ve talan politikalarında alınmış on binlerce can ve tüm Türkiye ve Kürdistan halklarından çalınmış 3 Trilyon dolar! Şırnak’ da kırım siyaseti yürürlükte olduğu sürece Ankara’da demokrasi inşa edilemez! 
 
AKP mutabakatı reddederek savaşı seçti
 
Kürtleri topyekûn imhasına ve ülkenin bütün kaynaklarını savaşa peşkeş çekilmesine karşı çıkan binlerce Kürt, yıllardır cezaevlerinde rehin tutulmaktadır. Bu uygulama, Kürt sorunun daha da çözümsüz hale gelmesinin en önemli nedenlerindendir. Kürt sorununu çözmek için atılacak ilk adım Kürdün özgür koşullarda siyaset yapmasına olanak tanımaktır. DBP olarak cezaevinde rehin tutulan başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün siyasi tutsakların derhal serbest bırakılması gerekir. Kürt sorununun çözümü ve demokratik müzakere koşulları için tek bir yol ve çözüm vardır. Yol: Demokratik Anayasa, çözüm ise İmralı’da Sayın Öcalan’dır. Dolmabahçe Mutabakatı ve o mutabakatta okunan metin Kürt sorunun çözüme kavuşturulmasında tarihi bir adımdı. Fakat AKP iktidarı savaştan beslenen güçlerle ittifak kurarak binlerce Kürt ve Türk gencinin yaşamı pahasına sözüm ona çözüm sürecini ‘buzdolabına’ kaldırıp mütabakatı reddederek savaşı seçti. 
 
Kadın mücadelesi vurgusu
 
Savaş siyasetinin ne ülkemizde ne de dünyada sorunları çözmediğini canlı bir şekilde bugünlerde saldırıların merkezi olan Ukrayna’da tanıklık ediyoruz. Küresel güçlerin hegemonya savaşının kurbanı halklar oluyor. Türkiye’nin önünde iki seçenek durmaktadır: Ya Kürtlere karşı topyekûn bir savaşa devam edecek ve bütün Türkiye kaybedecek ya da yaşanan yıkımdan ders çıkarıp demokratik çözüm için bir süreç başlatacak. Tekrar belirtmek istiyoruz ki sorunların çözüm yeri, doğru muhataplar ile meclis zeminidir. Erkek egemenliği yalnızca ülkemizde değil bütün dünyada süregiden temel sorundur. 5 bin yıllık sınıflı toplumdan ve son halkası olan kapitalist moderniteden beslenen erkek egemenlikli devletçi sistem köklü bir sistemdir. DBP ve geleneğini miras aldığı partiler bu alanda ciddi mekanizmalar inşa etmiştir. Kürt Kadın Hareketi yarım asırdır erkek egemenliğine karşı mücadele vermektedir. Kadın özgürlükçü bir yaşam kurmak için ciddi kazanımlar elde etmiştir. Partimiz DBP, Kürt Kadınlarının görkemli mücadelesinin, Türkiye feminist hareketinin kazanımlarını da Ortadoğu’daki kadınların muazzam direnişini de miras almaktadır. 
 
Semra Güzel’in hikayesi Kütlerin hikayesidir
 
Kürt kadın hareketi, kadınların siyasetin dışına itilmesine karşı kadınların siyasete aktif katılımını sağlamak için eşbaşkanlık sistemini büyük bir direniş ve mücadele ile hayata geçirdik. Eşbaşkanlıkla yalnızca yönetimlerimizin başkanlıklarında değil, siyasetin her kademesinde eşit temsiliyeti ve katılımı esas alıyoruz. Toplumsal alanda ve siyaset sahnesinde bir devrim gerçekleştirdik. Yerel yönetimlerde bir ilki gerçekleştirerek eşbaşkanlık sistemini dünyada ilk defa belediyelerde uygulayan parti olduk. Bu ülkemizdeki kadın mücadelesinin gururu ve onurudur. Bu dünya kadın mücadelesine armağanımızdır!  Eşbaşkanlık sistemi bugün AKP/MHP’nin saldırısı altında. Ancak AKP/MHP iktidarının bu kadın düşmanı tutumu karşısında kadınlar tek bir adım dahi geri atmadı. Burada bu mücadeleyi yürüten bütün kadın yoldaşlarımızı selamlıyoruz! Eşbaşkanlık, erkek egemen iktidarlara ve yönetimlere karşı, kadın özgürlükçü bir toplumu yaratmada hem Türkiye hem Ortadoğu hem de dünya için ciddi bir alternatif modeldir. Bu nedenle milyonlarca kadın bugün bu sistemi savunuyor. Kadın düşmanı AKP/MHP iktidarı bu nedenle Kürt kadınlarına saldırıyor ve rehin alıyor. Bugün Semra Güzel’in şiddetin hedefi haline gelmesinin bir sebebi kadın özgürlük mücadelesinin bir parçası olmasıdır. Ancak Semra Güzelin hikayesi Kürtlerin hikayesidir. Semra yoldaşımız, sürekli bir biçimde şiddetin kıskacında tutulan bir halk olan Kürt halkının direnişçi bir evladıdır. Barış sürecinde sevdiklerinin peşine düşen binlerce aile, arkadaş ve yoldaştan biridir. Bu saldırılara karşı eş zamanlı mücadele eden, ömürlerini kadın özgürlük mücadelesine adadığı için bugün cezaevlerinde rehin tutulan Sabahat Tuncel, Aysel Tuğluk, Ayşe Gökkan, Gültan Kışanak, Leyla Güven ve Figen Yüksekdağ şahsında bütün kadınları selamlıyorum. Demokratik Bölgeler Partisi olarak eş başkanlık sistemini savunmaya, korumaya ve hayata geçirmeye devam edeceğiz.
 
İstanbul Sözleşmesi’ne dönük saldırı
 
Kadınlar olarak yüzyılı aşkındır yürüttüğümüz bir mücadeleyle ilmek ilmek dokuyarak oluşturduğumuz kadın kazanımlarımız, kadın değerlerimiz gece yarısı kararnamelerle el konuldu. Kadın mücadelesinin büyük mücadelesinin sonucu olan İstanbul Sözleşmesi tek adamın imzasıyla bir gece yarısı fes edildi. Bu iktidar bu şekilde kadın-kırımına onay vermiştir. İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddetle mücadelede son derece etkin bir yasal düzenlemedir. Tüm kadın kazanımlarını geri almak, korumak, büyütmek için bir an bile kadın mücadelesinden geri adım atmayacağız.Bu vesileyle asırlardır süren görkemli kadın mücadelesinin zafer sembolü olan 8 Mart’ı şimdiden kutluyoruz! Bütün kadınların 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun! Sömürüye, şiddete, ayrımcılığa ve erkek egemenliğine karşı mücadelenin sembol günü 8 Marttır! Bu görkemli mücadelenin öncüsü kadınlara selam olsun. Selam olsun sokakta, tarlada, evde, fabrikada; bulundukları her yerde emekleriyle dünyanın dönmesini sağlayan bütün kadınlara. Selam olsun şu an 8 Mart için her yeri mücadele ve direniş alanına dönüştüren kadınlara. Jin, Jiyan, Azadi! 
 
Bu yüzyıl Kürtlerin yüzyılıdır
 
Değerli gençler, mücadelemizin öncü gücü, yoldaşlarım, Bu mücadelede en büyük direnişi ortaya koyan, kurucu fikriyatı inşa eden, en önde koşan hep gençler oldu. Bu gelenek genç başladı, gençlerle başladı ve gençlerle Kürdistan’a özgürlüğü, Türkiye'ye demokrasi getirecektir. Sömürgeci devletlerin bütün baskı ve şiddetine rağmen, genç erkekler ve genç kadınlar tek bir adım dahi geri atmadı. Sizler özgürlük mücadelesinin dünü, bugünü ve geleceğisiniz! Bu halkın gururu bu toplumun umudusunuz! Hepinizi büyük zaferimize olan inancımızla selamlıyoruz!  Bu yüzyıl Kürtlerin yüzyılı olacaktır. Zafere koşan Kürt halkını hiçbir güç durduramayacaktır. Kürtler yaşadıkları coğrafyaları demokratikleştirecek kendi topraklarında özgür bir yaşam sürecektir. Özgürlük mücadelesi veren bir halkı hiçbir güç engelleyemez! Bu vesileyle, Kürtlerin zulme karşı direnişinin, zalime karşı zaferinin ve sömürgeciliğe karşı özgürlüğünün sembol günü olan 21 Mart’ı büyük bir coşkuyla kutlayacağımızı ilan ediyoruz. Hepinizin Newroz’nu şimdiden kutluyorum. Bu Newroz Kürtlerin büyük zaferinin başlangıcı olacaktır.”