JINHA’dan sonra erkekler ‘kadınlar ne der’ diye yazmaya başladı

  • 09:04 8 Mart 2022
  • Güncel
Derya Ren
 
DİYARBAKIR - JINHA’nın kuruluş yıldönümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan kadın gazeteciler, eril medya diline bir alternatif olarak ortaya çıktıklarını belirterek, “Medyanın her alanı cinsiyetçi kodlarla bezenmiş. JINHA kurulduğu zaman da bu dili yıkmaya çalıştı. Ciddi bir emekle kendi rüştünü ispatladı. Kadınlar medya da varız demeye başladı” dedi.
 
Çalışanları kadınlardan oluşan Jin Haber Ajansı (JINHA), “Ve yazıyoruz… Erkekler ne der diye düşünmeden yazıyoruz” şiarıyla 8 Mart 2012 yılında Diyarbakır’da kuruldu. Eril medya diline karşı alternatif bir dil sunan JINHA, her kesimden kadının sesi olma yolunda ilerlerdi. JINHA’yı diğer haber ajanslarından ayıran en önemli özelliği tüm çalışanlarının kadınlardan oluşması. Bunun yanında toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yapması ve ataerkil toplumlarda kullanılan ve babadan çocuğa geçen “Soyadı” yerine isim kullanarak ataerkilliğe karşı itirazı büyütmesi de JINHA’yı ayrıcalıklı kıldı.
 
Kadınların sesi olan JINHA, 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin ardından yayınlanan 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 29 Ekim 2016’da kapatıldı. Kapatılmasının ardından ajans çalışanları haber takibini yapmaya devam ederek, dijital medya üzerinden gerçekleri halka ulaştırmaya devam etti.
 
Gazeteci kadınlar Aralık 2016 tarihinde “Medyanın diline çuvaldız niyetine” sloganıyla günlük haber sitesi Gazete Şûjin ile yola devam etti. Şûjin’in de 25 Ağustos 2017 tarihinde yayınlanan KHK’yle kapatılmasının ardından kadın basın geleneği, 25 Eylül 2017’de Kürtçe, Türkçe, İngilizce, Arapça dillerinde yayına başlayan JinNews ile yola devam etme kararı aldı.
 
JINHA’nın yarattığı gelenek gazeteci kadınlara cesaret ve güç verdi. Aldıkları cesaret ve güçle JIN TV 8 Mart 2018 yılında, Ortadoğu’da kadınların sessini yansıtmaya çalışan NuJinha “Dünden yarına kadınların sesi” mesajıyla 6 Ocak 2021 tarihinde kuruldu.
 
JINHA’nın kuruluşundan bu yana kadın basın geleneğini sürdürmeye çalışan gazetecilerden Gülşen Koçuk ve Habibe Eren ile kadın basın geleneğinin kurucusu JINHA üzerine konuştuk.
 
‘Kadınlar kendi dilini yarattı’
 
JINHA açıldığı zaman kadınlarda çok heyecan yarattığını ifade eden Gülşen, kadınların JINHA’dan önce de kendilerine ait mecraları oluşturduklarını söyledi. Bu mecraların gazete, dergi gibi yazılı alanlarda olduğuna değinen Gülşen, “Ancak JINHA haber ajansı olma ve kadınların gündemini aktarma boyutunda bir ilkti. Herkeste bir merak uyandırmıştı, ‘kadın haber ajansı ne yapacak, nasıl yapacak, neyin haberini yapacak?’ bunların hepsi soru işaretleriydi. Çünkü kadınlar önceki süreçlerde 3’ncü sayfa haberlerinde yer alıyordu. JINHA’da buna karşı kendine ait bir dil var etti. Kadınlar eril medya diline karşı yeni bir dil var etmeye çalıştı. Bu anlamıyla kimi eksiklikler yaşandı. Eril medya dilini niyetten bağımsız bir şekilde devam ettirdi. Ancak JINHA kendi dilini oluşturma üzerinden eleştirel yaklaştı ve kadın yayıncılığı dilini oluşturdu” diye kaydetti.
 
‘Kadınlar vardır dedik’
 
JINHA’nın kadın mücadelesiyle beraber yeni bir dil ve alan oluşturmaya çalıştığına işaret eden Gülşen, “JINHA olarak şöyle bir iddiamız vardı; kadınlar sadece şiddet vakalarında yok, yaşamın her alanında kadınlar vardır dedik. Kadınların görünürlüğü ve bulundukları alanlarda verdikleri cins mücadelesini kendi yayınlarımızda var etmeye çalıştık. Dilin durağan bir yapısı yoktur. Dilimiz olgunlaştı diyemeyiz. Örneğin JINHA’da o dönem yayınlanan bir haberi bugün eleştirebiliyoruz. Çünkü dönemsel koşullar dili etkileyebiliyor. Bundan dolayı da kadın gazeteciler yazdığı sürece dildeki gelişim ve değişim devam edecektir. Örneğin daha önce çocuğa yönelik istismar vakaları diyorduk. Ancak şuan baktığımız zaman istismarın çocuklara dönük şiddeti karşılamadığını gördük. Bundan kaynaklı da taciz ise taciz, tecavüz ise tecavüz demenin daha doğru olacağına karar verdik. Tabi bunu kadın hareketiyle tartışarak yaptık” diye konuştu.
 
'Kadın gazeteciler yalnız olmadıklarını gördüler'
 
Kadın gazeteciliği konusunda JINHA’nın öncülük ettiğini belirten Gülşen, sözlerine şu şekilde devam etti:  "JINHA'nın kuruluşundan önce de kadın gazeteciler farklı basın kurumlarında çalışıyordu. Ancak JİNHA'nın açılışı ile yalnız olmadıklarını gördüler. Gazeteci olmak isteyen kadınlara da cesaret verdi. Evet, öncesinde de kadın gazeteciler yazıyordu. Ancak yaptıkları haberler bir şekilde erkeklerin elinden geçiyordu. JINHA'nın yarattığı farklılık diğer basın kuruluşlarını da etkiledi. Tabi bu durumda kadın mücadelesinin de rolü çok büyük. JINHA, 'Erkekler ne der diye düşünmeden yazıyoruz' sloganıyla yola çıktı. Daha sonrasında bu slogan diğer kurumlarda etki buldu ve erkekler 'kadınlar ne der' diye düşünerek yazmaya başladı. Toplumda bir farkındalık yarattı"
 
Gülşen, toplumsal cinsiyet rolleri ve cinsiyetçi dille mücadele edildiğini kaydederek, "JINHA'nın yarattığı etki şuan hala devam ediyor. Kadın ajansının, televizyonun, gazetenin olması bunun bir göstergesidir. Kadın gazetecilerin büyüyeceğine ve Nujiyan Erhanların, Deniz Fıratların, Şilan Arasların, Gurbetelli Ersözlerin yolunda birçok kadın gazetecinin kadın haberciliğini büyüteceğine inanıyorum" ifadelerini kullandı.
 
‘İktidar tarafından hedef alındı’
 
JINHA’nın kuruluş sürecine değinen Habibe ise medyanın militarist, cinsiyetçi ve seksist diline karşı kadın bakış açısıyla her alanda toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan bir yayıncılık sergilediklerinin ve “erkekler ne der diye düşünmeden yazıyoruz” şiarıyla yola koyulduklarının altını çizdi. Kadınların yüzyıllardan beri verdiği mücadelenin bir ivmesi ve sonucu olarak kadın ajansı hayalinin gerçekleştiğini vurgulayan Habibe, “Bu hayal birkaç kadınla gerçekleşmiş olsa da JINHA’nın medyaya getirdiği yenilikle beraber onlar, yüz oldu.  Ancak kadın mücadelesiyle beraber eril, cinsiyetçi medyaya karşı oluşturulan kadın çizgisi de iktidar tarafından hedef alındı. 2016 yılında çok sayıda kurum gibi JINHA’da KHK ile kapatıldı. Ancak kapatma ile JINHA’nın serüveni bitmedi. Gazete Şujin ve JİNNEWS ile kadın gazeteciliği sürdürüldü” ifadelerini kullandı.
‘Baskılar bizi yıldırmadı’
 
JINHA’nın kadın yayıncılığı açısından domino etkisi yarattığını ifade eden Habibe, “2015 yılında iktidar tarafından çözüm sürecinin inkâr edilmesi ve sürecin bozulmasıyla beraber çatışmalı süreç tekrar başladı. Kürt illerinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında özelde kadınlar olmak üzere birçok kesim katliamdan, tacize ve yerlerinden edilmeye kadar sayısız ihlale maruz kaldı. Bu ihlalleri duyurma noktasında da kadın gazeteciler çok ciddi bir emek gösterdi,  çaba verdi. Tabi bu kolay olmadı. Toplum baskısının yanında bir de devlet baskısı eklenince kimi noktalar zorlandığımız durumlar oldu; ancak bu bizi yıldırmadı. Örneğin ajansımız kapatıldığı zaman parklarda, bahçelerde, kafelerde haberlerimizi yazdık. Bulunduğumuz her alanı ajansa çevirdik. Halka gerçekleri ulaştırma konusunda kolektif bir irade gösterdik” dedi.
 
‘Kadınlar kendi rüştünü ispatladı’
 
Habibe, Türkiye’de ve dünyada medyanın ya iktidarların ya da patronların tekelinde olduğunu belirterek, “Medyanın her alanı cinsiyetçi kodlarla bezenmiş. JINHA kurulduğu zaman da bu dili yıkmaya çalıştı. Ciddi bir emekle kendi rüştünü ispatladı. Kadınların katledildiği, taciz ve tecavüze uğradığı zaman medya tarafından sorgulandığını görüyoruz. Kadınları yok sayan, hedef gösteren bu dile karşı JINHA kadın eksenli bir dil oluşturdu. Bu dil birçok kuruma örnek oldu. Ardından birçok kurum ve gazetecilik örgütleri bünyesinde kadın komisyonları oluşturmaya başladı” ifadelerini kullandı.
 
'Yayıncılığı güçlendirebiliriz'
 
Kadınların sahada yaşadıkları ayrımcı yaklaşımlara ve engellemelere de değinen Habibe,  kadınların kamera karşısında olması, birçok eylemde ve etkinlikte haberi takip etmesinin kimi zorlukları olsa da büyük bir değişim ve dönüşümü de beraberinde getirdiğini söyledi. JINHA’nın ilk kuruluşunda herkeste bir heyecan yarattığını ifade eden Habibe, birçok kesim tarafından bu heyecanın paylaşıldığını dile getirdi. Tüm kadınlara ve topluma kadınların sesini yükseltme çağrısında bulunan Habibe, “Yaşadığımız zorluklar ve baskılar toplumun maruz kaldıklarından farklı değil. Bugün bizim güçlenmemiz ya da güçsüzlüğümüz de tek başına bizim payımızda olan bir durum değil. Yayıncılığa getirilen bu soluğu hep beraber güçlendirebiliriz” diye ifade etti.