Alevi sorununun çözümü: Devletin kuruluş paradigması değişmeli
- 09:03 13 Mart 2022
- Güncel
Melike Aydın
İZMİR - Aleviliğe yönelik saldırıların tarihsel geçmişini hatırlatarak bugüne kadar süren politikaları değerlendiren aktivist Serpil Deniz Şahin, Alevi sorununun çözümü için devletin kuruluş paradigmasının değişmesi üzerinde durdu. Serpil, Alevilerin ortak talebinin ise “eşit yurttaşlık” olduğunu vurguladı.
İktidarın Aleviliğe yönelik yok sayma, asimilasyon ve baskı politikalarına her geçen gün yenileri ekleniyor. Tarihsel süreçlerden geçerek, maruz kaldıkları her türlü baskı karşısında direnen Alevilerin yaşadığı sorunları Alevi aktivist Serpil Deniz Şahin değerlendirdi.
Alevilerin sorunlarına dair çözümün devletin kuruluş paradigmasının değişmesi ve eşit yurttaşlık temelinde şekillenmesiyle mümkün olabileceğine işaret eden Serpil, Alevilerin kendi kimliğini temsil eden siyasetini üretebilmesi için erkek siyasetin dışında, hiyerarşiden ve eril dilden uzak meclislerin kurulmasıyla mümkün olabileceğini ifade etti. “Bizim yolumuz zordur, dikenlidir. Ayağını seven gelmesin” şiarıyla yola çıktıklarını kaydeden Serpil, her şeye rağmen kültürü bugünlere ulaştıran kadınlara güvendiğini dile getirdi.
‘Aleviliğe demokratik öze sahip olduğu için saldırılıyor’
Alevilikte nefrete karşı rızalık, kadın ve erkeğin birlikte ibadet etmesi gibi demokratik özlerinden söz eden Serpil, tüm bu özlere karşı ötekileştirme sürecinin Selçukludan Osmanlıya, Osmanlıdan cumhuriyete kadar taşındığına işaret etti. Aleviliğin kültürel damarlardan koparılarak ehlileştirilmeye çalışıldığına işaret eden Serpil, “Kendi inancına yabancılaşan Aleviler, yaralı kimlikte şehir hayatında kendi öz örgütlülüklerini bu süreçte yaratamadığı için bu yapı içinde eritilmeye çalışılmıştır. Asimilasyon, devletin hukuku ve eğitimiyle hızlanırken, diğer taraftan göçlersonrası kendi öz örgütlenmesi olan ocak sisteminin dağılması süreci yaşandı. Öğretilmiş çaresizlikle bu yapıların bu Sünni hegemonik inanç içinde erimesi sağlanmıştır diyebiliriz” diye belirtti.
‘En büyük engel devletin Türk Sünni İslam erkek paradigması’
Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki engelin, devletin kuruluş paradigmalarında var olan yapısı ve onun dışında kalanların düşman olarak kodlanması olduğunu kaydeden Serpil, Alevi fobik söylemlerin buradan beslendiğine dikkat çekti. Serpil şöyle devam etti: “Bu nefret diliyle, eğitimi, hukuku, mahalle baskısıyla ve kendi inanç modelleriyle tarife zorlanmış, başaramadığını, cami-cemevi, irfan evleri gibi projelerle başarmaya çalışıyor. Bütün Alevi açılımları çalıştaylarında cemevlerinin ibadet yeri olduğunda ortaklaşıldığı halde DEVLET AKLI egemenlerin istekleri üzerinden dizayn edildiği için el çabukluğuyla İslamiyet’in tek ibadet yeri camidir, Cemevi cümbüş evidir diyerek alay edildi, Eşit yurttaşlık mücadelesiyle bu söylem değişerek kültür evi statüsüne geldi. Alevileri yok sayan bu sistem bu insanları asimile ederek susturmaya kısacası devletin Alevisi olması yönünde ehlileştirmeye çalışmaktadır.”
Tarih yazımı Alevilerde bilinç kaybını amaçladı
Devletin kirlenmiş ilişkilerinin uzağında kendi siyasetini oluşturan Aleviliğin Fuat Köprülü Paradigmasının etkisiyle uzun yıllar göçebe yaşayan toplumların devamı ve bir alt kültür gibi tanımlandığını dile getiren Serpil, “Biraz daha eğitimleri eksikleri giderilirse, Batıni yanları ehlileştirilirse sisteme entegre olurlar gibi bakılıyor. Bu paradigmanın etkisiyle sanki bu coğrafyada Alevilerin hiç kültürleri, örgütlenmeleri yazılı kaynakları yok gibi tarif edilip yeni bir tarih yazılmaya çalışıldı hep. Aleviliği, Turancı tezlerle harmanlayarak bu yapıyı Türkçü Sünni İslam içine alabilmek adına Aleviliği Ahmet Yesevi tarikatına bağlamak, kökeni Horasan’dan Özbekistan’dan getirmek tarihi siyasal amaçlar için bilinçli karartmadır, çarpıtmadır. Mezopotamya ve Anadolu’daki farklı yapıları, inanları yok sayarak bir tarih yazımıdır. Çünkü hangi olayın hatırlanıp unutulacağını egemenlik ilişkileri belirlemek ister. Bir inancı, kültürü tarihsel köklerinden toplumsallığından koparıp başka anlatılarla tarihi siyah beyaz gibi göstermek tarihteki büyük değişim ve dönüşüm aktörü olan Aleviliğin tüm dinamiklerini hiçe saymak toplumların bilinç kaybına sebep olacaktır” sözlerini kullandı.
‘Alevi toplumlar katliama uğradı, göçe zorlandı’
Kadıncıl ve vicdanı ön plana koyan bir yapıya sahip Aleviliğin pir-talip-mürşit ilişkisi ile kurulan bağların kırıldığı yılların ise 1950’li yıllara dayandığını belirten Serpil, bu tarihlerde büyük şehirlere göç yaşandığını anımsattı. Burada da Aleviliğin hegemonik ilişkilere sahip Sünni inanç içinde tarife zorlandığını söyleyen Serpil, 1950-1960 yılında Alevi örgütlenmesi için hareketlenme görülse de devlet refleksi hızla bu yapıları kıyımla baskıyla susturmuştur. 12 Eylül Askeri Faşist darbesi öncesinde Çorum, Maraş, Sivas’ta aleviler ve sol üzerinde katliamları tezgâhlanarak darbe ortamı hazırlanmış, katliam sonrasında bu inancın kök saldığı Sivas, Maraş, Çorum, Malatya da büyük göçler yaşanarak adeta boşaltılmıştır. Böylelikle bu şehirlerin demografik yapısı bozulmuş, köklerinden koparılarak büyük şehirlerde erimeye bırakılmıştır. Darbe sonrası hayata geçirilen darbe anayasalarıyla pekiştirilen Türk-İslam sentezi insanların acılarını katmerleşerek ırkçı, şovenist ve cinsiyetçi yapının kök salmasına sebep olmuştur. Toplumu tektipleştirmeye çalışan devlet aklı ve toplum mühendisliği Aleviliği kâh Kürt sorununa karşı Türkleşme, sol kültüre karşı İslam içine çekerek sisteme yedekleme yolun gitmiştir. Böylelikle Türk-İslam kimliğiyle içinde eritilmeye çalışılan Alevilik kendi öz değerlerinin içi boşaltılarak asimile edilerek ehlileştirilmeye çalışılmıştır.
‘38 tertelesiyle yüzleşilmeli’
Sivas ve Gazi katliamlarının yaşandığı 1990’lı yıllarda Alevi hafızasında kırılma yaşadığını, Alevilerin birbirine tutunma ve mücadele ağı oluşturmak açısından kimlik mücadelesinin daha görünür olmasının cemevlerini kurmaya ittiğini söyledi. Serpil, 2002 yılında da Alevi Bektaşi Kültür Birliği yoluna gidildiğine işaret ederek “Buradaki Alevi kelimesi dahi yasaklandı ve buna dair dava açıldı. 72 millete cümle varlığa bir bakan çoğulcu yapıyı kapitalizimin ihtiyaçları için imparatorluk sonrası kurulan ulus devletlerin tek millet tek din kurulmasıyla bir kırılma daha yaşanmıştır. 1938 tertelesinde ocak sisteminin dağıtılması İnsanların katledilmesi toplum hafızasında derin yaralar açtı. Bu acıların konuşulması için yıllar geçmesi gerekti. Hala da tam anlamıyla konuşulamıyor yaralar kanamaya devam ediyor. Toplumsal bilincimizin oluşabilmesi bu acıların katliamların bir daha yaşanmaması için hakların kardeşleşmesinin önünde önemli engeller olan toplumsal yüzleşmenin ve hesap verilebilirliğin olmamasıdır. Tarihteki karartmaları bir an önce aydınlatmak ve hesap verilebilir bir hale getirmemiz gerekir. 38 tertelesi ile ilgili hala yaralar kapanmazken üzerine Sivas, Maraş, Çorum, Gazi ve Gezi yaşandı. Bu katliamlara açık bir toplum var hala. Çünkü bununla yüzleşme cesareti bu paradigmaları yıkma, içimizdeki Hızır Paşaların ayıklanması toplumsal bilincimizin oluşması için çok önemli. Çünkü toplumsal bilinci olmayan bir kimlik mücadelesinde varlık göstermek beyhude olacaktır” dedi.
‘Alevilik varmış gibi kendini ifade ettirilmeye çalışılıyor’
Köylerde yapılan camiler, okullarda verilen eğitimle, asimilasyonun sürdüğünü vurgulayan Serpil, tüm bunlar karşısında, Alevilerin bir mezhep veya tarikat gibi Sünni inancın kodlarıyla kendisini anlatmasının istendiğine işaret etti. Serpil, devlet “Demokratik Alevi kimlik mücadelesinin etkisi kırmak için farklı farklı toplum mühendisliği toplum çalışmalarıyla sünnileştirme ısrarından el altından ehlileştirme projelerinden vazgeçmediği gibi, kendi pirlerimizin zulümle söyletemediklerini örgütlenmelerdeki bazı makul Alevilerle bölme çalışmalarına da her zaman devam etti. Biriken bir Alevi sermayesinden de bahsedebiliyoruz. Bu sermayenin de makul Alevilikle sisteme entegre olmaya çalıştığını görüyoruz. Özellikle AKP’nin saray rejimi ile ete kemiğe bürüne Alevifobik yaklaşımlarla devlet kurumlarından Alevilerin temizlenmesi, Alevilerin hiç yaşamamış gibi davranan bir yapıyla da karşı karşıyayız” şeklinde konuştu.
‘Alevilerin ortak talebi eşit yurttaşlık’
Devletin, cami-cemevi ve irfan evleri gibi projelerle kendi çözümünü ürettiğini ifade eden Serpil, Alevilerin ise farklı farklı örgütlenme çatısında olsalar da da eşit yurttaşlık taleplerinin ortak olduğunun altını çizdi. Serpil, şunları söyledi: “Cemevlerinin ibadethane kabul edilmesine dair AİHM’e açılan davalarda da görüyoruz. Danışta içi hukukunda da cemevleri ibadethane statüsünde kabul edildi. Ama bugün kanunu uygulamamak için direniş gösterilmektedir. Hatta şimdilerde ticarethane diye fahiş faturalar gönderilerek bizlerin onuru kırılmaya çalışıldı.”
‘Aleviliği dahi Sünni perspektifler tanımlıyor’
Aleviliğin kendine özgü inanç, ritüelleri ve anlatısı varken yıllardır Sünniler tarafından açıklanmaya çalışıldığını dile getiren Serpil, “Aleviler ancak kendi medyasında yer alabiliyor. Ya da programda bir Alevi varsa bir ilahiyatçı da çağrılarak, bir denge gözetilmeye ve baskılanmaya çalışılıyor. Ama bir Alevi kolay kolay bir Sünni hakkında konuşamaz. Oysa Aleviler hakkında herkesin bir fikri vardır. Zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM davalarının kazanılmasına rağmen 3-6 yaşa dini eğitim verilmesi, Milli Eğitim Şurası’nda tavsiye kararı olarak alınabildi” ifadelerine yer verdi.
‘Çözüm kuruluş paradigmasının değişmesinde’
Aleviliğin birliği ve kolektif dayanışmasını sağlayarak inancını sosyal yaşamda hayata geçirmek için yapılabileceklerin tartışılması gerektiğini ifade eden Serpil asimilasyonun etkilerinin arındırılması gerektiğine dikkat çekti. Serpil “Hak-insan-doğa eksenli inancımızdaki bakış açımızla söz kurmada neden yetersiz kalındığını bir an önce konuşmaya ihtiyacımız var. Aleviliğin binlerce yıldır kendisini izah ettiği ve yaşattığı bir dil var iken bir başka inancın retorikleri ile Aleviliği anlatma çabamızın, egemen Sünni dinin penceresinden bakıp kendimizi sınırladığını görüp, savunmacı ve açıklayıcı bir dil kullandığımız sürece geminin su aldığını görmemiz gerekir. Alanda örgütlü tüm kurumlarımız ve cemevimizin ve 15 milyon Alevi nüfusundan bahsedilmesine rağmen bu yapıların eski ocak sisteminde ki bir ağ gibi toplumu ören, kendi arınmasını kendi hukukunu doğrudan demokrasinin hayata geçirilme noktasından baktığımızda şimdiki cemlerimizin bu ihtiyaçları gidermediği, neredeyse birbiriyle bağlantılarının olmadığını görüyoruz. Kurumlarımızın önüne koyması gereken çalışmalarla Yolun edebini erkânını bilerek can olabilen kâmil insan olma yolunda eksiklerini gören tamamlayan dönüşen ve pişen noktada ortak yaşam da paylaşmayı esas alan, türap olup yola hizmet eden birlikte yolda yürümenin koşullarını yaratmaya çalışmak olmalı” dedi.
Son günlerde akp hükümeti eliyle aleviler üzerinde yeni bir toplum mühendisliği çalışması yürütülmekte. İçişleri Bakanı sözcüsünün ise1050 cemevlerinİ ziyaret ettiğini paylaşan Serpil, Aleviliğin kendi toplumsal öz değerlerinden koparılma çalışmalarının devam ettiğini sözlerine ekledi. Daha öncede AKP Alevi açılım adında yapılan çalıştaylarda Alevilerin talepleri konuşuldu ve deklare edildi. Bir köylü kurnazlığı yapıldı ve çözülmedi, çözülmek istenmedi. Bu köklü sorunun çözülmesi kuruluş paradigmasını altüst edecek bir şey. Bu ırkçı tekçi yapıda mümkün görülmüyor. Demokratik özgür hesap verilebilir bir demokrasiden uzak bir iklimde kendi eşiti olarak Alevileri görmesi ya da kendi kültürel veya kimliği dışında farklı kimlik inanç ve kültürleri kabul etmesi düşünülemez. Bunun için çok kimlikli çok inançlı demokratik bir yapının oluşması gerekiyor. Yeni bir yurttaşlık tanımına, hiçbir etnisiteyi yok saymayan bir toplum sözleşmesine ihtiyaç var” diye belirtti.
‘Aleviliğin umudu kadınlarda’
“Alevilik öğretisinden temel referans değerler olan kavramlar üstünden hareket edilerek özgüvenli bir duruş sergileme cesareti gösterebiliriz” diyen Serpil “Unutmayalım Alevi Toplumsallığının ruhu erk akıldan uzak kadın eksenli bir harç ile örülmüştür. Yani öğretinin içerisinde kadın yeri Irmakları besleyen derin yer altı kaynakları gibi inancı da derinden besleyen kadıncıl damardır denilebilir. Bunca asimilasyona rağmen Aleviliğin öz kültürünü yaşatabilen kadınlara güvendiğini vurgulayan Serpil “Özellikle Türkiye siyasetinde bu kadar katliama rağmen hala sol sosyalist değerlerle Alevilerin ürettikleri sezgiler ve onların biriktirdiklerine güveniyorum. Bir meşru hakkımız mücadele tarihimizin bize bıraktığı toplumsal reflekslerimiz var” diye belirtti.







