Ateşin sırrına eren kadınlar küllerinden doğuyor
- 08:28 21 Mart 2022
- Güncel
Habibe Eren
HABER MERKEZİ - Bedenini Newroz ateşiyle harlayan Zekiye Alkan, Sema Yüce Rahşan Demirel, Bedriye Taş, Nilgün Yıldırım, Elefteria Fortulaki her 21 Mart’ta simurg kuşu misali küllerinden yeniden doğuyor.
Newroz, Demirci Kawa’nın zalim Dehak’a karşı verdiği mücadeleyi tarifliyor. 21 Mart’a denk gelen Newroz, aynı zamanda baharın da başlangıcı kabul ediliyor. Newroz Ortadoğu halkları için baharın gelişini sembolize etse de Kürtler açısından direniş, isyan ve mücadelenin taçlandırıldığı bir gün olarak kutlanıyor. Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi’nde PKK’nin öncü kadrolarından Mazlum Doğan’ın 21 Mart 1982’de üç kibrit çöpü ile bedenini ateşe vermesi sonrasında “Diriliş bayramı” olarak tariflenen Newroz, Kürt halkının 7’den 70’e alanları doldurduğu ve mücadele ateşini harladığı bir geçekliği de sembolize ediyor.
Mazlum Doğan’ın başlattığı kıvılcım büyük bir etki yaratırken Mazlum’un izinden giden birçok kadın da Newrozlaşarak her 21 Mart’ta isyanın adı olur. Zekiye Alkan, Sema Yüce Rahşan Demirel, Bedriye Taş, Nilgün Yıldırım, Elefteria Fortulaki her Newroz’da Kürtlere dayatılan yok saymaya ve inkara karşı simurg misali küllerinden yeniden doğar.
Zekiye Alkan
Zekiye Alkan, 1965 yılında Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi’nin Akdağ Köyü’nde dünyaya gelir. 1920 yılında Koçgiri serhildanına önderlik eden Ali Şêr’in akrabasıdır. 1921 yılında Koçgiri ayaklanmasının kanla bastırılmasından sonra Zekiye’nin ailesinin arasında bulunduğu Koçgirililer Gümüşhane'ye sürgün edilir. 8 yaşındayken ailesi Gümüşhane'den Erzincan’a oradan da İzmir’e göç eder. Ailenin bir kısmının göç yolculuğu Almanya’da sonuçlanır. Zekiye, İzmir'deki lise eğitiminin ardından 1987 yılında Diyarbakır Dicle Üniversitesi'nde Tıp Fakültesi’ni dereceyle kazanır. Üniversite okuduğu süreçte de Kürt halkına dönük zulme sessiz kalmayan ve buna yoğunlaşan Zekiye, her anlamda verilen mücadeleye dikkat kesilir.
Bijî Newroz sloganlarıyla bedenini ateşe verir
4 Mart 1990 günü Savur’da 13 PKK’linin yaşamını yitirmesi, Newroz kutlamalarının yasaklanması Zekiye’nin öfkesini artırırken Mazlum Doğan’ın eylemine ilişkin yoğunlaşmalara girer. “Newroz ateşi çalı-çırpıyla yakılmaz, Newroz ateşi en iyi insan ateşiyle yanar” sözleriyle hafızalara kazılan Zekiye, 21 Mart 1990’da simsiyah elbiseleri üzerindeyken Amed surlarında bedenini ateşe verir. Surların Urfa Kapı olarak bilinen noktasında “Bijî Newroz” sloganıyla bedenini ateşe veren Zekiye Alkan’ın cenazesi İzmir’in Bornova ilçesinde toprağa verilir.
Abdullah Öcalan: Cesaret ve fedakarlığın sınırsız örneğidir
PKK Lideri Abdullah Öcalan, Zekiye Alkan’a dair, "Kürt kadını bir defa özgür yaşamın farkına varmıştır. Yaşanan tüm bu süreçleri değerlendirdiğimizde 1990 sonrası süreç kadın çalışmaları açısından da yeni bir dönemeci ifade eder, 1990 Newroz’unda partimizin ideolojisinden sınırlı olarak etkilenen kahraman kızımız Zekiye Alkan'ın kendini yakma eylemi, 'Newroz ateşi en iyi insan teninde yanmalıdır' demesi, cesaretin ve fedakârlığın sınırsız bir örneğidir. Demek ki, kadının kurtuluşa girişi öyle küçümsenecek bir giriş değildir” değerlendirmesinde bulunuyordu.
Rahşan Demirel
Zekiye Alkan’ın eyleminden iki yıl sonra 21 Mart 1992’de Rahşan Demirel, eylemini gerçekleştirir. 1975 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesinde dünyaya gelen Rahşan, küçük yaşta ailesiyle birlikte İzmir’e göç eder. Yurtsever bir ortamda büyüyen Rahşan, çocuk yaşına rağmen Kürt özgürlük mücadelesini tanır ve hayranlığını pratiğe dönüştürür.
Kürt illerinde yaşanan serhildanlar, direnişler 1990’lı yıllarda Türkiye metropollerine de sıçramıştı. 21 Mart 1992 günü Newroz kutlamasına saldırılması, özellikle Cizre ve Şırnak'ta onlarca kişinin katledilmesi Rahşan Demirel’i bu eyleme sürükler.22 Mart 1992 günü İzmir’in Kadifekale semtinde bedenini ateşe veren Rahşan, arkasında bir kartona, "Ben kendimi Newroz yapıyorum Kadifekale'de” notu ve eyleminin amacını anlattığı Kürtçe ve Türkçe bir ses kaydı bırakır.
Ronahi ve Berivan
Rahşan Demirel’in eyleminden iki yıl sonra da Newroz gününde bu kez iki genç Kürt kadını bedenlerini ateşe vererek direniş mesajı verirler. Almanya’nın Mannheim kentinde 21 Mart 1994 günü bedenlerini ateşe veren Nilgün Yıldırım (Berîvan) ve Bedriye Taş’ın (Ronahî) Alman devletinin Newroz kutlamasını yasaklamasına karşı bu eylemi gerçekleştirir. Bedenlerini Newroz’da ateş yapmaları büyük yankı uyandıran iki Kürt kadın arkalarında eylemlerin amacına dair şu mektubu bırakır:
‘Kürdistan’daki katliamlar Almanya’nın verdiği silahlarla gerçekleşiyor’
“Alman Devleti son aylarda düşmanlığını açık açık ilan etmiştir. Derneklerimiz kapatılmış, ulusal renklerimiz, ulusal bayraklarımız gasp edilmiş, onlarca yurtseverimiz tutuklanmış, gözaltına alınmıştır. Almanya, Türk ırkçılarının peşinden gitmektedir. Demirel-Çiller-Güreş kliğinin "ya bitecek, ya bitecek" sözlerini ellerini ovuşturarak desteklemekte, kirli savaşın sürmesini ve Kürt halkının imha edilmesi için her türlü desteği sunmaktadır. Kürdistan'daki katliamlar Almanya'nın verdiği silahlarla gerçekleşmektedir. Son olarak '94 Newroz yürüyüşünde Almanya'nın çeşitli kentlerinde Kürt yurtseverlerine Hitler'i geride bırakacak uygulamaların gerçekleştirilmiş olması bizim için bardağı taşıran son damla olmuştur.”
‘Büyük saygı duymamak mümkün değil’
Berivan ve Ronahî’nin eylemlerinden sonra bıraktıkları mektupları ve eylemlerini değerlendiren Abdullah Öcalan “ateşin sırrına erenler” diyerek şu sözleri kullanır: "Berivan ve Ronahî yoldaşlar, bu Kürdistan kızları, anlamlı mektuplar bırakmışlar. Eğer özgürlük bu kadar kolay olsaydı Berivan ve Ronahî kendilerini yakmazlardı. Bu arkadaşlar anlamı hayli büyük olan mektuplar bırakmış oluyorlar. Büyük saygı duymamak, gerçekten mümkün değil. Oldukça bilinçli ve çarpıcı değerlendirmeleriyle dolu dolu yaşadıkları anlaşılıyor. Yaşayacaksan, onlar gibi yaşayacaksın. Anıya bağlılık biraz da böyle olur. Arayışları, günbegün gerçekleşmeleri böyledir."
Sema Yüce
Ronahi ve Berivan’ın eyleminden dört yıl sonra bu kez cezaevlerinin dört duvarları arasında Sema Yüce eylem gerçekleştirir. “8 Mart’tan 21 Mart’a ateşten bir köprü olmak istiyorum” sözleriyle Çanakkale Cezaevi’nde 6 yıllık tutsaklığında 21 Mart 1998 günü bedenini ateşe veren Sema, ağır yaralı olarak kaldırıldığı İstanbul Cerrahi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 17 Haziran’da 84 günlük yaşam mücadelesinin ardından yaşamını yitirir.
Sema’nın yaşamını yitirmesinin ardından Hozan Serhat’ın (o da bir yıl sonra 1999 Haziran’da yaşamını yitirir) yaktığı “Ağrı’nın isyan kızı” türküsüyle mücadelesi ve tutkusu Kürt halkının hafızasında yer edinir. 1971 yılında Ağrı merkezde dünyaya gelen Sema, ilköğrenimi ve liseyi Ağrı’da okuduktan sonra 1987’de ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nü kazanır. 3. sınıf öğrencisiyken 1991 yılında PKK’ye katılır. Sema, 1992’de bir ihbar sonucu Ağrı’da gözaltına alındıktan sonra tutuklanır. 22 yıl ağır hapis cezasına çarpıtılan Sema eyleminden önce PKK Lideri Abdullah Öcalan, Kürt kadınları, Kürt, Anadolu ve dünya halklarına hitaben bir mektup kaleme alır.
‘Kadınlar küllenen Kürt ateşinin kıvılcımlarıdır’
Sema eylemini gerçekleştirmeden önce kaleme aldığı mektubunda Kürtler üzerindeki politikalara dikkat çeker. Bütün köleleştirme politikalarına karşı özgürlüğe olan tutkusunu anlatarak, kadınların özgürlük mücadelesinin kıvılcımı olduğunu dile getirir. Mektubunda,“Özgürlük tutkum çok büyük. Bu tutkuyu yaşam gücüne dönüştürebilmek için tek varlığımı, kendimi Başkan Apo’ya adıyorum. Kadınlar, küllenen Kürt ateşinin kıvılcımlarıdırlar. Küllerinden yeniden doğmayı başaran bunun kıvılcımı olan her kadın, özgür Kürdistan'ın dokuyucusu olacaktır. Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın iyi bir öğrencisi olabilmek için, Zekiye gibi yanmak, Rahşan gibi Newrozlaşmak istiyorum. Kadınlar, küllenen Kürt ateşinin kıvılcımlarıdır” der.
Elefteriya Fortulaki
Kürt kadınlarının bedenleriyle yaktığı özgürlük ateşi halklar arasında köprü olur. Yunanistan’ın başkenti Atina’da yaşayan 23 yaşında ve iki çocuk annesi Yunan Elefteriya Fortulaki, Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi protesto etmek için 24 Mart 2006 akşamı bedenini ateşe verir. Aios Agios Milanos Kilisesi bahçesinde üzerine benzin dökerek bedenini ateşe veren Elefteriya, kiliseden bazı kişiler tarafından hastaneye kaldırılır. Kat Hastanesi’nde yoğun bakıma alınan Elefteriya, 27 Mart 2006 tarihinde yaşamını yitirir.
Yunancada “özgürlük” anlamına gelen Elefteriya, Şiwan isimli bir Kürt ile evlidir. 23 aylık Ernesto ve 13 aylık Clara isimli iki çocuğu vardır. Elefteriya, ardında bıraktığı mektubunda annesine, eşine, çocuklarına ve Kürt halkına hitap eder. Mektubunun bir bölümünde annesine Kürtlerin uğradığı haksızlıkları ve halkların kardeşliğinin güzelliğini anlatan Elefteria, devamında ise çocuklarının aynı zamanda Kürt olduklarının altını çizerek Kürtçeyi öğrenmeleri gerektiğini de not düşer.
‘Halkların kardeşliği çok güzel’
Elefteria'nın bıraktığı notta şu ifadeler yer alır: “Anne, anneciğim, halkların kardeşliği çok güzel bir şeydir. Kürt halkı halkların kardeşliği için mücadele ediyor. Halk Savunma Güçleri, Kürtlere işkence eden, yaşlı kadın ve erkeklere ceza veren, çocuklarını öldüren Türk askeri ve polisine karşı mücadele ediyor. Çünkü Kütler anadili ve eğitim hakkı istiyorlar. İnsan gibi yaşamak istiyorlar. Bu nedenle anneciğim Kürdistan’ı 4 parçaya bölen güçler, Kürtleri öldürüyorlar. Üniversite’de Yunan dili ve eğitimi var. Bizim devletimiz de var. Ama Kürtlerin yok. Çocuklarımız iki dili öğrenmeli, anneleri Yunan, babaları Kürt’tür. Yüzde elli Yunan, yüzde elli Kürt’tür.”







