TJA aktivisti Ruken: Tecride karşı mücadele herkesin sorumluluğunda
- 09:01 24 Mart 2022
- Güncel
BATMAN - PKK Lideri Abdullah Öcalan'a yönelik uygulanan ağırlaştırılmış tecritle Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin toplumdan soyutlandırılmaya çalışıldığını vurgulayan TJA aktivisti Ruken Zerya Işık Yıldız, tecride karşı tüm kesimlerin mücadele etmesi gerektiğine işaret etti.
Uluslararası komployla 1999 yılında Türkiye’ye getirilen PKK Lideri Abdullah Öcalan, 23 yıldır İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Cezaevi’nde tecrit altında tutuluyor. Avukatlar, müvekkili Abdullah Öcalan'la görüşme sağlamak için yetkili mercilere başvuru yaparken, yetkililer tarafından başvurulara dair bir olumlu ya da olumsuz bir cevap verilmiyor.
2011’den 2019 yılına kadar avukatlarıyla görüştürülmeyen Abdullah Öcalan, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde cezaevlerinde başlatılan açlık grevi sonucunda 5 avukat görüşmesi gerçekleştirebildi. İmralı’da tutulduğu süre boyunca ilk kez 27 Nisan 2020’de telefon görüş hakkını kullanabilen Abdullah Öcalan, sağlık ve güvenlik koşullarıyla ilgili kaygılar üzerine ikinci kez 25 Mart 2021’de kardeşi Mehmet Öcalan’la yine telefonla görüşme sağlayabildi. Son telefon görüşmesi üzerinden geçen bir yılda Abdullah Öcalan’dan haber alınamaması kamuoyunda kaygıları artırırken, yetkililer bu durum karşısındaki sessizliğini sürdürüyor. Öte yandan tecritten en çok etkilenenlerin başında Türkiye ve bölge cezaevlerinde tutulan tutsaklar geliyor.
Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Ruken Zerya Işık Yıldız, Abdullah Öcalan ve tutsaklar yönelik uygulanan tecrit politikaları hakkında değerlendirme bulundu.
‘Tecritle Sayın Öcalan’ın fikirleri soyutlanmaya çalışılıyor’
AKP-MHP iktidarı tarafından yürütülen tecrit politikalarının yeni bir uygulama olmadığını söyleyen Ruken Zerya, tecritle beraber toplumun fikirlerinden soyutlanarak ötekileştirilmeye çalışıldığını belirtti. Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin dünya çapında benimsendiğini vurgulayan Ruken Zerya, “Tecrit uygulamaları Sayın Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin tamamıyla soyut hale getirilmesi için uygulanan siyasi bir karardır. Her tutsak gibi Sayın Abdullah Öcalan’da mevcut olan haklara sahip. Fakat onun şahsında bütün tutsaklara karşı uygulanan tecritle, onların belirlemiş oldukları hak ve hukuk çerçevesinde bu haklar verilmiyor. Bunun en önemli örneği de aile ve avukatlarıyla görüştürülmeyerek iletişimin sağlanmasına izin verilmemesidir” dedi.
‘Hak ihlalleriyle yok etmeye dönük uygulamalar yapılıyor’
Tecrit politikalarıyla beraber cezaevi yönetimi tarafından tutsaklara yönelik uygulanan hak ihlallerine dikkat çeken Ruken Zerya, sözlerini şöyle sürdürdü: “2000 yılında F Tipi Cezaevleri’ne geçişle birlikte hak gasplarının ortaya çıkacağı belliydi. Bununla beraber tutsakların birbiriyle olan iletişimlerini kesmek ve tamamıyla tecrit etmek noktasında bir uygulama yapıldı. Bunun için de son iki ve üç yılda cezaevlerinde yapılan hak gaspları sürekli gündem oluyor. Özellikle tutsakların aileleriyle buluşması noktasında ise pandemi dönemini de bahane edilerek bütün iletişim haklarını yasaklandı.Tutsaklara yönelik ‘ince arama’ yeni bir durum değil. Ancak son süreçte ince aramalar özellikle kadın tutsaklara dönük ‘çıplak arama’ dayatılmasıyla ahlaki değerlere yapılan bir saldırı olarak karşımızda duruyor."
‘İnsanları toplumdan uzaklaştırması kabul edilecek bir durum değildir’
Son süreçte Türkiye ve bölge kentlerinde farklı tipte cezaevlerinin açıldığını hatırlatan Ruken Zerya, F Tiplerinin ardından S Tipi cezaevlerinin yayıldığına dikkat çekti. S Tiplerinde daracık koğuşta üç kişinin kaldığını aktaran Ruken Zerya, “İnsanların bu koşullarda orada tutulması gerçekten zor bir durum.Sistemin zaten dört duvar arasında olan ve tamamen savunmasız olan insanları toplumdan uzaklaştırması kabul edilecek bir durum değil. Bu uygulamalar kişiyi toplumdan uzaklaştırmak ve irade kırmaya yönelik uygulamalar. Ama bütün bunlara rağmen ailelerle yapılan görüşmelerde verilen moral ve iradeyle güçleri daha yüksek seviyede. Dışarıda aileler, sivil toplum örgütlerinin göstermiş olduğu destekler var. Ve bu destekleri sahiplenmek gerekiyor” diye belirtti.
‘Tecridi en çok biz kadınlar yaşıyoruz’
PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecritle Kürt halkına uygulanan tecridin birbirinden bağımsız olmadığının altını çizen Ruken Zerya, sözlerine şöyle devam etti: “Sayın Abdullah Öcalan şahsında tüm Kürdistan ve Türkiye'de tecrit uygulanıyor. Özellikle son dönemde artan ev hapisleri de tecrit uygulamalarına verilecek örneklerden biri. Bu uygulamanın arka planında insanlara ‘eğer muhalif olursan senin de evini cezaevine dönüştüreceğim’ tehdidi yatıyor."
'Tecridi en çok biz kadınlar yaşıyoruz'
Tecridin en çok kadınları etkilediğini de vurgulayan Ruken Zerya, “ Mevcut Kürt sorunuyla beraber ve din adı altında kadınlar evlere hapsedildi. Bu bahsetmiş olduğumuz mevcut durumu aynı zihniyet boyutuyla yürütenler evin içerisine kadar girmiş oldu. Kadınlar bu şekilde sadece evin içerisinde ev işleri ve çocuk doğurmakla sınırlandırıldı. Bunun için tecridi en çok biz kadınlar yaşıyoruz diyoruz” diye vurguladı.
‘Tecrit politikasının sorumluluğu herkesin sorumluluğudur!’
Her alana sirayet eden tecrit politikalarının önünün alınması gerektiğini kaydeden Ruken Zerya, “Mevcut durumun bu kadar kısır döngüye girmesi toplum adına birilerin karar vermesinden kaynaklanıyor. Bunun için bugün uygulanan tecrit herkesin sorumluluğundadır. Ve bu sorunların çözüm noktası da Sayın Öcalan’la iletişimin sağlanması, mevcut hak ve hukuk çerçevesinde müzakere yapılması lazım. Bugün nereye bakarsanız bakın halk olarak herkesin talebi bu yöndedir. Bunun için bütün kesimlerin özellikle cezaevi noktasında siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin bu konuda çaba içerisinde olması gerekiyor. Bu çabalar da sadece söylem üzerinde kalmamalı, dışarıda da haykırmak gerekiyor" diye konuştu.







