Kadın mücadelesi neden yargılanamaz?
- 09:01 12 Nisan 2022
- Güncel
Dilan Babat
ANKARA - Partilerine dönük kapatma davasına dair hazırlanan iddianamenin patriarkayı güçlendirmeye dönük olduğunu belirten HDP’li Züleyha Gülüm, Kadın Meclisi olarak ayrıca bir savunma hazırlıklarının olduğunu söyleyerek, savunmada, kadın mücadelesinin neden yargılanamayacağını anlatacaklarını aktardı.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında açtığı kapatma davasını 21 Haziran 2021 tarihinde kabul eden Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), ilk savunma için 7 Eylül’e kadar verdiği süre partinin talebi üzerine iki ay uzatılmıştı. HDP Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede’nin başkanlığında oluşan 11 kişinin yer aldığı komisyon tarafından hazırlanan ön savunma 5 Kasım 2021’de AYM’ye sunulmuştu. HDP Hukuk Komisyonu tarafından hazırlanan esasa ilişkin savunma 21 Nisan 2022 tarihinde AYM’ye sunulacak.
Esasa ilişkin savunma 21 Nisan’da
AYM tarafından HDP’ye iki ay süre verilmesi halinde esasa ilişkin savunma 21 Nisan’da teslim edilecek. AYM daha sonra sunulan savunmayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletilecek. Belirlenecek bir tarihte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin sözlü açıklama, daha sonra da HDP yetkilileri de sözlü savunma yapacak. Savunmaların tamamlanmasının ardından davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak olan Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Hazırlanan rapor daha sonra AYM üyelerine dağıtılacak. Sonrasında AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın, belirleyeceği bir tarihte AYM üyelerini toplantıya çağıracak ve AYM Kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. Verilecek karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete'de yayımlanacak.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ile partilerine dönük kapatma davasına ilişkin hazırlıklarını ve HDP Kadın Meclisi’nin de eşbaşkanlık olmak üzere kadın mücadelesine dair hazırladığı savunmayı konuştuk.
‘Siyasi yasak istemek kapatma dışında ekstra bir yaptırım demek’
Kapatma davasının usuller yönünden hukuksuzluklarla dolu olduğunu söyleyen Züleyha, iddianamede parti kapatmanın yanı sıra 450 kişi için siyaset yasağı isteminin de yer aldığını belirterek, “Siyasi yasak istenilen her bir kişiye de iddianamenin tebliğ edilmesi ve savunmaların da alınması gerekiyordu. İlk başta tek tek yasak istenilen kişilere iddianame tebliğ etmediler, itirazlarımız üzerine tek tek tebliğ etmeye başladılar ama arkasında bir aylık süreleri dolmadan dosyayı göndererek mütalaa verdiler. Şimdi dosya mütalaaya cevap aşamasındayız. 60 günlük süre verilmiştir ve o süre içerisinde cevap verilecek. Kişiler hakkında tek tek siyasi yasak istemek, parti kapatma dışında ekstra bir yaptırım demek. O yaptırımı uygulamak istediğiniz kişiler açısından da savunma hakkı diye bir şey var. Israrımız üzerine tebligat yaptırıldı ama siyasi yasak istenilen kişilerin savunmaları beklenmeden mütalaa gönderildi. Oysa savcının bu savunmaları değerlendirerek mütalaa hazırlaması gerekiyordu” dedi.
‘Dosyayı hukuki süreçle anlatmak mümkün değil’
Kapatma davasında savunma hakkının yok sayıldığına dikkat çeken Züleyha, 21 Nisan tarihinde esasa ilişkin savunma verileceğini ve parti eş genel başkanları ya da vekalet vererek belirledikleri bir kişinin sözlü savunma vereceğinin bilgisini paylaştı. Züleyha, “Sonrasında dosya yeniden incelenmek için gerekli kişilere gönderilecek. Bu dosya açısından bir hukuki süreçle anlatmak pek mümkün değil. Bu dava tümüyle siyasi bir dava. Açılan kapatma davası, siyasi yasak istenmesi aslında iktidarın HDP’ye yönelik saldırı parçalarının noktalarından bir tanesi. Şuan devam eden Kobanê kumpas davası da aslında bunlardan. Sadece bu değil, tüm siyasi faaliyetlerimiz kapatma davasına katılmış. Kadın mücadelesi olmak üzere, tüm mücadele alanlarımıza yönelik siyasi iktidarın baskılarla susturamadığı HDP’yi, bu şekilde susturma operasyonu” diye belirtti.
‘Hukuki değil siyasi bir metin’
Kapatma davasının sadece HDP’ye yönelik olmadığını, milyonların iradesine karşı bir darbe operasyonu olduğuna vurgu yapan Züleyha, şöyle devam etti: “Sadece partiyi kapattığınız da parti tüzel kişiliği kapatılmış olunmuyor aslında, milyonlarca insanın iradesinin görülmediği, yok sayıldığı, milyonların mücadele alanlarını, taleplerine yönelik bir darbe. Kobanê davasında olduğu gibi kapatma davası da benzer bir süreç. Hukuki olarak tartışılacak birçok yanı var. İddianamenin bir bütün olarak incelendiğinde aslında hukuki değil siyasi bir iddianame ve iddianame denilmez. İlk başlarda bir iddianame hazırlanıp gönderilmişti. O ilk iddianame geri çekildi yeniden düzenlendi gönderildi. Çünkü alelacele hazırlanmıştı. Gerçek anlamda bir iddianame bütünlüğü içerisinde olmayan, sadece kapatmak için ‘bir iddianame yazalım’ denilerek siyasi saiklerle hazırlanan bir iddianame. Komik denilebilecek vahim hatalar vardı. Kısmen düzenlemeye çalıştılar ama bu hali de çok açık gösteriyor ki; bir hukuki iddianame değil, siyasi bir metin.”
‘Yeni yaşamdan rahatsız oldukları için kapatma yoluna gittiler’
İktidarın HDP’yi kriminalize edemediği, susturamadığı için böyle bir iddianame hazırlandığının altını çizen Züleyha, HDP’nin Türkiye siyasetini önemli bir noktaya taşıdığını ve şuan dengeleri belirleyen bir parti konumunda olduğunu ifade etti. Züleyha, “Türkiye’nin geleceğini belirleyen bir parti konumuna geldi. Savunduğu değerler itibariyle, yeni yaşamın temel ilkeleri itibariyle, kadın özgürlükçü, ekolojik mücadele içerisinde yer alan, halkların eşit koşullarda bir arada yaşayabileceği bir yaşamı savunan, tüm ötekileştirilenlerin ötekileştirilmediği bir yeni yaşamı savunan, Kürt halkının kendi hakları ile birlikte yaşadığı, engellilerin, Romanların, LGBT+’lilerin ve bu ülkede kim ezilip, sömürülüyorsa onlardan yana olan emekçiden yana olan bir parti ve böyle bir yaşamı savunuyor. Hoşlarına gitmeyen tamda bu aslında. Hoşlarına gitmeyen bu zemin ve yeni yaşam hikayesinde rahatsız oldukları için ve partimize dönük baskılar sonuç vermeyince partimizi tümden kapatma yoluna gitmeye çalıştılar” sözlerini kullandı.
‘Tüm toplumsal muhalefete dönük kapatma davası olarak düşünülmesi gerekiyor’
Seçime doğru giderken, kapatma davasının sonuca götürülmesinin istenilmesinin tesadüf olmadığını dile getiren Züleyha, yerel yönetim seçimlerinde olduğu gibi genel seçimlerde de HDP’nin belirleyeceği bir rolü yeniden olacağını ifade etti. Züleyha, “İktidara kaybettiren noktada bu olacak. İktidar bunun kaygısıyla HDP’ye kapatma davası açmış durumda. İktidar uzun zamandır hukuku kendi aracı olarak kullanıyor. Siyasi yargılamaların tamamına bakarsak aslında yargı iktidarın bir sopası halinde. Talimatla hareket ediyor, bağımsız bir yargı yok, iktidar ne isterse onun davasını açan, operasyon ve gözaltıları yapan bir yargı sistemi var. Yargı yoluyla da toplumsal muhalefeti susturmaya çalışıyor. Bu anlamıyla da sadece partimize dönük bir meselede değil. Partimiz toplumsal muhalefetin içerisinde önemli ve belirleyici bir güç. HDP’nin içerisinde olmadığı tablo zayıf bir tablo haline geliyor. Partimize yönelik bu kapatma davası tüm toplumsal muhalefete dönük bir kapatma davası olarak düşünmek gerekiyor. Çünkü partimizi etkisiz kılabilirse ki niyetleri bu toplumsal muhalefete ciddi bir darbe vurmuş olacaklar. Kendi iktidarlarını korumanın, kendi yerleştirmek istedikleri faşizmin alanını bulacaklarını düşünüyorlar ve buradan hareket ediyorlar. Mevzu sadece HDP değil, bu ülkenin geleceğini, aydınlık günlerini, özgürlük isteyen herkesin bu duruma tepki göstermesi gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘İddianame kadın özgürlük mücadelesine saldırı’
Kapatma davasına ilişkin hukukçu ekiplerinin olduğunu ve genel olarak savunmalarının hazırlandığına vurgu yapan Züleyha, avukatların, milletvekillerinin, parti organlarında yer alanların ve gönüllü olarak çalışan bir kadın savunma ekibinin olduğunu söyledi. Kadın Meclisi’nin de savunma hazırladığını dile getiren Züleyha, “Bu cevabı şöyle kurmaya çalıştık; ‘siz neyi kapatmaya çalışıyorsunuz?’ ‘derdiniz ne?’ biraz onu anlatmaya çalıştık. Politik bir çerçeve kurduk çünkü iddianamenin kendisi politik. Biz iddianameyi şöyle görüyoruz; bu iddianame erkekliği, erkek egemenliğini, patriyarkayı güçlendirme iddianamesi. HDP’ye yönelik bir saldırı ama aynı zamanda kadın özgürlük mücadelesine yönelik bir saldırı. İktidarın uzun zamandır sürdürdüğü kadın kazanımlarına yönelik saldırı dalgasının bir parçası. Nasıl İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırarak bize bir saldırı başlatmışlarsa, 6284 sayılı yasanın fiili uygulanmasını geri çekiyorlarsa, ‘kadın erkek eşitliği fıtratımızda yoktur’ diyerek reddediliyorsa, toplumsal cinsiyet eşitliğini bütün kurumsal yapılardan çıkardılarsa, çocukları tecavüzcüleriyle evlendirip af getiriyorlarsa, nafaka hakkımıza göz koyuyorlarsa saldırının bir parçası olarak da iddianame kadın özgürlük mücadelesine saldırıyor” ifadelerini kullandı.
Eşbaşkanlık, eşit temsiliyet, tarihsel süreç…
Bütün bu saldırıların her birinin erkek egemenliğini, patriyarkayı güçlendirdiğini ve erkek egemenliği üzerinden iktidarın beslendiğini söyleyen Züleyha, savunmalarına dönük hazırladıkları başlıkları şöyle aktardı: “Bu iddianame erkek egemenliğinin kadın özgürlük mücadelesine yönelik bir saldırısı. Öznesi HDP gözüküyorsa da eşbaşkanlığa ve kadın kazanımlarına saldırıdır. Bizim başlıklarımızdan bir tanesi eşbaşkanlık sistemi, kadın özgürlük mücadelesinin tarihsel süreci oldu. Hem dünyada hem Türkiye’de hem de Kürdistan’da gelişen kadın mücadelesi, bütün bunların toplamında HDP’nin çıkardığı deneyimler ve yol alma biçimleri, HDP’nin kadın özgürlük mücadelesi çerçevesinde örgütlenme modelleri, eşit temsiliyet. Yaptığımız uygulamaların farklı yerlerde nasıl örnek oluşturabildiği ve bunun üzerinden kadın özgürlük mücadelesinin kazanımları. Bizim farklı deneyimlerden aldığımız şeyler ve bunlardan aldığımız yollar gibi çok farklı biçimlerde bu süreçleri anlatan bir cevabımız olacak.”
‘İddianame bizi alanlarda geri çekmeye yönelik’
Züleyha konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi: “Kayyımların ilk vurduğu yerler kadın kurumları, eşbaşkanlık sistemimiz olmuştu. Kadınlar için yapılan her türlü zemine saldırılmıştı. Eşbaşkanlık kadınların siyasette ve karar alma mekanizmalarında temsilini ifade eder. Yine eşit temsiliyet benzer durum. Ama erkek egemenliğini savunan bir yapının kadınların siyasete bulunmasından hoşnut değil. Bu nedenle eşbaşkanlık sistemimize saldırıyorlar ve ‘Eşbaşkanlığa neden saldırıyorsunuz, nasıl bir süreçte gelişti’ üzerine bir cevabımız oldu. 8 Mart ve 25 Kasım kapsamında kadınlara dair kurduğumuz sözler, yaptığımız konuşmalar, eylemlikler kapatma gerekçesi haline getirilmiş. Bugün nasıl 8 Mart’lar yasaklanmak isteniliyorsa, 25 Kasım’larda devletin müdahalesi geliyorsa bir aşamada bu iddianame ile karşımıza çıkıyor. ‘Siz alanları, meydanları kullanamazsınız’ diyen bir akıl bunları iddianame olarak önümüze koyuyor. Kadın mücadelesini yürütenler, feministler, Kürt kadınları yıllardır alanlarda ve buralarda olarak sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Bu iddianame bizi mücadele alanlarında geri çekmeye yönelik bir iddianame.”
‘Kazandığımız haklarımızı kimseye vermeye niyetimiz yok’
Kadınların İŞİD’e karşı verdiği mücadelenin de iddianamede yer aldığını anımsatan Züleyha, “Bu davada ‘kadınlar neden İŞİD’e karşı mücadele etmiş, neden bunun için sokaklara çıkıldı’ üzerinden de yargılamaya çalışıyorlar. Bu yargılama içerisinde bir bütün olarak kadınların özgürlük mücadelesinin yargılandığını gözlemliyoruz. Mesele şu; HDP’nin kadın özgürlük mücadelesi şahsında bütün kadın özgürlük mücadelesine yönelik bir saldırı zemini. Kadın savunma hattında, tek tek suçlamalara cevap vermek yerine şunu tercih ettik; ‘Sizin derdiniz erkek egemenliğini büyütmek, patriyarkayı büyütmek, bizi makbul kadınlar dediğiniz o sınırlara hapsetmek, bu yüzden bize bu davayı açtınız. Biz tam tersine mücadeleyi büyütmekte, daha da büyütmekte kararlıyız. Cevabımızı böyle belirliyoruz’ dedik. Tarihsel süreçlerimizi aktardık, kadın mücadelesi nasıl ilerlediğini, hangi zorluklarla bugüne nasıl geldik. Öyle kimse lütuf edip bize haklar falan vermedi, bütün haklarımızı mücadele ile kazandık. Kadınlar Osmanlı tarihinden beri hep mücadele ile kazandı haklarını. Verdiğimiz mücadele sonucu kazanım elde ettik ve kendi mücadelemizle kazandığımız haklarımızı da kimseye vermeye niyetimiz yok. Kadın mücadelesine dönük söylediklerimiz, aktardıklarımız bunlarda yargılama konusu yapılmış. Buda aslında kadınların söz hakkına sahip olmasından, söz kurmasından, kendi hakları ve taleplerini dile getirmelerinden nasıl rahatsız olduklarını göstergesi. Buna dair cevabımızı verdik” ifadelerine yer verdi.
‘İktidar kapatmayı bir kez daha düşünecektir’
Ortada hukuki bir süreç olmadığı için partilerine dönük kapatma davasında “deliler yetersiz” gibi bir tartışmanın Türkiye’de gerçekçi olmadığını dile getiren Züleyha, davanın açılış biçimi, sürecin kendisinin ve AKP- MHP’den gelen cümlelerle kapatma davasının hukuki olmadığını gösterdiğine dikkat çekti. Züleyha, “Biz hukukla tartışmıyoruz, biliyoruz ki siyasi bir karar olacak. İktidar kendi zeminini korumak için bunu yapacak ama henüz o gücü kendinde görüyor mu çok net değil. HDP’yi kapatarak bir yere varamayacağını iktidarın kendisi de biliyor. Son 8 Mart’lar ve Newroz’larda baskılara, tutuklanmaya, ekonomik zoru kullanan iktidara rağmen milyonlarca insan meydanlara aktı. Böyle bir baskıya rağmen kitleselliğin kendisi onlara şunu gösterdi; ‘baskı uygulayarak geri çekemezsiniz’ denildi. İktidar kapatmayı bir kez daha düşünecektir. Baskı politikalarıyla ne Kürt halkını ne kadınları, ötekileri, engellileri, LGBT+’lileri, emekçileri susturabilirler. Bu kadar yasakçı anlayışı, kölelik koşullarını dayatan anlayışın kendisini toplum artık kabul etmiyor” dedi.
‘HDP’nin asıl gücünü oluşturan şey milyonların partisi olması’
İktidarın her geçen gün kaybettiğini kaydeden Züleyha son olarak şunları aktardı: “O yüzden yeni bir seçim yasasını çıkarıyor. Kendisi de kaybedeceğinin farkında yoksa niye önümüze bir seçim yasası getiriyorlar. Milyonlar iktidara sözünü söyledi ama kendi siyasi açılarından kapatabilmeleri de mümkün. Ama buna karşı geçmişten bugüne kadar ilk defa kapatılmadık, hızla yeniyi ve yeni yollarımızı kurabiliriz. Biz halkın iradesi ile hareket ediyoruz. Parti sadece kurullardan oluşan, organlardan oluşan bir yapı değil. HDP’nin asıl gücünü oluşturan şey milyonların partisi olması. Sadece oy veren seçmenden söz etmiyoruz, birebir birlikte yol yürüdüğümüz, tartıştığımız geniş bir ekibimiz var. Böyle bir partiyi sadece kapatarak bir yere varamayacaklarını geçmiş deneyimlerden anlamış olmalılar. Parti olarak böyle bir durum olursa ne yapabiliriz diye konuşuyoruz elbet. Hazırlıklarımız var, o koşullarda da HDP ismi ile olmazsa varlığını devam ettirecek. Çünkü burası milyonların iradesi. HDP sadece 450 kişiden ibaret değil. 450 kişinin yerini dolduracak milyonlar var.”









