‘Cezasızlık erkekleri cesaretlendiriyor’
- 09:01 16 Nisan 2022
- Güncel
Derya Ren
DİYARBAKIR - Katledilen veya şiddet gören kadın davalarında şüpheli konumunda yer alan erkeklerin serbest bırakılması ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Ruken Ergüneş, “Cezasızlık erkekleri cesaretlendiriyor” dedi.
Kadına yönelik şiddet ve katletme olaylarına her geçen gün bir yenisi daha eklenirken, şüpheli konumda olan erkeklerin serbest bırakılması kadınların yaşam güvencesini zedeliyor. Bununla beraber serbest bırakılan erkeklerin cezasızlık politikası ile ödüllendirilmesi de şiddet oranlarında artışların yaşanmasına neden oluyor. Öte yandan kadın haklarını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması ve 6284 sayılı yasanın uygulanmaması devlet-erkek sisteminin kadın katliamlarının önünü açtığı gerçekliğini ön plana çıkarıyor.
Dersim’de 5 Ocak 2020’de şüpheli bir şekilde kaybedilen Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü öğrencisi Gülistan Doku'nun kaybolması ile ilgili birinci dereceden şüpheli olan Zainal Abarakov ve İstanbul Kadıköy'de kaldığı pansiyonun 3’üncü katından düşerek hayatını kaybeden Şebnem Köker'in ölümüne ilişkin şüpheli konumunda olan T.B. isimli erkeğin serbest bırakılması birçok kadın katliamına davetiye çıkardı.
Aleyna Çakır’ın 3 Haziran 2020’de Ankara Keçiören'deki evinde yaşamını yitirmiş halde bulunmasında baş şüpheli olan Ümitcan Uygun’un serbest bırakılmasının ardından, Ümitcan Uygun ile beraber kalan Esra Hankulu’nun 3 Ağustos 2021 tarihinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesi, şüpheli konumunda olan erkeklerin tahliye edilmesinin sonuçlarından biri oldu.
Kadın katliamlarında ve kadına yönelik şiddet olaylarında şüpheli konumunda olan erkeklerin serbest bırakılmasının toplum üzerinde yarattığı etkiler ve kadın katliamı oranlarında yaşanan artışlar ile ilgili Rosa Kadın Derneği Yönetim Kurulu üyesi Ruken Ergüneş değerlendirmelerde bulundu.
‘Şiddet meşrulaştırılıyor’
Kadına yönelik şiddetin artmasındaki temel nedenin cezasızlık politikası olduğunu ifade eden Ruken, bu politikanın erkekleri cesaretlendirdiğini söyledi. Ruken, “Uygulanan şiddet ne olursa olsun asla kabul edilmemesi gerekiyor. Çünkü kabul edilen herhangi bir şiddet diğerine davetiye çıkarıyor. Bugün sadece psikolojik, dijital ve fiziksel şiddetin uygulanmadığını görüyoruz. Kadına yönelik bir bütünen uygulanan şiddet var. Şiddete uğrayan kadında farkındalık yaratmak gerekiyor. Ve buna dönük adımların atılması gerekiyor. Şiddete maruz kalmış bir kadın karakollara başvurduğunda ise ‘erkektir şiddet uygular’ mantığı ile yaklaşılıyor. Bunu sözde ifade etmiyor olabilirler. Ancak alınan kararlarda şiddetin meşrulaştırıldığını görüyoruz” sözlerini kullandı.
‘Erkekler ‘nasılsa bana bir şey olmaz’ mantığı ile yaklaşıyor’
İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması ve 6284 sayılı yasanın uygulanmamasının şiddet oranlarında artışların yaşanmasına neden olduğunu sözlerine ekleyen Ruken, “Mahkemelerde ceza indirimine gidilmesi, cezasızlık politikası fail olan erkeklere cesaret veriyor. Cezasızlık politikasından kaynaklı fail erkekler, ‘nasılsa bana bir şey olmaz’ mantığı ile yaklaşıyorlar. Kadınları şiddet içerisinde tutabilmenin yöntemi olarak bu cümleyi kullanabiliyor. Aldığımız başvurularda, tanığı olduğumuz olaylarda özelde de kolluk tarafından kadınlara uygulanan şiddet olaylarında ‘bana bir şey olmaz’ söyleminin sıklıkla kullanıldığını görüyoruz. Tabi bu erkeklerin motivasyon noktası olabiliyor. Bu durum tüm topluma yansıyor. Ve kadınlara bir tehdit unsuru olarak önümüze çıkıyor” dedi.
‘Kaygılarımız artıyor’
Gülistan Doku’nun kaybedilmesi ile ilgili başlatılan soruşturmada ve buna benzer olaylarda mahkemenin verdiği kararların çok önemli olduğunun altını çizen Ruken, Gülistan’a yönelik yürütülen soruşturmanın yetersiz kaldığını söyledi. Gülistan’ın kaybolmasında şüpheli konumunda bulunan Zainal Abarakov’un serbest bırakılmasının toplumda yarattığı etkiye değinen Ruken, “Gülistan’ın kaybolmasının ardından intihar vakasıymış gibi gösterilmeye çalışıldı. Bölgede buna benzer yaşanan olayların birçoğunun mahkemelere yansımasına bile izin verilmiyor. İpek Er, Gercüş olayında da aynı durumla karşı karşıya kaldık. Etkin bir soruşturma yapılmadığı takdirde kaygılarımız artıyor” diye konuştu.
‘Topluma negatif enerji verilmektedir’
“Fail erkekten şiddet gören bir kadın, tekrardan aynı erkek ile yaşamaya mahkum edilebiliyor” diyen Ruken, şöyle devam etti: “Katledilen kadınların hepsinin hikayesi birbirine benziyor. O kadınlar katleden erkekler ile yaşamak zorunda bırakılıyor. Bir kadın hiç şiddet görmeden katledilmiyor. Tam tersine yıllarca şiddet gördükten sonra katlediliyor. Kadınlar baskı ile susturulmaya çalışılıyor. Karar alma mekanizmaları zarar görüyor. Birçok kadın gördüğü baskıdan kaynaklı öz savunmasını bile kullanamıyor. Dolayısıyla şiddetin her türüne karşı farkındalık yaratmak gerekiyor. Şiddet gören kadınların tekrardan aynı ortama gönderilmemesi için tüm önlemlerin alınması hayati değer taşıyor. Toplumu her türüyle manipüle edilmeye çalışıldığı basın, mahkeme kararları, toplumda etkisi olan insanların sarf ettiği cümleler topluma negatif şeyler vermektedir.”
‘Kadınların hikayeleri birbirine çok benziyor’
Mevcut imkanlar içerisinde çözüm üretmeye çalıştıklarını sözlerine ekleyen Ruken, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Çözüm üretmesi gereken mekanizmaları zorluyoruz. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri’nin (ŞÖMİN) sayısının arttırılması için çaba sarf ediyoruz. Tabi bu alanları iyileştirme ve kadınların yaşayabileceği alanlar olması gerektiği üzerinde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Kadınlar eskiye oranla gördükleri şiddetin farkında ve erkeklerin ısrarlı takibini kabul etmiyor. Diyarbakır geneline baktığımızda katledilen kadınların hikayeleri birbirine çok benziyor. Cezalandırılmamış erkekler ve korumaya alınmamış kadınların olduğunu görüyoruz. Alınan kararların caydırıcı olması ve kadınları koruyacak şekilde olması kadın cinayetlerinin önüne geçebilir.”







