Ayşe Acar Başaran: Kürtleri statüsüz bırakmaya dönük bir savaş yürütülüyor

  • 09:04 24 Nisan 2022
  • Güncel
 
Dilan Babat
 
ANKARA - Gerçekleştirdikleri Kadın Meclisi toplantısını değerlendiren HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP’nin 3’üncü yolunun merkezi olarak kabul edilmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’ne dönük başlattığı saldırıya da değinen Ayşe, Kürtlerin Federe Kürdistan Bölgesi başta olmak üzere birçok yerde statüsüz bırakılmasına dönük bir savaş yürütüldüğüne vurgu yaptı. 
 
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi 16 Nisan’da bir araya gelerek toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıda, Türkiye’nin içerisinde olduğu ekonomik kriz, savaş politikalarının kadınlar üzerindeki etkileri, cezaevlerinde yaşanan işkence ve hak ihlalleri, partilerine dönük kapatma davası, tecrit ve partilerinin büyük kongresine dönük çalışmalar başta olmak üzere birçok konuda tartışmalar yürüttü. Tartışmaların sonucunda, yeni atılımlar mesajı daha güçlü verildi.
 
HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Kadın Meclisi toplantısındaki gelişmeleri ve Türkiye’nin Federe Kürdistan Bölgesi’ne dönük saldırıları değerlendirdi.
 
8 Mart ve Newroz değerlendirmeleri
 
İl Eşbaşkanlar, Kadın Meclisi, Merkez Yürütme Kurulu(MYK) ve Parti Meclisi (PM) toplantıları olmak üzere seri toplantılar gerçekleştirdiklerini söyleyen Ayşe, Tevgera Jinên Azad’ın (TJA) ve HDP Kadın Meclisi’nin verdiği startlarla 8 Mart ve Newroz’u görkemli ve coşkulu kutladıklarını belirtti. Ayşe, “Hemen bunların ardından bu toplantıları gerçekleştirmiş olmamız hem 8 Mart’tı hem de Newroz’u değerlendirme fırsatı da hepimize verdi. Türkiye ve dünya açısından yoğun süreçleri yaşadığımız günlerden geçiyoruz. Bir taraftan dünyanın gündeminde olan Rusya Ukrayna savaşı, bir taraftan da uzun süredir bizim tartışmalarını yürüttüğümüz 3’ncü dünya savaşının Ukrayna ve Rusya ile başlamadığını ve uzun süredir Kürdistan ve Ortadoğu’da yürütüldüğü tartışmaları da çok yoğun yürütüldü. Biz bu tartışmaları yürütürken, Güney'e işgal girişiminin başlatıldığı da kamuoyu ile paylaşıldı” dedi. 
 
Tecrit ve cezaevleri toplantının ana gündemini oluşturdu
 
Uzun süredir, Türkiye'de AKP ve MHP ittifakının kendini Kürt ve kadın düşmanlığı üzerinden var ettiğini ve Kürtlerin statüsüne bir düşman anlayışı ile saldırdığını belirten Ayşe, Efrin, Grê Spi ve Serekani’ye dönük saldırıların bunun birer örnekleri olduğuna vurgu yaptı. Ayşe, “Toplantımızın gündemlerinden biri de AKP ve MHP tarafından yürütülen bu savaş politikaları oldu. Bu gündemi hem kadın meclisimizde hem de PM’de tartıştık. Kadın meclisimizde bu savaşın kadınlara yansıması, kadın bedeni üzerinden yürütülmesi üzerinden kadın cephesinden tartıştık. Savaş ve krizin faturalarının en büyüğü kadınlardan çıkarılıyor. Ukrayna ve Rusya savaşında bu daha fazla görünürlük sağladı. Yoksulluk en fazla kadın cephesinden hissediliyor. Esaslı gündemlerimizden biri de cezaevleri ve tecrit. Cezaevleri sadece hak ihlalleri diyebileceğimiz boyutu aşmış durumda. Bir yıl içerisinde 56 cenaze çıktı. İmralı’da başlayan ve bütün cezaevlerine yansıyan tecrit ve insanlık dışı uygulamalar temel gündemlerimizden bir tanesidir” diye belirtti.
 
Pandemi sürecinden kaynaklı il ve ilçe kongrelerinin geciktiğini ve büyük kongrelerini gerçekleştiremediklerini söyleyen Ayşe, büyük kongrelerini gerçekleştirmeye dönük çalışmaların başlatılacağını ifade etti. Ayşe, önümüzdeki günlerde büyük kongrelerinin tarihini kamuoyu ile paylaşacaklarını ekledi.
 
‘HDP 3’ncü yolun merkezi olarak kabul edilebilir’
 
Partilerinin kapatılma olasılığına karşı kapatma davasına dair tartışmaların da geliştiğini dile getiren Ayşe, kapatılma davasında AYM’nin yargı çerçevesinde karar vermeyeceğini, yargının iktidarın bir sopası haline geldiğinin farkında olduklarını belirtti. Ayşe, “HDP’yi ve perspektifini savunmaya devam edeceğiz. Verdiğimiz savunma metni hukuken yaptığımız bir savunmaydı ama sadece mahkeme salonlarında değil, 8 Mart’ın, Newroz’un ve 1 Mayıs’ın çıkaracağı coşku HDP fikriyatını alanlarda savunduğumuzun göstergesidir. Alanlardaki ve kongre ile toplantılarımızda ortaya çıkan kitlesellik en büyük cevaptı. Bütün alternatiflerimizi es geçmeden savunacağız. Savunmada belirtmiştik; HDP bir fikriyat. Mayası tutmuş ve Türkiye kamuoyu tarafından kabul görülmüş. Partinin tüzel kişiliği ortadan kaldırılabilir ama bu fikriyat ortadan kaldırılamaz. HDP’nin kendisi kadın özgürlükçü, halkların eşit olarak kendilerini var edebileceği bir 3’üncü yol projesi. HDP 3’üncü yolun merkezi olarak kabul edilebilir. Bütün bu süreçleri örerken, 3’üncü yolu daha nasıl güçlendirebilecek ve genişletebilecek tartışmalarını da yürütüyoruz. Alternatif 3’üncü yolu üretebilmek, ezilmişlerin kendi geleceğini örebileceği bir perspektifle yaklaşıyoruz” sözlerini kullandı.
 
‘Kadınların ortaya çıkardığı alternatif kapatılmak isteniliyor’
 
Kapatma davasına dair Kadın Meclisi’nin hazırladığı savunmaya değinen Ayşe, şöyle devam etti: “Bugün HDP’ye saldırının temel nedenlerinden biri Türkiye’de umut olması ve 3’üncü yolun örgütleyicisi olması. HDP bir kadın partisi, kadınların eşit temsiliyetini sağlayan, en yerelden en merkeze kadar kadınları her mekanizmada kendi fikrini ifade edebileceği, siyaseti örebileceğini gösterdiği bir siyasi parti. HDP aslında sadece kendisi de değil, önceki kadın mücadelesi deneyimlerinden de miras aldığı bir parti. DBP’den, Kürt kadın hareketinin mirasını devralmış. HDP içerisinde sentezleyip mücadeleyi büyütüp alternatifi ortaya çıkaran bir parti. Bir taraftan kadınların ortaya çıkardığı alternatif de kapatılmaya çalışılıyor. Bu sadece mahkemenin alacağı kararla ortadan kaldırılabilecek bir miras değil. Kadınlar mutlaka farklı zeminlerde bu mirası büyütüp geliştirip bu 3’üncü yolu genişletmeye devam edecekler. Farklı alternatiflerimiz var ama en esasında var olan şey, bize dayatılan bu erkek egemen rejimlerin karşısında kadınların kendi alternatifimizi örme ve büyütme kararı bütün toplantılarımızda ön plana çıktı.”
 
‘KDP tarihsel bir hatanın içerisinde’
 
Türkiye’nin KDP desteğiyle Federe Kürdistan Bölgesi’ne dönük başlattığı saldırıya da değinen Ayşe,  AKP ve MHP’nin başlattığı operasyonun çoklu nedenlerinin olduğunu, bu nedenlerinden birinin de Kürt düşmanlığı olduğunun altını çizdi. 2015 tarihinden bu yana iktidarın attığı bütün siyasi adımların hedefinde Kürt düşmanlığının yer aldığına dikkat çeken Ayşe, “Sayın Abdullah Öcalan ile görüşmelerin kesilmesi, Kürt sorunun demokratik yollarla çözülmesinden vazgeçilerek yeniden çatışma politikalarına geçilmiş olması, şehirlerin yıkılması, belediyelere atanan kayyımlar, çalışma yürüten herkesin tutuklanması, demokratik siyasetin tasfiye edilmesi, Kürtlere seçme ve seçilme haklarının ortadan kaldırılmasına kadar vardı. Ortadoğu ve dünyada değişen dengeler yüzyıllık uluslararası sözleşmelerin kendini var etmesi, Ortadoğu’da sınırların yeniden belirlenmeye çalışması bir neden olarak kabul edilebilir. KDP maalesef ki Güney’de bu saldırılara zemin sunan, bir işbirlikçi çizgi ile Türkiye’nin yürüttüğü saldırılarda kendisini ortak ederek, tarihsel bir hatanın da içine girdi”  şeklinde konuştu.
 
‘Güney’in statüsünü hedefleyen bir girişim’
 
Federe Kürdistan Bölgesi’nin gerçekleştirdiği referandumda AKP ve MHP’nin KDP’ye dönük ittifakını anımsatan Ayşe, IŞİD’in Kobanê’ye dönük saldırıları, Efrin’deki demografik yapının değişmesini hatırlatarak şöyle devam etti: “Farklı gruba yönelik bir saldırı değil. Bu saldırı esasında Güney'in kendi statüsü de tehlikeye atılmış oluyor. Birkaç gün önce Süleyman Soylu’nun açıklamalarında, ‘Irak ve Suriye’yi tıpkı Güneydoğu ve Güneydoğu gibi daha yaşanılabilir bir hale getireceğiz’ dedi. Bunun alt zeminini okuduğumuz da neredeyse Suriye ve Irak'ı Türkiye’nin bir parçası olarak gören ve egemenlik hakkı olduğunu iddia eden bir yaklaşımı olduğunu görüyoruz. Bu saldırının aslında Güney’in statüsünü hedefleyen bir girişim. Bir taraftan AKP ve MHP’nin içerideki sıkışmışlığını gidermek için giderdiği bir saldırı olarak değerlendirebiliriz. Türkiye’de AKP’nin toplumsal karşılığı olmadığını çok iyi biliyoruz. Elinde sadece Kürt düşmanlığını koz olarak tuttuğunu farkındayız. Bundan kaynaklı Kürtlerin ve Türkiye’deki demokratik kamuoyunun bu savaşa karşı daha güçlü refleks vermesi gerekiyor. Savaşın faturası bütün Türkiye toplumuna çıkarmış oluyor. Kriz daha derinleşerek, kutuplaştırarak, geleceksizlik halinin yaratmak istenildiğini Türkiye toplumun farkında olması gerekiyor. Kürtlerin de bu saldırıların belirli bir parti, kesim ve gruba karşı olmadığını, Kürtlerin kazanımlarına ve statüsüne karşı olduğunun farkına varması lazım.”