İstanbul Sözleşmesi davasında 'çekilmenin’ somut tespiti talep edildi

  • 09:04 1 Mayıs 2022
  • Güncel
 
Dilan Babat
 
ANKARA - İstanbul Sözleşmesi davasında SES adına savunma yapan avukatlardan Sevinç Hocaoğulları mahkemeden, çekilmenin somut tespitinin yapılmasını aksi halde kararın iptal edilmesini istediklerini belirterek, “Kararı Meclis alıyorsa karardan çekilecek olan yine Meclis’tir” dedi. 
 
Türkiye, 11 Mayıs 2011 tarihinde ilk imzacısı olduğu, kamuoyunda “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nden AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla 20 Mart gecesi çekildi.
 
Kararın ardından aralarında kadın örgütleri, sivil toplum kuruluşları,  dernek ve baroların bulunduğu 200’den fazla kurum Danıştay’a kararının iptal edilmesi yönünde başvuruda bulundu. Yapılan başvurulardan 10’u geçtiğimiz günlerde Danıştay 10’ncu Dairesi’nde görüldü. Yaklaşık bin avukatın yetki belgesi sunduğu ve binlerce kadının Türkiye’nin dört bir yanından katıldığı duruşmada kadınlar bir kez daha Sözleşmeyi savundu. Danıştay savcısı sunduğu mütalaada çekilme kararının iptal edilmesi talebinde bulunurken, 15 gün içinde kararın verilmesi 30 gün içerisinde ise taraflara yazılı olarak tebliğ edilmesi bekleniyor. 
 
Danıştay’da 10 dava içinde Sağlık Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın da (SES) davası görüldü. Sendikanın avukatlarından Sevinç Hocaoğulları İstanbul Sözleşmesi davasına ve bundan sonraki sürece ilişkin konuştu. 
 
‘Kadınlar sözleşmeye sahip çıkma kararlıklarıyla oradaydı’
 
İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırıldığı günden bu yana sokakları terk etmeyen kadınların ısrarını Danıştay’da da gördüklerini söyleyen Sevinç, Danıştay’ın kadınların gerçekliği ile yüz yüze geldiğini kaydetti. Duruşmada Daire Başkanın, “Danıştay tarihinde ilk defa bu kadar kalabalık bir dava görüyorum” sözlerini anımsatan Sevinç, “Danıştay’a, kadınların sloganları ve alkışlarıyla ‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’ diye ürettikleri hukukun gerçek karşılığını da karar ne olursa olsun gösterilmiş oldu. Bugün hukukun dışında bir gerçeklik var, Cumhurbaşkanın açıkladığı ‘kararnameyi yok sayıyoruz, bu kararnameyi tanımıyoruz’ diyen kadınlar var. Kadınlar tüm gerçeklikleri ile yaşam haklarına, İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkma kararlıklarıyla oradaydılar. Çok farklı kesimden kadınlar oradaydı. Hem katılım bakımından hem de davacılar bakımında bir çeşitlilik vardı. Biz orada Danıştay kararından bağımsız, kadınların iradesinin İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmediğini gördük” dedi.
 
‘Neden sorusunun cevabı yok’
 
Cumhurbaşkanı vekilinin hukukçuların verdiği dilekçelere karşı “vasat” kelimesini kullanmasına değinen Sevinç, bir hukuksuzluğu dile getirmek için sayfalar dolusu dilekçenin çok önemi olmadığına vurgu yaptı. “Şiddeti engellemek üzere uluslararası bir sözleşme hazırlandı neden geri çekildi” sorusunun cevabının verilemediğini dile getiren Sevinç,  sözlerine şöyle devam etti: “Bu sorunun cevabı olmadıktan, bir yaşam savunulmadıktan sonra orada yapılan beyanların herhangi bir anlamı yok. Davada usul tartışmaları vardı, biz de Cumhurbaşkanı'nın uluslararası sözleşmeden çekilme, feshetme yetkisi var mıdır? dedik. Davayı açarken, yetki yönünden de itirazlarımız vardı. Bizim hukuken söylediğimiz şey; o kararı kim alıyorsa o karardan vazgeçecek olan elbette geri çekilebilir. Hukuken uluslararası bir sözleşmeye taraf olunabilir ve çekilme kararı da alınabilir. Çekilme kararını kim alabilir? sorusunda idari hukukunun çok temel bir ilkesi var: Yetki ve usulde paralellik. Kararı Meclis alıyorsa karardan çekilecek olan yine Meclis’tir” diye belirtti.
 
‘Anayasada çekilme durumu düzenlenmemiş’
 
Cumhurbaşkanı vekilinin duruşmada, “kadınlar fesih cümlesine çok takıldı” sözlerini de anımsatan Sevinç, şöyle devam etti: “Hukuki tartışmalara girmeye çalıştı. Venedik Komisyonunun uluslararası sözleşmelerden çekilme usulüne ilişkin hazırladığı rapor var. Ülkelerde genelde çekilme usulleri düzenlenmemiş. Bizde de İstanbul Sözleşmesi’ne nasıl taraf olunacağı, bunun nasıl işletileceği Anayasada net tarif edilmiş ama çekilme durumu düzenlenmemiş. Anayasada bir konuda düzenleme olmaması keyfiyet doğurmuyor. Nasıl yürürlüğe gireceğini düzenlediysen çekilmeyi düzenlemesen de genel hukuki çerçevelerle hareket ederek, nasıl çekileceğine dair bir sonuç çıkarılabilir” şeklinde konuştu. 
 
‘Mahkemenin geri çekilmeyi tespit etmesi gerekiyor’
 
Sözleşmeye dair Danıştay’da 200’ün üzerinden dava açıldığını, diğer kabul edilen başvuruların da önümüzdeki süreçte görüleceğini dile getiren Sevinç, Cumhurbaşkanı'nın Meclis yetkisini kendi adına kullanamayacağını, kullandığı takdirde hukuken karşılığının “ yok hükmünde” olduğunu kaydetti. Sevinç, “Bir taraf idare neredeyse yargı yetkisini de elinde tutan iktidar dediğimiz için mahkemeden, bunun yok hükmünde olduğunu tespit etmesini istedik. Bizim açımızdan bu karar yok hükmünde. Yürütme erki, siyasi iktidar ‘biz geri çekildik’ diyor. O nedenle mahkeme kararıyla bunun tespitine ihtiyacımız var. Mahkeme bu konuda yok hükmünde diyecek mi? Yok hükmünde olduğu düşünüyorsanız anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edin dedik. Cumhurbaşkanlığı’nın kararname düzenleme yetkisi var ama temel hak ve özgürlüklerle ilgili kararname düzenlemesi yok. Kişilerin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı, yaşam hakkı gibi bir konuda Cumhurbaşkanı bir kararname düzenleyemez onun yetki alanında değil. Eğer yok hükmünde olduğunu kabul etmiyorsa da iptalinin talep etmiştik. Danıştay bunu değerlendirecek” ifadelerini kullandı.
 
‘Adım adım kazanıldı geriye gidiş olmayacak’
 
İstanbul Sözleşmesi davasına ilişkin Eşitlik İçin Kadın Platformunun (EŞİK) ciddi bir mücadelesi olduğunu ve kadınların kendi ördükleri ağlarla dayanışmayı büyüttüklerine dikkat çeken Sevinç, kadınların birbirinden güç alarak kararlı bir mücadeleye giriştiğini dile getirdi. Sevinç, “O mücadele hukuka dayanmıyor. Gücünü oradaki mahkeme heyetinden almıyor, oradaki kadınların hiçbiri siyasallaşmış yargı pratiğini bilmeyen kadınlar değil. Bizi zorlu bir mücadelenin beklediğinin farkındayız. Adım adım kazanımlarla buraya kadar gelindi buradan daha geriye gidiş yok. İktidarın bunu anlaması lazım. Kadınlar kazandıkları haklarından vazgeçmeyecekler, aksine ilerletme yönünde çabamız var. Sendikamız şimdi İLO 190’nolu sözleşmenin imzalanması için çabalıyor. Biz İstanbul Sözleşmesi kapsamında avukatlık meslek kurallarının da gözden geçirilmesini talep ediyoruz. Oradan da birbirimizden güç aldık, mahkeme kararı bu gerçekliği değiştiremeyecek. Onlar yaşamın, kadınların taleplerini uygun davranmak zorunda kalacaklar. Birbirimize ve mücadelemize güvendiğimiz bir gün oldu” sözlerini kullandı.
 
Bundan sonraki süreç
 
Sevinç son olarak, İstanbul Sözleşmesi davasında kadınların aleyhine bir karar çıktığı takdirde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz başvurusunda bulunulacağı, temyiz başvurusunda verilecek kararın kesin olacağını kaydetti. Temyizden bozma kararı çıkarsa, kararın yeniden Danıştay 10’ncu Dairesine gönderileceğini, Dairenin karara direnme ve bozma yetkisine sahip olduğunu kaydeden Sevinç, bu noktada tarafların Danıştay İdari Davalar Daireleri Kurulu’na başvurulabileceğini aktardı. 
 
Sevinç ayrıca,  Danıştay 10’ncu Dairesinin verdiği kararı Danıştay İdari Davalar Daireler Kurulu onayladığı takdirde onama kararının kesinleşeceğini ifade etti.