Newrozlaşan Kürt halkı ve Kürdistan
- 09:44 24 Mart 2026
- Kadının Kaleminden
‘Kürt halkı küllerinden yeniden doğuyor. Doğdukça, filizlendikçe bulunduğu her yere baharı götürüyor. Bu bahar halkların baharıdır. Dağların, ovaların, kentlerin üzerinde dolaşıyor gölgemiz, kanatlarımızdan süzülen yel ile dirilişimizi fısıldıyoruz her yerde.’
Beritan Canözer
Bahar, toprağın derin uykusundan uyanan kadim bir hatırlayıştır. Kışın sessizliğinde saklanan yaşam, ilk sıcak nefesle birlikte yeniden kıpırdar; tohumlar karanlıktan başlarını kaldırır, filizler toprağı yararak ışığa doğru yürür. Dağların yamaçlarında beliren ilk yeşil, rüzgarın taşıdığı o taze koku, dünyanın yeniden nefes aldığını haber verir. Doğa kendi döngüsünde yeniden doğarken, insan da bu dirilişte kendi iradesinin ve varlığının gücünü hatırlar. Her tomurcuk, varoluşun bitmeyen döngüsüne yazılmış küçük bir mucize gibidir.
Kürt halkı için bahar, yalnızca bir mevsimin başlangıcı değil; tarih boyunca süren direnişin ve yeniden ayağa kalkmanın sembolüdür. Toprağın altındaki tohumlar nasıl sabırla zamanı bekliyorsa, halkların özgürlük arzusu da zamanın derinliklerinde kök salarak büyür. Her filizlenme, her yeşeren dal, karanlığa karşı yakılan bir umut gibi yükselir. Bu yüzden baharın gelişi, yalnızca doğanın değil, bir halkın hafızasının da uyanışıdır; geçmişten bugüne taşınan iradenin yeniden görünür olmasıdır.
Bu görünürlük bazen direnişle, bazen başkaldırışla, bazen bir isyanla gün yüzüne çıkar. İşte Newroz da bunun simgesidir. Newroz yalnızca bir bayram değil; Newroz diriliştir, yeniden doğuştur, varoluştur. Kürdistan’ın dört bir yanında, ovalarında-dağlarında yakılan Newroz ateşi, gürleşir ve Kürt halkını aynı ruhta buluşturur.
Küllerin içinden doğan yaşam gibi, her Newroz’da umut yeniden filizlenir. Baharın yeşerttiği her dal, Newroz’un kıvılcımıyla buluşur ve halkların doğuşu olur.
Kürt halkına yapılan işkenceye son vererek Dehak’ı öldüren Demirci Kawa, Kürt halkına bu müjdeyi kalenin avlusunda yaktığı ateşle duyururken, o ateşin bin yıllarca tutuşacağını bilmiyordu ama o küçük meşalenin, bir halkı uyandıracağını, cesaretlendireceğini, dirilteceğini biliyordu.
Kawa’nın yaktığı ateş Kürt halkını diriltti ve o ateş sönmeden, gürleşmeye devam etti. Bazen bir çocuğun elinde gelecek umudunda, bazen bir kadının Xwebûn olma kavgasında, bazen bir gencin sisteme isyanında... Elden ele dolaşan o ateş Newroz oldu.
Newroz Mazlum oluyor; bir zindanın kör karanlığında zulme karşı isyana dönüşüyordu. Rahşan oluyor, Amed’in Surlarında direnişe dönüşüyordu. Sema oluyor, Berivan oluyor, bir halkı yeniden diriltiyordu. Bir gecenin hapseden karanlığında Zekiye oluyor, dünyayı aydınlatıyordu. Kemal oluyordu bir sokağın ortasında - Dehakların karşısında… Newroz ateşi sönmüyor, Amed’in, Batman’ın, Gever’in, Wan’ın, Akre’nin, Hewreman’ın, Rojava’nın, Hewlêr’in sokaklarında her direnişte yeniden gürleşiyordu.
Newroz, sarı, kırmızı, yeşil oluyordu elden ele dalgalanan. Newroz, müjde oluyordu. Özgürlüğün, yeniden doğuşun, yeni yaşamın, var oluşun, dirilişin müjdesi oluyordu.
Her “Kürtler bitti” denildiğinde, gözler Newrozlara dönüyordu. Her Newroz “ekilir ekin geliriz, ezilir un geliriz, bir gider bin geliriz, beni vurmak kurtuluş mu” satırlarını zihnimizde defalarca kez tekrarlatıyordu.
Bir şafak baskını, bir sokak ortası infazı, köy yakmaları, kent bombalanmaları, özel savaşın tuzakları… Neler denenmedi ki? Sokak ortasında cenazelerimiz bekletildi, akrep arkasında cansız bedenlerimiz sürüklendi, çıplak bedenlerimize işkenceler edildi, kimyasallarla katledildik, evlerimiz bombalandı, bodrumlarda diri diri yakıldık, bir kargo paketine sığdırıldı bedenlerimiz, cenazelerimiz kaybedildi, “kadın/çocuk demeden” işkence gördük, irademiz gasp edildi, tutuklandık, esir alındık, yok sayıldık…
Bitti mi? Bitmedik. Simurg olduk. Küllerimizden yeniden doğduk. Dirildik, direndik. O Simurg bazen bir ağıt oldu bazen bir haykırış bazen de bir başkaldırış. Anka kuşunun her kanat çırpışı dağların zirvesinde yankılandı, şehirlerin taş duvarlarına çarparak geri döndü. Her kanat çırpışı, her yükselişi; karanlığa karşı yakılmış yeni bir ateşi simgeliyordu. Her defasında bıkmadan-usanmadan-umutsuzluğa kapılmadan, yakılmış topraklardan yeniden filizleniyordu.
Cegerxwin “Em hatin şewitandin, lê em ji nav axê rabûn dîsa/Bizi yaktılar ama toprağın içinden yeniden kalktık” diyor. Leyla Halid ise bu dizeleri “Bizi toprağa gömdüler, tohum olduğumuzu bilmiyorlardı” sözleriyle tamamlıyor.
Bugün Newroz alanlarına bakınca, Kürt halkının ne kadar güçlü tohumlar olduğunu, nasıl güçlü köklere sahip olduğunu bir kez daha gördük. Bitirmeyi hayal edenler bir yana dursun, Dehaqlara karşı yeni Kawalar yetişmeye, meşaleyi elden ele buluşturmaya devam etti. Her buluşma bir sözdü gidenlere. Her Newroz, bir yaratılış, bir yenilik olduğu kadar bir hatırlayıştı da. Gidenleri hatırlamak, gürleşen ateşte onları görmek, isimlerini zikretmek…
Kim diyebilir ki ateşin dilsiz olduğunu? Ateşin de dili vardır elbet. Ateş direnişi fısıldar. Hafızamızın derinliklerinde saklı tuttuklarımızı gün yüzüne çıkarır, pusulamızı hatırlatır. Ateşten korkulmaz. Ateş yakmaz, yakan inançsızlık, umutsuzluktur. Her Newroz bunu yeniden anladığımız an’lar birçok kez yaşandı.
Bu yüzden yanmak bir sonu değil, bir dönüşümü sembolize eder. Külleşmek bir yok oluş değildir, yeniden karılacak toprağın kendisidir. Dedik ya, Simurg’uz biz. Biz yanarak yok olmayız, yandıkça yeniden diriliriz. Zamanımız geldiğinde, toprağa karışan küllerimiz toprağı yarar, filiz olur, dal olur, orman olur.
Rojhilat’tan, Bakûr’dan, Rojava’dan ve Avrupa’dan yükselen Çerxa Şoreşê, halkın bir kez daha dirilişini gösterdi bizlere. Kadınların müziğin ahengiyle doğanın işaretlerine danslarıyla yanıt vermesi, gençlerin dinmeyen sloganları-keskin ve inançlı bakışları, her sloganda parmakları doğalında zafer işaretine dönüşen henüz kundakta diyeceğimiz çocukların refleksleri, annelerimizin duaları… Dirilişimizdir. Kürt halkı küllerinden yeniden doğuyor. Doğdukça, filizlendikçe bulunduğu her yere baharı götürüyor.
Bu bahar halkların baharıdır. Dağların, ovaların, kentlerin üzerinde dolaşıyor gölgemiz, kanatlarımızdan süzülen yel ile dirilişimizi fısıldıyoruz her yerde. Yeniden doğmuş, kendini bulmuş, özüne kavuşmuş bir halkın baharını kim kışa çevirebilir ki?







