‘Kadın davalarının görünmezliği cezasızlığı derinleştiriyor’

  • 09:03 19 Nisan 2026
  • Güncel
Devrim Fındık 
 
İSTANBUL – Bianet Kadın Haberleri Editörü Evrim Kepenek, kadın katliamlarının çoğu zaman yalnızca olay anı üzerinden haberleştirildiğini, dava süreçleri ile adalet mücadelesinin görünmez bırakılmasının ise cezasızlığı büyüttüğünü söyledi.
 
Kadın katliamlarına dair haberler çoğu zaman yalnızca olayın yaşandığı ana odaklanıyor. Ancak katliamın ardından başlayan hukuki süreç, duruşma salonlarında yaşanan hak ihlalleri, fail beyanlarındaki çelişkiler ve ailelerin sürdürdüğü adalet mücadelesi çoğu zaman görünmez kalıyor. Oysa kadın davaları, adalet sisteminin kadınlar karşısındaki tutumunu da açığa çıkarıyor. Bianet Kadın Haberleri Editörü Evrim Kepenek, kadın davalarının neden başından sonuna kadar izlenmesi gerektiğini, medyanın bu süreçte nerede eksik kaldığını ve hak odaklı haberciliğin neden belirleyici olduğunu anlattı.
 
‘Ana akım medya olay anına odaklanıyor’
 
Kadın katliamlarına dair haberlerin büyük bölümünün yalnızca olayın yaşandığı ana odaklandığını belirten Evrim Kepenek, ana akım medyanın katliamın kendisini ve katletme biçimini öne çıkardığını ifade etti. Bu yaklaşımın izlenme ve tıklanma kaygısıyla şekillendiğine dikkat çeken Evrim Kepenek, “Medyada daha çok ‘bir erkek bir kadını şöyle öldürdü, böyle öldürdü’ gibi detaylara daha çok önem verildiğini görüyoruz. Aslında olaya, cinayetin kendisine odaklanılıyor. Çünkü bu çok fazla izleyici yani tık getiren bir durum. Bir kadının nasıl öldürüldüğü insanlarda merak duygusu uyandırdığı için haberde de yaygın basın genelde buna odaklanıyor. Bir kadın öldürüldüğü zaman buradaki ihlallerden daha çok erkeğin kadını öldürme şekline odaklanılıyor. Öyle detaylar veriyorlar ki mesela Pınar Gültekin öldürüldüğünde bir kadının nasıl yakıldığını haberlerde canlandırmalarla görüyorduk. Bu korkunç bir şey. Hem izleyenleri tetikliyor hem de öldürülen kadın açısından da büyük bir hak ihlali” dedi.
 
‘Duruşma salonlarında gazetecilere engel’
 
Duruşmalarda ve dava süreçlerinde karşılaşılan hak ihlallerine işaret eden Evrim Kepenek, hem kadın davalarında hem de diğer önemli davalarda basının duruşma salonlarına erişiminin engellendiğini söyledi. Özellikle Turkuaz basın kartı dayatmasının ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Evrim Kepenek, “Hem kadın davalarında hem Türkiye’deki diğer tarihi davalarda en önemli sorun, Turkuaz basın kartı meselesidir. Bazı duruşmalara girebilmek için Turkuaz basın kartı istiyorlar. Bildiğiniz gibi bu kart, İletişim Başkanlığı’nın organizasyonundaki bir kart ve herkese verilmiyor. İlk sorun Turkuaz kartı dayatması. Buradaki asıl soru, gazeteciliğin ölçüsünü devlet mekanizmaları mı koyuyor yoksa haberlerini yaptığımız kesimler mi soruyor? Ayrıca bir yasaklama kararı, duruşmanın basına kapalı olmamasına rağmen mahkeme heyetleri, duruşma salonlarının küçüklüğünü ve kalabalığı öne sürerek gazetecileri de duruşma salonlarına almak istemiyorlar. Bir diğer sorun ise mahkeme heyeti ve savcıların seslerinin duyulmaması” ifadelerini kullandı.
 
‘İndirimler cezasızlık ortamını büyütüyor’
 
Davalarda uygulanan “iyi hal” ve “tahrik” indirimlerinin cezasızlık ortamını büyüttüğünü kaydeden Evrim Kepenek, bu indirimlerin yalnızca faili korumadığını, aynı zamanda erkekleri cesaretlendirdiğini söyledi. Özellikle Pınar Bulunmaz davasını örnek gösteren Evrim Kepenek, “Kadın davalarında çok fazla ‘iyi hal indirimi’ yapıldığını görüyoruz. Örneğin Pınar Bulunmaz davasını çok yakından takip ettim. Urfa’da görülen bir davaydı. Kocası Pınar’a şiddet uyguluyor. Pınar, evden koşarak çıkıyor, bir araca biniyorlar ve araçta Pınar karnından ateşli bir silahla vurulmuş halde bulunuyor. Bu şekilde hayatını kaybediyor. Kocasının iddiası ‘intihar etti’ idi. Fail bütün duruşmalar boyunca intihar ettiğini söyledi ama adli tıp raporları ortaya koydu ki Pınar intihar etmemişti.
 
Bu arada da duruşmalar boyunca bazı kanıtların silindiği, evin önündeki kan lekesinin ailesi tarafından temizlendiği, bu yönde video görüntüleri de ortaya çıkmıştı. Yani fail erkek bütün duruşmalar boyunca mahkemeyi yanıltmaya çalışmıştı. Buna rağmen fail ‘iyi hal’ indirimi aldı. Bu mesela başlı başına bir sorun. İyi halin nedeni de failin geleceğini düşünmek ve duruşmadaki tavırları. Böyle şeyler hem iyi hal indirimi taleplerinin artmasına neden oluyor hem de erkekler kadınları öldürürken iyi hal indirimi alacağını biliyor. Ve bu cezasızlık politikaları, şiddetin aslında yaygınlaşmasına ve potansiyel faillerin de cesaretlenmesine sebep oluyor. Ve üstelik erkekler bir kadını nasıl öldürürsem daha az ceza alırım diye internetten araştırma yapıyor. Google geçmişleri ortaya çıkarıldığında bunu da görüyoruz” dedi.
 
‘Adalet mücadelesi görünmez bırakılıyor’
 
Ailelerin ve kadın örgütlerinin adalet mücadelesinin medyada yeterince yer bulmadığını söyleyen Evrim Kepenek, haberlerde olayın detaylarının öne çıkarıldığını, ancak dava salonlarında yaşananların çoğu zaman görünmez bırakıldığını dile getirdi. Bu duruma Ayşe Tokyaz davasını örnek gösteren Evrim Kepenek, şöyle devam etti: “Ayşe Tokyaz davasında çok ilginç iki detay vardı. İki kadın aslında kendi yakınları için oraya ses duyurmaya gelmişlerdi. Orada bunu bir kere daha gördük. Yani kadınlar, seslerini duyurabilmek için başka kadınların davasına gidiyorlar. Basını bulup ‘bakın benim de başıma bu geldi’ diyerek anlatıyorlar. Medyada olaya odaklanıldığı için adalet süreci yeterince gündem olmuyor. Haber olsa dahi o davalardaki detaylar yeterince anlatılmıyor. Özellikle Ayşe Tokyaz davasında çok fazla basın mensubu yoktu. Ama Ayşe Tokyaz cinayetinin detaylarını bütün medyada gördük. Çünkü ilgi çekiyordu, merak uyandırıyordu ve insanlar onları izlemeye devam ediyorlardı.
 
Ama emin olun o haberleri birebir takip etmek, duruşmalarda ailelerin, mahkeme heyetinin tavrını görmek haberde mutlaka bir farklılığa neden oluyor. Özellikle acılı ailelere mahkeme başkanlarının bakış açısını görmek çok önemli. Ayşe’nin ikiz kardeşi Esra, bir kere ses yükselttiği zaman mahkeme başkanı hemen ‘seni dışarı atarım, duruşmanın seyrini bozuyorsun’ diye uyarırken erkek bir avukat, olay üzerine konuşurken Ayşe Tokyaz diyecekken sürekli Esra Tokyaz dedi. Ve bunu Esra’nın yüzüne bakarak söylediği için Esra, bir noktada ‘hayır Esra değil Ayşe, kasıtlı yapıyorsun bunu’ dedi. Ve erkek avukat ‘ne kadar iğrenç biri olduğunun farkındasın değil mi?’ dedi Esra’ya. Bu cesareti nereden alıyor bu erkek avukatlar? İşte bunları görebiliyorsunuz. Bir gazetecinin bu detayları gidip yerinde görmesinin, haberlerinde yer vermesinin önemli olduğunu düşünüyorum.”
 
Bir davayı başından sonuna izlemek neden önemli?
 
Bir davanın başından sonuna kadar izlenmesinin kritik olduğunu vurgulayan Evrim Kepenek, ancak bu şekilde çelişkilerin, değişen beyanların ve mahkeme salonundaki güç ilişkilerinin görünür kılınabileceğini sözlerine ekledi. Kadın gazetecilerin bu konuda birlikte hareket etmesi üzerinde duran Evrim Kepenek, “Biz kadın gazetecilerin bu dava takiplerine ilişkin bir araya gelerek işbirliği yapmamız gerekiyor. Örneğin Zonguldak’taki Dina davasında kadın gazetecilerin orada olması çok fark ediyor. Diyelim sanık ilk duruşmada, katlettiği kadını ‘şurada bıraktım’ diyor ama ikinci duruşmada aracına bile almadığını söylüyor. Siz orada bu çelişkileri görebiliyorsunuz. Davayı bir bütün olarak takip ettiğiniz zaman sizin kafanızda da detaylar oluşmuş oluyor ve yine duruşmanın en başından karar duruşmasına kadar takip ettiğinizde bütün sürece hakim oluyorsunuz. Ailenin, sanığın, sanık yakınlarının tepkilerini en yakından görebiliyorsunuz. Ayşe Tokyaz davasında mesela Ayşe’nin yakınlarından çok tutukluların yakınlarını görebiliyorsunuz. Feminist örgütler geliyor ama erkek sanıkların yakınları çok daha fazla.
 
Bir davayı başından sonuna kadar takip ediyor olmanız sizin o dava konusunda hem gazeteci olarak, hem kurumunuzu hem kendinizi çok güçlendiren bir detay oluyor. Çünkü birçok kişinin görmediği detayı siz en baştan sonuna kadar görmüş oluyorsunuz. İlk duruşmada mahkeme heyeti sanık erkek odaklı ilerlerken, sonlara doğru kadın örgütlerinin varlığını göstermesiyle kadının ailesine daha anlayışlı, onları da gözeten bir noktadan yaklaştığını görüyorsunuz. Türkiye’deki adalet sistemini anlamak isteyen herkes mutlaka bir kadın davasını takip etmeli. O davaya gittiğiniz zaman sadece bir davayı değil, Türkiye’deki medyanın, siyasetin, bu eril yapının mahkemeye nasıl yansıdığını görüyorsunuz. Medya çalışanlarının o davaya nasıl baktığını görüyorsunuz” ifadelerini kullandı.
 
Hak odaklı habercilik neden belirleyici?
 
Davaları izlerken nasıl bir habercilik dili kurduğunu da paylaşan Evrim Kepenek, kadınlardan yana ve hak odaklı bir dil kurmaya çalıştıklarını ifade etti. Özellikle kadınların beyanlarını görünür kılmayı önemsediğini dile getiren Evrim Kepenek, “Elbette kadınlardan yana bir habercilik dili kuruyorum. Hak odaklı bir habercilik yazıyorum ve bu hak odaklı habercilik çerçevesinde de ortada mağdur bir kadın varsa onun beyanları belirleyici oluyor. Yani kadının beyanlarına dikkat edip yer vermeye çalışıyorum. Çünkü birçok basın kuruluşunda bu beyanları görmemiş oluyoruz. Ve mahkeme başkanı ile savcının mağdur kadına ne sorduğuna da dikkat ediyorum. Şiddet gören bir kadın varsa, mağdur olan kadını suçlayan bir yerden mi soruyor yoksa meseleyi anlamak için mi soruları soruyor, bunlara dikkat ediyorum.
 
Çünkü bazı kadınların oluşan gergin ortamdan dolayı kendilerini sağlıklı ifade edemediklerini ve zaman zaman erkek avukatların daha baskın olduklarını görüyorum. Ve mutlaka o duruşmada bir hak ihlali yaşandıysa ve çelişkili beyanlar varsa onlara odaklanıp haberimde bu detaylara yer veriyorum. Mor Çatı, KCDP, Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi gibi kurumların da bir müdahillik talebi varsa bu talebe yer verilmediyse, çünkü İstanbul dışındaki bütün illerde bu talepler kabul ediliyor. Sadece İstanbul’da nedense kabul edilmiyor. Ve hakimler, ‘siz suçtan etkilenen taraf değilsiniz’ diyerek o talepleri reddediyor. Bu detayları haberimde görünür kılmaya çalışıyorum. Ailelerin taleplerini, feminist örgütlerin duruşma sonrası ve öncesindeki açıklamalarını görünür kılmaya çalışıyorum” diye konuştu.