Ebru Günay: Avrupa hukuk sistemi içindeki kurumlar ‘objektif’ olamaz

  • 09:23 4 Kasım 2017
  • Güncel

Beritan Canözer 

 
İSTANBUL -PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın avukatlarından Ebru Günay, İmralı sürecini değerlendirerek, "Unutmamak gerekir ki uluslararası komploda ki aktörlerden biri de AB'ye üye devletlerdi. O dönem Avrupa devletleri kendi hukuk sistemlerini ayaklar altına alarak Sayın Öcalan'ın Türkiye'ye teslim sürecini ördüler. Haliyle Avrupa hukuk sistemi içerisinde kurulmuş kurumlardan objektif tutumlar beklemek yanılgı olacaktır" dedi.
 
İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde tecrit altında tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın sağlık durumu ve güvenliği ile ilgili herhangi bir bilgi edinilmezken, avukatları 701'inci kez görüşme başvurusunda bulundu ve başvuruları reddedildi. Sosyal medyada yaşamını yitirdiğine dair haberler çıkan Abdullah Öcalan için Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’nın birçok yerinde eylem ve etkinlikler gerçekleştirilirken, Abdullah Öcalan’ın avukatlarından Ebru Günay İmralı sürecini ve tecridi değerlendirdi. 
 
‘Sınırlı temaslar tecridi kıramıyor’
 
İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nin bir bütün olarak tecrit sistemi üzerine kurulduğunu belirten Ebru, şunları söyledi: "Tecridin başlamasına bir tarih arayacaksak bu tarih 15 Şubat 1999'dur. Bu tarihten bu yana İmralı Adası’nda kesintisiz ve sürekli bir tecrit hali var. Nitekim artık bu tecrit bir sistem haline dönmüş durumda. Kuşkusuz akıllara aile, avukat görüşleri yine heyet ziyaretleri gibi sınırlı zamanlarda kurulan fiziki temasın tecridi kırdığı gelebilir ama maalesef ki bu sınırlı temaslar tecridi kıramıyor." 
 
‘Oysaki ada tecridi sadece İmralı'yı etkilemiyor’
 
18 yıllık tecrit sisteminin her geçen gün daha da ağırlaştığına dikkat çeken Ebru, tecrit sisteminin son birkaç yılda çok farklı boyutlar aldığına değindi. İmralı’ya karşı dünyada eşi benzeri olmayan bir avukat yasağının olduğuna dikkat çeken Ebru, "Bu cezaevi 7 yıldır avukatlara kapalı. Bu durum aslında adada hep olan keyfi uygulamaların hukuki denetlenebilirliğe kapalı olmasının sonucudur. Tecrit sistemindeki en büyük handikap şu; tecrit derinleşmeden, fiziki temas kesilmeden kamuoyunun dikkatini çekmemesi. Aslında bu tam da tecridin unutturma, yok sayma ve görmezden gelme politikalarının maalesef ki 'başarısıdır'. Oysaki ada tecridi sadece İmralı'yı etkilemiyor; oradan başlayarak adım adım tüm ülkeye yayılmaya başlıyor. 18 yıllık ada sürecine baktığımızda çok net olan bir şey var ki o da savaş ve tecrit arasındaki doğru orantıdır" dedi.
 
‘Tecrit diğer cezaevlerine de yansıdı'
 
Tecridin savaşı, savaşın da tecridi derinleştirdiğini söyleyen Ebru, şu noktalara dikkat çekti: "İlan edilen OHAL'in ilk icraatı İmralı Adası ile her türlü iletişimi ve ziyareti yasaklayan İnfaz Hâkimliği kararı oldu; ki bu karar içeriği daha sonra çeşitli kararnamelerle tüm cezaevlerine uygulanır hale geldi. Daha önce ilk kez İmralı'da uygulanan avukat görüşünde kayıt cihazı, gün ve saat sınırlaması gibi uygulamalar birçok cezaevinde de uygulanmaya başladı. Aslında İmralı tecrit sistemi adım adım bütün ülkeye yayılmaya başladı. Sayın Öcalan'ın kardeşi Mehmet Öcalan'ın 11 Eylül 2016 da yaptığı görüşme ise o dönem gelişen toplumsal muhalefet sonucu yapılan bir görüşmeydi. Hatırlarsanız darbecilerin İmralı Adasını ve Sayın Öcalan'ı hedef aldığına dair kimi haberler yayınlanmıştı ve demokratik kamuoyunda Sayın Öcalan'ın yaşamı hakkında büyük endişeler oluşmuştu. Aslında bu anlamıyla o süreç İmralı tecrit sistemine yeni bir boyut kazandırmıştı." 
 
'Tek kişilik tecrit, grup tecridine dönüştü'
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde tecridin karşılığı diye bir standartlık söz konusu olmadığını belirten Ebru, her olayı özgünlüğünde ayrı değerlendirmek gerektiğini ifade etti. Abdullah Öcalan ve İmralı Adası özgünlüğünde 18 Mart 2014 tarihli AİHM kararı olduğuna işaret eden Ebru, "Bu kararda Sayın Öcalan için 2009 yılına kadar ki zaman dilimin tecrit olarak tanımlıyor. Biliyorsunuz bu tarihe kadar İmralı Adasının tek tutuklusu Sayın Öcalan’dı. 2009 yılına kadar tek kişilik bir tecrit hali vardı. Tecrit sistemi içerisinde asıl önemli tartışmalardan biri 2009 yılı sonrası ve günümüze kadar devam eden süreçtir. Nitekim Kasım 2009 sonrası adaya sevki yapılan 5 yeni tutuklu oldu. Adada yeni mahpusların olması tecrit sisteminde bir değişiklik oluşturmadı, aksine bu yeni mahpuslar da tecrit sisteminin içine çekildiler. 2009 sonrası sürecin önemi şuradan geliyor tek kişilik tecrit, grup tecridine dönüştü" diye belirtti.  
 
'Komplodaki aktörler AB'ye üye ülkelerdi'
 
İmralı'da devam eden sistemin bir grup izolasyonu olduğunu vurgulayan Ebru, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dosya konusu olduğunu fakat bu konuda henüz bir karar verilmediğini söyledi. Ebru, CPT'nin 28-29 Nisan 2016 tarihlerinde İmralı'ya yaptığı ziyareti de değerlendirerek, "Avrupa hukuk sisteminin olaya yaklaşımını bir kenara bırakarak prosedürel işleyişi bilmekte yarar var. CPT sözleşmesi gereği bir ülkeye yaptığı ziyarete dair hazırladığı raporu açıklayabilmesi için öncelikle ziyaret edilen ülkenin açıklamaya onay vermesi gerekir. Bu durumda CPT'nin İmralı raporunu açıklayabilmesi için teknik olarak Türkiye'nin izin vermesi gerekiyor. Bu işin teknik boyutudur asıl önemli olan işin politik yönüdür. Unutmamak gerekir ki Sayın Öcalan 9 Ekim 1998'de Şam'dan çıktığında Avrupa'da geçirdiği süreçte Avrupa devletlerinin tutumu, yine uluslararası komploda ki aktörlerden biri de AB'ye üye devletlerdi. O dönem Avrupa devletleri kendi hukuk sistemlerini ayaklar altına alarak Sayın Öcalan'ın Türkiye'ye teslim sürecini ördüler. Haliyle Avrupa hukuk sistemi içerisinde kurulmuş kurumlardan objektif tutumlar beklemek yanılgı olacaktır" dedi. 
 
'Tecrit sonlandırılmalıdır'
 
Müvekkilleri Abdullah Öcalan'ın mutlak tecrit koşullarında olduğuna işaret eden Ebru, son günlerde çıkan haberler için, "Son yıllarda birçok kez bu tarz haberler yapıldı. Bu haberlerin hangi amaçla ve kimler tarafından servis edildiğini bilmiyoruz.  Ancak bu tarz haberlerin mutlak tecrit zemininden kaynaklandığı aşikârdır. Aile ve avukat görüşlerinin yapılmaması yine adayı demokratik kamuoyuna kapatmak bu tip haberlere her daim kapı açacaktır. Bunun önünün alınmasının tek yolu vardır ki mutlak tecrit halinin sonlandırılması ve tecrit sistemin lağvedilmesidir. Bu sağlık, özgürlük ve güvenlik koşullarının tesis edilmesi ile mümkündür" ifadelerini kullandı. 
 
'Yapılmayan başvuru kalmadı'
 
İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde hukuki işlem ve başvuruların hukuki temel prensiplerine göre şekillenmediğini söyleyen Ebru, şunları kaydetti: "Böyle olunca da avukatlık mesleğini icra etmek zorlaşıyor. 18 yıllık ada sürecinde neredeyse yapılmayan başvuru kalmadı. Yapılan başvuruların çoğu ya reddedildi ya da sürüncemede bırakıldı. Haliyle etkili bir hukuk yolu hiçbir zaman işletilemedi İmralı adasında. Son birkaç aydaki başvurularımızı özetlersek İnfaz Hakimliği kararına karşı itiraz yolları, yine hukuka aykırı karar alan hakim ve uygulayan savcı hakkında Hakim ve Savcılar Kuruluna şikayet, İnfaz Hakimliği'nin almış olduğu hukuka aykırı karar hakkında kanun yararına bozma, Bursa Cezaevi İzleme Kuruluna ve Bursa İnfaz hakimliğine başvurular yapıldı."