Dersim katliamının tanığı Fatma: Devlet zalimliğe devam ediyor

  • 09:49 15 Kasım 2017
  • Güncel
Melike Aydın
 
DERSİM - Seyit Rıza ve arkadaşlarının 15 Kasım 1937 tarihinde katledilmesine tanıklık edenlerden biri de 1923 doğumlu Fatma Erdoğan. Ovacık Kaymakamı'nın 1923 doğumlu olduğu için ziyaret ettiği Fatma, "Biz çağırmadık, kendisi geldi. Devlet 38'den 94'e, 94'ten günümüze aynı zihniyetle zalimliğine devam ediyor" diyerek kendilerine yaşatılan 38 katliamının unutturulamayacağını bir kez daha hatırlatıyor.
 
Türkiye Cumhuriyeti rejimi politikalarına baş kaldırarak Dersim İsyanı'nı başlatanlardan olan Seyit Rıza ve arkadaşlarının,1937 yılında 15 Kasım günü Elazığ'da idam edilişlerinin üzerinden 80 yıl geçti. Seyit Rıza, idam edilmeden önce Mustafa Kemal Atatürk ile Elazığ'daki görüşmesinde Dersim'in Türkleştirilmesi için işbirliğini kabul etmeyerek şu sözüyle tarihe geçti: "Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla baş edemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum. Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun." 
 
Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin ardından dönemin Başbakanı Celal Bayar'ın talimatı ile Dersim'e yönelik saldırı başlatıldı ve burada resmi raporlara göre13 bin 806 kişi katledildi, binlercesi de göç ettirildi.  Aradan geçen yıllara rağmen Kürtlere dönük bu saldırılar tekerrür etse de Seyit Rıza'nın tarihi sözü Kürt mücadele tarihine geçerek teslimiyetin hiçbir zaman karşılık bulamayacağını kanıtladı.   
 
Fatma o günden bugüne bir tanık 
 
Dersim katliamı yaşandığında 14 yaşında olan Fatma Erdoğan, tunç mihverli askerlerin köy meydanına topladığı erkekleri ağır makineli tüfeklerle taradığı, kadın ve çocuklarını güneşin altında saatlerce aç susuz beklettikten sonra cinsel saldırıya maruz bırakıldığı, yetim çocukların toraklarından koparılarak kimliksizleştirildiği zamanları anlattı. Fatma 15 Kasım 1937 tarihinde Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildikleri anlara da tanıklık edenlerden biri… Kaymakamın kışlık erzak ve şalvarlık kumaşla ziyaret ettiği Fatma, devletin işlediği katliamları hiç işlememiş gibi gösterme çabasının her zaman olduğunu ifade ediyor.
 
'38 katliamı çok önceden planlanarak uygulandı'
 
Kolzova köyünde dünyaya gelen Fatma'nın, hatırladığı en net şey tunç mihverli askerlerin gelişi. Askerler her evi didik didik arayarak bulduğu her insanı döve döve köy meydanına topluyor. Fevzi Çakmak'ın daha önce söylediği, "Dersimlileri askere almayın. Silah kullanmayı ve savaş taktiklerini öğrenirlerse bize saldırırlar" şeklindeki sözünü hatırlatan Fatma, o süreçte ilk yapılan işin muhtardan silahları köy meydanına toplaması olduğunun altını çiziyor. Gündüz vakti herkesin işte, hayvan otlatmada veya tarlada olduğunu söyleyen Fatma, "Evlerde kimse yoktu. Buldukları insanları da döve döve köy meydanına getirdiler. Askerler önlerine kim gelirse dövüp getiriyorlardı. Davardan gelen kadınlar vardı onların da boyunlarını önlerine eğdirip getirdiler. Benim kaynanam vardı o askerlere 'çocukları korkutmayın' demiş ama anlayan kim? Tüm çocuklar korku dolu gözlerle o anlara tanıklık etti" diyor.
 
'Köylüye kendi mezarlarını kazdırdılar'
 
Köylülerin arasında daha önce Elazığ'da bulunduğu için biraz Türkçe öğrenen Heseni Sılçi'nin yanlış tercümanlık yapması ile askerlerin emir verdiğini söyleyen Fatma, diğer bütün köylüler köy meydanına toplanarak ağır işkencelerden geçirildiğine dikkat çekiyor. Fatma o anları şöyle anlatıyor: "Kolzova köyünün yakınlarında bir kaya var. Orada makineli tüfekleri koyuyorlar. Oradan benim amcam Hüseyin Ağayı tutuyorlar sürükleyerek getiriyorlar. Bir de köyün bütün kadınlarını. Amcam diyor ki, 'onlar kadındır bırakın neden makinelileri onların üzerine tutuyorsunuz?' diye. Askerler aşağıdan gelerek köylülerden Seyit Kasımı da önlerine katıyorlar. Kadınlar orada bekletiyorlar diğer köylülere de mevzi ördürüyorlar. Kadınlar orada bir gün boyunca bekledi. Ertesi gün aşağıdan biri geldi kağıt getirdi. Bizi neden bu şekilde bekletiyorsunuz diye sorduk."
 
Kadınların yaşadıklarını anlatmaya dili varmıyor
 
Askerlerin kadınlara cinsel saldırıda bulunduğunu kaydeden Fatma, gözleri dolarak kadınlara karşı yapılan kötü muameleleri anlatmak istemediğini söylüyor. 1938'de yaşanan vahşetin travmasını ve korkusunu hala üzerinden atamadığı 'gelip bizi öldürürler kızım, gençleri kırıp geçirirler' sözlerinden anlaşılan Fatma'nın, kadınların Halvori gözelerinde kendilerini uçurumdan attığını, yaşadığı travmadan sonra akıl sağlığını yitiren kadınların olduğunu da vurguluyor. Fatma, "Çemkoların bir kısmını o zaman öldürdüler. Ağır makineleri kurup neredeyse hepsini öldürdüler. Merxo'nun o taraftan geldiler. Merxe'ye kunkor (ağaç türü) alıp getiriyorlar ki yaksınlar ama yanmıyor. Birkaç kişi onlara nasıl yakılacağını gösterdi. Ondan sonra bizim tarafa gelmediler" diyerek hatırladıklarını paylaşıyor.
 
'38'de kırdılar, şimdi makarna veriyorlar!'
 
Ovacık merkeze 1994'te devletin 'Ya çıkarsınız ya da içindekilerle yakarız sizi' demesinin ardından köylerini boşaltmak zorunda kaldıklarını söyleyen Fatma, kaymakamın 29 Ekim'de dışarıda bir yığın askerle birlikte evini ziyarete geldiğini söylüyor. Fatma, "Biz davet etmedik kendileri geldi. Bana hırka getirmişler. 2 buçuk metre şalvarlık almışlar. Şalvar bile çıkmaz, bulgur, yağ, gıda yardımı getirmişler. Benim ihtiyacım yok ki. 38'de kırdılar şimdi makarna veriyorlar. Devlet 38'den 94'e, 94'ten günümüze aynı zihniyetle zalimliğine devam ediyor" diyerek kendilerine yaşatılan 38 katliamının unutturulamayacağını bir kez daha hatırlatıyor.