'Türkiye'de korku İmparatorluğu yaratılmaya çalışılıyor'

  • 14:00 10 Aralık 2017
  • Güncel
DİYARBAKIR- Diyarbakır'da düzenlenen "İnsan Hakları Sempozyomu"nda konuşan HRW üyesi Emma Sinclair Webb, "Bu dönemde yaşanan olaylar denince ilk akla keyfi uygulamalar geliyor. Türkiye çapında bir korku durumu hakim. Korku imparatorluğu yaratılmaya çalışılıyor" dedi. 
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) Diyarbakır temsilciliği, Diyarbakır Tabip Odası ve Diyarbakır Hak İnisiyatifi tarafından 10-17 Aralık İnsan Hakları haftası kapsamında  "İnsan Hakları Sempozyumu" düzenlendi. Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odası'nda düzenlenen sempozyuma İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin,  İHD Diyarbakır Şubesi Başkanı Raci Bilici, avukat Rewşen Bataray Saman, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) üyesi Emma Sinclair Webb, insan hakları savunucuları Esin Koman, Seher Akçınar, Yüksel Direnişçisi Veli Saçılık ve Gazeteci Nurcan Baysal ile çok sayıda konuşmacı katıldı.  
 
Barış Anneleri Meclisi üyeleri ile çok sayıda kişinin dinleyici olarak katıldığı sempozyumun açılış konuşmasını Raci Bilici yaptı. 
 
'Demokratik süreç önemsiz görülüyor'
 
Ardından İnsan Hakları İzleme Örgütü üyesi Emma Sinclair Webb, "2017'de Türkiye'de insan haklarının durumu" başlıklı konu hakkında konuştu. Emma,  son iki yılda yaşanan çatışmalı süreci hatırlatarak, burada yaşanan hak ihlalleri raporunu tutmaya devam edeceklerini belirtti. Emma konuşmasının devamında şunları ifade etti: "Bu dönemin özeti keyfidir. Bu dönemde yaşanan olaylar denince ilk akla keyfi uygulamalar geliyor. Türkiye çapında bir korku durumu hakim. Korku imparatorluğu yaratılmaya çalışılıyor. Demokratik süreç önemsiz görülüyor. Dünyanın her yerinde derinleşen kutuplaşmalar var. Bu duruma Batı'nın kulağını kapadığını görüyoruz. Son yıllarda en demokratik ülke Kanada oldu. Burada kadın ve çocuklara verilen haklar diğer dünya ülkelerine nazaran çok acık ara farkla önde duruyor. Diğer dünya ülkelerine baktığımızda insan haklarında ciddi kısıtlamaların olduğunu görüyoruz."
 
'Birçok kişi hapis cezası aldı'
 
Emma, Türkiye de yaşanan basın ve ifade özgürlüğüne dikkat çekerek, gazetecilerin görevinin hükümetin eksikliklerini açığa çıkarmak olduğunu, fakat Türkiye de bu durumun tam tersi olduğunu vurguladı. Mahkemelerin siyasi baskı altında olduğunu kaydeden Emma, Türkiye de son iki yılda ifade özgürlüğünün olmadığını ve bu yüzden bir çok kişinin hapis cezası aldığını dile getirdi. 
 
'Hak ihlallerini tartışmak gerekiyor'
 
Avukat Revşen Bataray Saman ise "2017de Bölgede İnsan Haklarının Durumu" konusunda bilgi verdi. Revşen, son iki yılda insan hakları açısından iki kırılma noktası olduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Kırılma noktalarından biri şehir savaşları dediğimiz şehirlerde yaşanan çatışmalı süreç, ikincisi de darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL. Yaşam hakkı ihlali en fazla bu süreçlerde yaşandı. Cizre bodrumlarında katledilen gençler, cenazesi yerde kalan Taybet Ana bunları hatırlamak ve o süreçte yaşanan hak ihlallerini tartışmak gerekiyor. Özellikle cenazelere yapılan hak ihlallerinde çok artış yaşandı. Cenazelerin ailelere verilmemesi, işkence edilmesi, soyularak kameralara alınması özellikle toplumu kutuplaşma için mi yapıldı bu soruların sorulması gerekiyor. Halen devam eden sokağa çıkma yasakları var. Ve bu normal bir hal aldı. OHAL ile birlikte ihraçlar, işten atılmalar tutuklanmalar uzun süreli tahribatlara neden oldu. Uzun yıllar bu tahribatlar in çözümü olmayacak. OHAL ile birlikte gözaltı süresinde uzatma oldu. Gözaltında işkenceler yaşanıyor. Ve bu ne basına ne de kamuoyuna yansımıyor. Bu da ciddi güvensizlik ve korkudan oluyor. Adalet te tarafsızlık tartışmaları oldu. Mezarlara saldırılar oldu. Son iki yıldır mezarlara ciddi bir saldırı var. Bizlerin toplu mezar için çalışmalarımız devam ederken üstüne yenileri eklendi."
 
Belediyeler atanan kayyımlar ile birlikte kapanan kadın kurumlarına dikkat çeken Rewşen, sığınma evi ve kadın kurumlarının kapatılması ile birlikte kadın ve çocukların büyük mağduriyetler yaşadığını söyledi. 
 
'Projeler yarım kaldı'
 
Sempozyumun ikinci bölümünde "Kadın ve Çocuk Haklarının durumu"  konusuna değinildi. KHK ile kapatılan Gündem Çocuk Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Esin Koman, "Çocuklara dönük hak ihlalleri"  konusunda söz aldı. derneklerinin kapatılması ile kadın ve çocuk hak ihlallerinde yaşanan artışa işaret eden Esin, 2005 ten bu yana çocuk hakları adına bir çok çalışma yaptıklarını hatırlatarak, yıllık olarak çocuklara ilişkin raporlar hazırladıklarını söyledi. Çocuklar ile beraber çalıştıklarını söyleyen Esin, çocuklar ile birlikte barış atölyeleri hazırladıklarını ve ilk olarak Cizre'de yaptıklarını belirterek projelerinin yarım kaldığını söyledi. 
 
'Cinsel istismar ve tacizde ciddi bir artış var'
 
Çocuklara yönelik hak ihlallerinde derneklerinin kapatılması ile birlikte artış yaşandığının altını çizen Esin, artık çocuklar ile iletişime giremediklerini ve bir çok hak ihlalinden haberdar olamadıklarını söyledi. Cezaevinde anneleri ile birlikte kalan çocuk ve çocuk cezaevlerinin durumu hakkında da konuşan Esin, bu sayının son iki yılda oldukça artığını dile getirdi. Esin, "Çocuklar dışarda fiziksel şiddete, işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. Büyüklere yapılan işkencelere tanıklık etti. Akran şiddetine maruz kaldı. Ayrımcılığın en fazla kız çocuklarına uygulandığını görüyoruz. Bunlar rakamlara yansımış durumda ve bu rakamlar can yakıyor. Çocuk işçiler kötü ve güvencesiz çalışma koşullarında çalışıyor. Çocuk iş cinayetlerine tanıklık ettik. Ve bu çocuk hak ihlalidir. Eğitimde de çocuklara ayrımcılık yine yaşanıyor. Çocukların anadillerinde eğitim gördükleri okullar kayyımlar ile birlikte kapatıldı. Sınav sistemi değişti ve bu çocuklarda ciddi güvensizliğe neden oluyor. Ayrıca okullarda cinsel istismar ve cinsel taciz de ciddi bir artış var" dedi. 
 
'İdeolojilerini eğitim ile benimsetmeye çalışıyor'
 
Mülteci çocukların içinde bulunduğu hak ihlallerinden de söz eden Esin, devletin her konuda çocukları ayrımcılığa maruz bıraktığını söyledi. Esin,"OHAL ile birlikte militarizm arttı. Okullarda çocuklara broşürler dağıtıldı. Hiç birimiz buna engel olamadık. Yine ayrımcılık söz konusu. Ailelerin maddi durumu yok, öğretmenleri işten atıldı ve bunlar tümü birbiriyle bağlantılı. Devletin çocuğa çarpık bir bakışı var. Çocuğun insan haklarını benimsememe durumu var. Bazen terörist bazen mağdur görülüyor. Ciddi çelişkiler var. Devletler ideolojilerini eğitim yolu ile benimsetmeye çalışıyor" sözlerini kullandı.  
 
'Kadınlara hücre cezaları verildi'
 
Avukat Gülşen Özbek de "Kadın haklarının durumu"  konusunda bilgi verdi. Gülşen, kadın konusunda söylenecek çok sözün olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu: "Bu süreçte kadınlar ne yaşadı diye bakacağız. Çünkü kadın boyutu çok sert işliyor. Bu süreç kadın kimliği üzerinden gidiyor. Sokağa çıkma yasakları ile binlerce kadın evsiz kaldı, barınma yerlerinde göç ettirildi. 2015ten bu yana kadınlara dönük ciddi saldırılar oldu. 102 DBP belediyelerine atanan kayyımlar ile birlikte eşbaşkan kadınların çoğu işsiz kaldı ve neredeyse tümü cezaevine konuldu. Kadınların seçme hakkı gasp edildi. Bu süreçte cezaevlerindeki kadınlar çok ciddi sorunlar ile karşı karşıya. Kadınlara yönelik cinsiyetçi yaklaşımlar söz konusu. Sağlık sorunlarında hastaneye sevkleri yapılmadı. Özel yaşam alanı olan lavabo ve banyoya kameralar yerleştirildi. Buna karşı gelen kadınlara hücre cezaları verildi." 
 
'Kamudan uzaklaştırma politikası'
 
KHK ile 25 binden fazla kadının ihraç edildiğini belirten Gülşen, kadınların kamusal alandan uzaklaştırılmaya çalışıldığını dile getirdi. Gülşen, siyasi iktidarın kadını eve hapseden kamusal alandan uzaklaştırma politikası izlediğinin altını çizdi.
 
Sempozyum cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ve ifade özgürlüğü konularında yapılacak oturumlar ile devam edecek.