İnsan Hakları haftasında ‘Mahpus ve Sağlık’ konusu tartışıldı
- 14:32 17 Aralık 2017
- Güncel
DİYARBAKIR - İnsan Haftası kapsamında düzenlenen ‘Özel İhtiyaçları Olan Mahpus ve Sağlık Hakkı” konulu panelde konuşan Prof Dr. Nilgün Toker, siyasi tutsakların düşman, adli tutukluların ise yabancı ilan edildiği bir ülkede olduklarının altını çizdi. Nilgün, düşman olarak ilan edilen tutsakların üzerinde her şeyin yapılabileceği düşüncesinin bir tür nesneleştirilme anlamına geldiğine dikkat çekti.
Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolu, İnsan Hakları Haftası nedeniyle SES Diyarbakır Şubesinde ‘Özel İhtiyaçları olan Mahpuslar ve Sağlık Hakkı’ konulu panel düzenledi. "İnsan Hakları Bakış Açısıyla Özel İhtiyaçları Olan Mahpus Kavramı" başlığıyla başlayan ilk oturumun Moderatörlüğünü İTO İnsan Hakları Komisyonu üyesi Ayten Saral yaparken, İzmir Dayanışma Akademisi üyesi Prof. Dr. Nilgün Toker konuşmacı olarak katıldı. Total kurumun eşittir şiddet anlamına geldiğini belirten Ayten, hapisanesiz bir toplum inşa etmek istediklerini vurguladı. Adaletten yoksun bırakılan tutsakların, insan haklarının izlenmesine açılmasını istediğini dile getiren Ayten, bunun kötü muamele olduğunu, hak ve değer temelli yeni bir toplumun inşa edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
’12 Eylül’de doktorlar kelepçesiz muayene için direnirdi’
Hapishanenin total bir kapatma mekanı olduğunu, kapatma mekanı da özel anlamda kurulan bir mekan olduğunu belirten Nilgün, bu tür mekanların nasıl tarif edildiği ve biçimlendirildiğiyle alakalı olduğunu kaydetti. “Şimdi mahpus kim?” sorusunu soran Nilgün, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kapalı alana sokulmuş, biçimlendirilmiş, sınırlandırılmış bir varlık mahpus dediğimiz. Ben 12 Eylül’den sonra gözaltında işkence gördüm, hastaneye kaldırıldım yatağa kelepçeli olarak bağlanmıştım. Gözlerimi açtığımda genç bir doktorun başımda teğmenle tartıştığını gördüm. Doktor teğmene ‘Kelepçeyi açacaksınız böyle muayene etmem. kelepçeyi açacaksınız’ diyerek tepki gösteriyordu. Bir saat tartıştı ve o kelepçi açtırdı. Öyle muayene etti. Şimdi bugün kaç tane böyle hakim var diye düşünmek lazım.”
‘Türkiye ikili bir pozisyondadır’
İnsan Hakları Evrensel beyannamesindeki “herkes din dil, ırk cinsiyet cinsel yönelik ekonomik durum, tüm bunları gözetmeksizin eşittir” cümlesine değinen Nilgün, bunların gözetilmemesi halinde aslında insanların eşit olmadığını belirtti. Kişinin kendi ihtiyaçlarını karşılaması bakımından muktedir olmaması halinde hak sahibinin de olamayacağına dikkat çeken Nilgün, “Devlet bir yandan insan haklarını korumak için sözleşmelere imza atarken, diğer yandan insan hakları ihlali uyguluyor. Tuhaf bir durum söz konusudur. Türkiye’nin şuan ki pozisyonu, bir yandan hak ihlalleri sözleşmelerine imza atarken diğer yandan bu sözleşmeyi ezerek ihlallerine devam etme şeklindedir” diye ifade etti.
‘Tutsaklara her şeyi yapabilme yaklaşımı nesnelleştirmedir’
Siyasi tutsaklara dünyanın her yerinde devlet düşmanı olarak bakıldığının altını çizen Nilgün, özel ihtiyaçları olan tutsaklar derken, sadece siyasi tutsaklardan söz etmediklerini ancak siyasi tutsakların çok daha ağır koşullarda tutulduğunun altını çizdi. Siyasi tutsakların düşman, adli tutukluların yabancı ilan edildiği bir ülkede olduklarını dile getiren Nilgün, tutsakların insan olarak görülmediğini ve tanınmadığına dikkat çekti. Düşman olarak ilan edilen tutsakların üzerinde her şeyin yapılabileceği düşüncesinin bir tür nesneleştirilme anlamına geldiğini dile getiren Nilgün, tutsakların üzerinde her şeyin yapılabileceğinin bir tür nesne olmadığının mücadelesinin verilmesi gerektiğini vurguladı.
Konuşmaların ardından "Özel İhtiyaçları Olan Mahpusların Sağlığı" oturumun moderatörlüğünü İTO İnsan Hakları Komisyonu üyesi Dr. Gizem Akça yaparken, TTB İnsan Hakları Kolu üyesi Dr. Zeki Gül konuşmacı olarak katıldı. Zeki’nin konuşmasının ardından ara verildi.
Aranın ardından panel, "Türkiye Hapishanelerinde Mevcut Durum" başlığıyla devam etti. Panel soru ve cevaplarla sona erecek.








