Karartılan hayatlar operasyonu 17. yılında: Sorumlular yargılanmıyor
- 09:18 18 Aralık 2017
- Güncel
Evrim Kepenek
İSTANBUL -"Hayata Dönüş Operasyonu", Hacer Arıkan'ın ambulanstan inerken "Bizi diri diri yaktılar" sözü ile aradan geçen 17 yıla rağmen hafızalardaki tazeliğini koruyor. Dönemin tanığı avukat Gülizar Tuncer, o dönem yaptıkları suç duyurularının sonuçsuz kaldığını ve hazırlanan iddianamelerde asıl operasyon emrini verenlerin yargılanması gerektiğini belirtiyor.
Siyasi tutuklu ve hükümlülerin 20 Ekim 2000 tarihinde F Tipi cezaevlerine karşı başlattığı açlık grevi ve daha sonra ölüm orucuna dönüştürdükleri direnişi kırmak için 19-22 Aralık 2000 tarihleri arasında DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti tarafından, Türkiye çapında 20 cezaevinde "Hayata Dönüş Operasyonu" adı altında operasyon başlatıldı. Siyasi tutuklu ve hükümlülerin kaldığı bloklara yapılan 3 günlük operasyonun bilançosunda, 28 tutuklu ve 2 asker olmak üzere toplam 30 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi de yaralandı. Yaklaşık 10 bin kolluk kuvveti ile gerçekleştirilen operasyon, binlerce kişinin yaşamında derin izler bıraktı.
"Hayata Dönüş" adlı operasyon, kimileri için "Cezaevlerindeki açlık grevlerini başlatmak için yapılan bir operasyon" olarak nitelendirilse de o dönem cezaevinde olanlar ve o dönemi yakından takip eden avukatlar açısından, "hayata dönüş"ün adı sadece "hayata dönüş" içeriği ise gerçek bir katliam.
Bayrampaşa Cezaevi'nde katledilen 12 tutukludan 6'sı diri diri yakıldı. "Hayata Dönüş" katliamının üzerinden tam 17 yıl geçti. O dönemdeki hak ihlallerini yakından takip eden ve tutukluların aileleri ile de görüşen avukat Gülizar Tuncer, devletin o dönem cezaevlerine "öldürme amacı" ile girdiğini belirtiyor ve bunun kanıtı olarak da Tufan Planı'nda ortaya çıkan detaylara işaret ediyor.
'Devrime güzelliğini veren kadın…'
Türkiye'deki yüzlerce insan gibi Gülizar'ın o dönem hiç unutmadığı isimlerden biri de, "Devrim güzel olacak çünkü ben devrime güzelliğimi verdim" diyen Hacer Arıkan. Ambulanstan inerken "Bizi diri diri yaktılar" sözü ile Hayata Dönüş Katliamı'nın sembol ismi haline gelen Hacer, 2 kardeşi ile birlikte Hayata Dönüş'ün en mağdur edilenleri arasındaki yerini aldı. Şuanda tedavisi ve cezaları nedeni ile yurtdışında yaşamak zorunda bırakılan Hacer'i hatırlatan Gülizar, Hacer'in hayata tutunmak için verdiği mücadelenin ve askerler hakkında açılan davalardaki duruşunun, "hayata dönüş"ün çirkin yüzünü açığa çıkardığını söylüyor. "Hacer'in yüzüne bakamazdınız onlarca operasyon geçirmesine rağmen yüzü düzelmedi. Öyle yakmışlardı bu kadınları" diyen Gülizar, Hacer'in sağlık koşullarına rağmen o dönem serbest bırakılmadığını ve o halde cezaevi revirlerinde tedavi edilmeye çalışıldığını hatırlatıyor.
'O günden beri morglara girmiyorum'
Operasyon haberini alır almaz İnsan Hakları Derneği üyesi avukatlarla birlikte Bayrampaşa Cezaevi'ne gittiklerini söyleyen Gülizar, o gün yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Çok zor bir gündü. Aileler, çocuklarının isimlerini yararlılar arasında görünce seviniyorlardı 'çocuğum ölmedi' diye. Böyle günlerdi. Morga girmek kesinlikle yasaktı. Ben bir şekilde morga girdim yanmış cesetleri gördüm. Bırakın kimliklerini tespit etmeyi kadın mı erkek mi olduğunu dahi anlamınıza imkan yoktu. Çok zordu. O günden beri morglara girmiyorum."
'İddianame baştan cezasızlık için yazılmış'
O dönem içerdekilere karşı acımasız olan devletin ve yargı organlarının bu operasyonları düzenleyenler hakkında oldukça "hoşgörülü" olduğunu söyleyen Gülizar, sorumlulara dair onlarca suç duyurusu yapmalarına rağmen ancak 10 yıl sonra davalar açıldığını belirtiyor. Bu davaların sadece asker ve komutanlara açıldığını aslında operasyon emri verenlerin yargılanması gerektiğinin altını çizen Gülizar, söz konusu davalardaki iddianamelere dikkat çekiyor. Bu iddianamelerin baştan cezasızlık için yazıldığını vurgulayan Gülizar, "İddianamede kasten öldürme suçundan söz ediliyor. Ancak sonunda diyor ki, bu kişiler bunu mecburiyetten ve meşru müdafaadan yaptı. İddianameden çıkan sonuç bu kişiler ceza almasın. Bu da davalardan cezasızlık çıkacağı anlamını taşıyor" diye ekliyor.
'Gazların ne tür gaz olduğu tespit edilemiyor'
Katliama ilişkin delillerin de eksik toplandığını ifade eden Gülizar, "Mesela içeriye atılan zehirli gazlara dair net bir bilgi halen yok. Adli tıp halen bunu tespit edemedi. Çünkü tutsakların üzerindeki elbiseler yok. Deliller karartıldı. Fosfor gazından şüpheleniyoruz. Bu gaz İsrail'in Filistin'e karşı kullandığı bir gaz, ancak biz bu gazın tam olarak kullanıldığını ya da kullanılmadığını söyleyemiyoruz. Çünkü buna dair deliller ortadan kaybedilmiş durumda" diyor.
Ne olmuştu?
Cezaevlerinden örülen direnişe karşı tutukluların iradesini kırmak isteyen hükümet, 2000 yılıyla birlikte Avrupa'nın 'tecrit ederek öldürme' sistemi olan F tipi cezaevleri modelini uygulamak istedi. Hak gaspları ve 'tabutluk' olarak bilinen F tipine karşı tutukluların 2000 yılında başlattığı "Ölüm Orucuna" karşı 19 Aralık'ta "Hayata Dönüş" adıyla yapılan operasyon katliama dönüştü. Tutukluların kanunlardan kaynaklanan insani hakları için verdikleri mücadele halktan ve aydınlardan da büyük bir destek gördü. Halkın verdiği destek üzerine sorunun diyalog yoluyla çözülmesi için araya giren ve aralarında Adalet Ağaoğlu, Halil Erün, Zülfü Livaneli, Oral Çalışlar, Gencay Gürsoy gibi isimlerin yer aldığı aydınlar uzlaşma sağlamaya çalıştı.
Hafızalara kazındı
Yapılan görüşmelerde zaman zaman toplumda çözüm yönünde umutlar belirmeye başlasa da hükümetin F tipi sistemindeki ısrarı nedeniyle çözüm bulunamadı. Hükümet bir yandan görüşmeleri kullanarak operasyon hazırlığı yaparken öte yandan gönüllü medya yoluyla katliamın zeminin hazırlıyordu. Cezaevlerinden her gün ölüm orucundaki mahkûmların sağlık durumlarına ilişkin kötü haberler gelirken, 19 Aralık sabahı Türkiye güne "Hayata Dönüş Operasyonu" ile uyandı. Dünya tarihinde ilk defa bir ülkede aynı anda 20 cezaevinde başlatılan operasyon, "Bizi diri diri yatkılar" çığlığıyla hafızalara kazındı. Operasyon sırasında, çeşitli gazlar ihtiva eden 20 bin bomba kullanıldı, toplam 28 tutuklu hayatını kaybetti. Bayrampaşa Cezaevi'ndeki katledilen 12 tutukludan 6'sı ise diri diri yakıldı. Daha sonra katliamı yakından takip eden Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu avukatların mücadelesi sonucu 2010 yılında Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Bayrampaşa Cezaevi'nde katliam sırasında görev yapan 39 rütbeli ere "ölümlerle" ilgili dava açıldı.
Davalar halen devam ediyor.








