39 yıl sonra Maraş: Kadın, çocuk demeden katledildik

  • 09:02 19 Aralık 2017
  • Güncel
Gülistan Azak
 
MARAŞ - “Yaşlı, çocuk, hasta demeden katledildik. Kadınların karınlarını deşerek doğmamış çocuklarını astılar, yaktılar” diye anlatıyor Maraş’ın tanıkları, 39 yıl geçmesine rağmen dün gibi hatırladıkları utanç günlerini.
 
“Yaşlı, çocuk, hasta demeden katledildik. Kadınların karınlarını deşerek doğmamış çocuklarını astılar, yaktılar” diye anlatıyor Maraş’ın tanıkları, 39 yıl geçmesine rağmen dün gibi hatırladıkları utanç günlerini. 19-26 Aralık 1978’de gerçekleştirilen saldırılarda 111 Kürt-Alevi yurttaş katledildi, binlerce kişi yaralandı, kadınlar cinsel saldırıya maruz bırakıldı, işkence edildi. Katliamın tanıklarından 76 yaşındaki Sultan Sönmez, yaşadıklarını JIN NEWS’e anlattı. O sırada 37 yaşında olan Sultan, katliamda yakınlarını da kaybetti. 
 
‘Cenazelere dahi saygıları yoktu’
 
Katliamdan bir hafta önce ırkçı gruplar tarafından katledilen öğretmenler Hacı Çolak ile Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun cenazelerini almak için Yörük Mahallesi’nde toplanarak cenazelerin bulunduğu hastaneye gittiklerini anlatan Sultan, "Cenazelerimize dahi saygıları yoktu. Cenazelerimizi alamadığımız için tepki amaçlı mahalleden merkeze doğru yürüyüşe geçtik. Çarşı merkezine ulaştık ki ne görelim, camilerden, evlerden, iş yerlerinden çıkan halk, mahalleye saldırı hazırlığı yapıyor. Sonra hızla mahalleye çekildik, evlerimize döndük. Zaten yaklaşık bir hafta geçmeden Maraş katliamı patlak verdi" dedi. 
 
‘İnsanları böyle düşmanlaştıran neydi?’
 
Katliamda birçok yakınını ve komşularını kaybeden Sultan, o günü şöyle anlatıyor: "Katliamın gerçekleştiği günlerde Kırşehir'de üniversite okuyan kızım, üniversitede yaşadığı faşist saldırılardan dolayı yaralanıp memlekete dönmüştü. Kızım, ben ve eşim sabah bir uyandık ki ne görelim, evlerimiz kuşatılmış, yüzlerce insan ellerinde baltalar, sopalar, satırlar, taşlar ve silahlarla mahalleye savaş açmış. Yaşadığımız ev topraktan olduğu için, saldırıdan korunmak için bir ümit komşunun evine sığınmıştık. Olaylar o kadar yoğundu ve silahlar öyle bir sıkılıyordu ki, komşu evinde de güvende olamayacağımızı anlayıp kendi evimize geri döndük. Yaşadıklarımız o kadar korkunçtu ki, pencereden dışarı bakamıyorduk. Öyle ki annesi, babası öldürülen çocuklar mı dersiniz, yakılarak, kafası kesilerek katledilenler mi dersiniz, daha neler neler yaşandı bu mahallede... ‘Komünistlere ölüm’, ‘Kızılbaşlara ölüm!’ diye bağıran saldırganlar, o kadar canileşmişlerdi ki doğmamış çocukları anne karnından çıkarıp, mahallenin az yukarısında bulunan çam ağaçlarına çivilediler. İnsanları böylesine birbirine düşman yapan neydi? Hiçbir şey anlamıyordum."
 
‘Yağmurdan kaçarken doluya yakalandık’
 
Katliam sırasında “güvenlik” için mahalleye gönderilen askerlerin kendilerine nasıl muamele ettiklerini de anlatan Sultan,  "Katliamın yaşandığı o günlerde, 'sözde' bizlerin güvenliğini sağlamak istediklerini söyleyen askerler mahalleye gelip bizi askeri kışlaya götürmek istediler. Kışladaki askerlerin bizlere muamelesi, yağmurdan kaçarken doluya yakalanma sözünü hatırlatacak türdendi. Katliamda kendilerinden haber alamadığımız bir yakınımızı sorduğumuzda askerler bizlere 'Bize ne sizin yakınlarınızdan' diyerek bağırıyor, hakaret ediyorlardı” ifadelerini kullandı. 
 
‘Sağ kalan gençlerimizi de 12 Eylül’de yitirdik’
 
Katliamdan kısa bir süre sonra 12 Eylül Askeri Darbesi’nin gerçekleştiğini hatırlatan Sultan, "Henüz yaşadığımız katliam tazeliğini koruyorken,12 Eylül Darbesi, biz Aleviler için adeta yeni bir katliam oldu. Darbe, geriye sağ kalan gençlerimizi de bizlerden koparıp aldı. Birçok gencimiz ev baskınlarında gözaltına alınıp, işkence ile katledildiler. Zamanın sol gazetelerinden olan Aydınlık gazetesinde çalışan kızım da 12 Eylül Darbesi'nde gözaltına alınıp, işkenceye uğradı. Her olayın sorumlusu ve cezalandırılanı yine biz aleviler olduk ve yine katledildik" diye konuştu.