Marmara Cezaevleri Raporu: Tecrit, işkence, kötü muamele, darp
- 14:17 13 Ocak 2018
- Güncel
İSTANBUL - ÖHP İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu, 2017 Aralık ayı Marmara Bölge Cezaevleri Raporu’nu açıkladı. İşkence ve kötü muamele uygulamalarının gün geçtikçe arttığına vurgu yapılan raporda, PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın bulunduğu İmralı Cezaevi için ise avukat ve aile görüş hakkı tamamen ortadan kaldırıldığı vurgulandı.
Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP) İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu, her ay düzenli olarak yaptığı ziyaretler sonucunda hazırladığı Marmara Bölge Cezaevleri Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı. 2017’nin Aralık ayındaki hak ihlallerini kapsayan rapor, avukat görüşmeleri yoluyla yapılan ziyaretler, cezaevlerindeki yapısal ve genel sorunların yanı sıra tutukluların güncel hak ihlallerini tespit etme ve gerekirse kamuoyu oluşturma, savunuculuk faaliyetleri yürütme, hukuki başvurular yapma amaçlarına yönelik olarak oluşturuldu.
Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi, Bandırma 1 ve 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevleri, Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi, Kandıra 1 ve 2 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevleri, Silivri 2-5 ve 9 No’lu Cezaevleri, Tekirdağ 1 ve 2 No’lu T Tipi Cezaevleri ile Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde kalan tutuklu hükümlülerle yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanan raporda, şu tespitler yer aldı:
'İşkence ve kötü muamele gün geçtikçe artıyor'
"Uluslararası teamüller çerçevesinde işkence ve kötü muameleyi tanımlayacak olursak ‘objektif ölçülerde yeterli şiddette acı veren eylemler’ işkence olarak yorumlanmaktadır. Hapishaneler açısından mahpus ile ‘özgür’ bir insan arasında insanlık haysiyetini rencide eden farklar yaratılamayacağı genel bir ilkedir.
Bu tanımdan hareketle değerlendirecek olursak işkence ve kötü muamele uygulamaları gün geçtikçe artmaktadır. ‘Kaba dayak’ diye tabir edilen fiziksel işkenceden, psikolojik yıldırma tutumlarına kadar türlü biçimiyle işkence ve kötü muamele karşımıza çıkmaktadır. Onur kırıcı arama biçimlerinin yaygınlaşması temel bir mesele olarak tespit edilmiştir. Çıplak arama uygulamalarının yaygınlaşması bunun bir parçasıdır. Koğuşlarda yapılan aramalar da orantısız bir şekilde, baskın havasında gerçekleşmektedir. Çıplak arama uygulamasına örnek olarak verilebilecek yerlerden biri Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi'dir. Direnmeyen her mahpusa çıplak arama yapılmak istenmektedir. Ayrıca koğuşlarda baskın şeklinde aramalar da bu hapishanede devam etmektedir.
Tekirdağ'da çıplak arama işkencesi
Tekirdağ 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi, yeni sevk ya da sürgün edilen kişilere çıplak arama işkencesinin dayatıldığı yerlerden biridir. Hatta bu duruma karşı çıkan mahpuslar bir de fiziksel işkenceye maruz kalmaktadırlar. Aynı hapishanede ziyarete gelen mahpus yakınlarına da çıplak arama dayatılmakta ve ziyaretçilere kötü muamelede bulunulmaktadır.
Silivri'de işkence ve kötü muamele
Silivri Hapishanesine getirildiği ilk günden beri tek kişilik koğuşta kalan kadın siyasi mahpusun yaşadıkları çarpıcıdır ve kendisi yoğun bir işkence ve kötü muameleyle karşı karşıyadır. Mahpusun çevresinde bulunan koğuşlar IŞİD ve FETÖ davlarından yargılanmakta olan erkeklerin bulunduğu koğuşlardan ibarettir. Mahpus çevre koğuşlarda bulunanların sürekli kendisini görebildiğini, hiçbir özel alanı bulunmadığını belirtmiştir. Bu tutum bir cinsel işkencenin varlığını göstermektedir. Geçtiğimiz ay söz konusu kadın mahpusa Silivri İnfaz Hakimliği duruşmasına götürüldükleri esnada, erkek mahpuslarla konuşması nedeniyle jandarma ve Jandarma Komutanı tarafından fiziksel işkence yapılmıştır. Mahpus sonrasında ters kelepçe ile ring aracına bindirilmiştir. Hapishane doktoru darp raporu vermiştir. Ters kelepçe ile zorlama sonucunda bileklerinde, aynı zamanda omuz sırt bölgelerinde morluklar tespit edilmiştir. Mahpus tarafından şikayet dilekçesi verilmiş olup kurumumuz avukatlarınca da bu durum ayrıca takip edilecektir.
Gasdiyanlar provakatörlük yapıyor
Edirne’de ise hücrelere sık sık baskınlar yapıldığı, baskınlar sırasında infaz koruma memurlarının fiziki müdahale zemini hazırlamak için provokatif davranışlar sergiledikleri ve hücre baskınlarında günlük eşyaların kullanılamaz hale getirildiği, daha önce izin verilen ya da kantinden satın alınan eşyaların “yasak” gerekçesiyle alındığı ve bu eşyalar için disiplin cezaları verildiği belirtilmiştir. 21.12.2017’de spordan dönen 3 mahpustan birinin arama noktasından geçtikten sonra havanın soğuk olması ve mahpusun soğuk alerjisi bulunması nedeni ile ellerinin cebinde olmasını gerekçe göstererek, onlarca görevlinin saldırısına maruz kaldığı ve yere yatırılarak işkence edildiği, bunun üzerine hapishane idaresine ve savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu belirtilmiştir.
Sağlığa erişim, savunma ve yargılanma hakkı engelleniyor
Kasım ayında belirttiğimiz Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesindeki hastane ve adliyelere gidiş gelişlerde mahpuslar kameralara dönerek elbiselerini kaldırmaları ve içlerine giydiklerini göstermeleri konusunda yapılan baskı devam etmektedir. ‘Hero’ benzeri yazı, resim vs. bulma gerekçesiyle yapıldığı söylenen bu uygulamayı kabul etmeyen mahpuslar fiziksel işkenceye maruz bırakılmaktadırlar. Gerek mahpusların bir nevi çıplak aramaya maruz bırakılması gerekse de karşı çıkış üzerine gelişen fiziksel şiddet bir işkence biçimidir. Bu durumun işkence yasağı ihlali olmasının yanı sıra aynı zamanda bu uygulama nedeniyle mahpuslar uzun bir süredir sağlık hakkına erişimde ve savunma ve yargılanma haklarını kullanmakta ciddi engeller yaşamaktadırlar.
Bandırma'da tehdit
Bandırma’da OHAL sürecinin başlamasıyla sıklaşan ve ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen koğuş aramaları, 24 Aralık 2017 tarihinde yayımlanan 696 sayılı KHK’nin ardından farklı bir boyut kazanmıştır. Mahpusları eyleme tahrik eden tutum içerisine giren infaz koruma memurları, infazlarının yakılacağından bahisle mahpusları tehdit etmektedirler. Ayrıca Bandırma’da daha önceki raporlarımızda yer verdiğimiz kimlik kartı takma dayatması olduğu gibi devam etmektedir.Bolu F Tipi’nde baskın şeklinde yapılan keyfi aramalar devam etmektedir. Yapılan aramalarda odalar ciddi anlamda dağıtılmakta olduğundan söz konusu durum Mahpuslarca provokasyon olarak değerlendirilmektedir.
İmralı tecridi sürüyor: 713'üncü başvuru da reddedildi
Tecrit denince akla en başta gelen elbette Sayın Abdullah Öcalan’a ve İmralı adasında kalan diğer mahpuslara yönelik uygulamalardır. Bir ada hapishanesi olarak tamamen kendi özgün koşulları olan bu yerde aynı zamanda avukat ve aile görüş hakkı tamamen ortadan kaldırılmıştır. Platformumuz ve birçok STÖ Adada kalanların sağlık durumundan endişe duyduklarını defalarca kez belirtmiştir. 14 Aralık 2017 itibariyle avukatlar İmralı’da müvekkilleriyle görüşme yapabilmek adına 713’üncü kez başvurmuşlar ve ret cevabı almışlardır.
Yoğun izolasyon yaşanıyor
İmralı tecridine paralel olarak 3 kişinin ya da tek kişinin kalmasına olanak sağlayan F tipi hücreler, şehirlerden uzak kampüs tipi hapishaneler, mahpusların ailelerinden çok uzak yerlere sürgün edilmesi tabloyu açıkça gözler önüne sermektedir. Söz konusu hapishanelerde sosyal izolasyon çok yoğun olarak yaşanmaktadır. Sınırlı sayıda kişiyle, çok küçük boyuttaki hücrelerde yaşayan mahpusların psikolojik ve fiziksel olarak sorunlar yaşamaları kaçınılmazdır. Her ne kadar mahpusların kendine ait zamanlarını örgütleyebilecekleri bir mekanın olması gereği uluslararası hukukta tanınsa da bu mahpusların istedikleri zaman kalabalık gruplar halinde bir araya gelerek, sosyalleşmelerinin önünde engel olmamalıdır. Kaldı ki mahpusların direnişi sonucu tanınmış olan haftalık 10 saat görüşme hakkı söz konusudur. Bu hakkın kullanımı şu an ciddi oranda engellenmektedir. Kasım ayı içerisinde yapılan ziyaretlerde Marmara Bölgesindeki hemen hiçbir hapishanede farklı hücrelerden mahpusların haftada10 saat havalandırmada bir araya gelmesine izin verilmediği ortaya çıkmıştır.
Silivri'de kadın tutsak sohbet hakkını kullanamıyor
Kasım ayı raporunda değindiğimiz son dönemlerde meydana gelen özgün tecrit durumları devam etmektedir: Alanya L Tipi Hapishanesinden Silivri 9 No’lu Kapalı Hapishanesi’ne sürgün edilen bir siyasi tutuklu kadın mahpus tek başına tutulmakta, kadın mahpus spora tek başına çıkabilmekte, bu anlamda sohbet hakkını da kullanamamaktadır. Mahpus kendisiyle benzer davalardan yargılanan kadınların olduğu hapishanelere gidebilmek için sevk başvurusu yapmışsa da herhangi bir olumlu yanıt gelmemiştir.
Kocaeli İnfaz Hakimliği tecridi 'hukuka' uygun buldu!
Geçtiğimiz raporlara yansıyan Kandıra 1 Nolu F Tipinde kalmakta olan kadın mahpuslardan ikisinin, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olmamalarına rağmen, tecrit içerisinde kalması durumu da devam etmektedir. Söz konusu kadınlarla görüşmeler yapılmış ardından platformumuz tarafından hukuki süreç başlatılmıştır. Kocaeli İnfaz Hakimliğine şikayet yapılmış ve hak ihlalinin ortadan kaldırılması talep edilmiştir. Kocaeli İnfaz Hakimliği söz konusu tecridin hukuka uygun olduğu iddiasıyla şikayetimizi reddetmiştir. Aynı zamanda Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına sorunlular hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, ilgili kişilerin işkence ve kötü muamele suçunu işledikleri belirtilmişse de bir cevap gelmiş değildir.
Tutsaklardan saha ve spora çıkmama kararı
Edirne’de de benzer bir durum yaşanmakta, aynı hücrede kalan 4 mahpusun, diğer hücrelerde kalanlarla ortak sohbet hakkı, spor hakkı ve sosyal aktivite hakkının idare tarafından 2017 Haziran ayından görüşmenin yapıldığı tarihe kadar kullandırılmadığı belirtilmiştir. Mahpuslar, diğer mahpuslarla bir araya gelme, spora çıkma ve sohbet hakları engellendiği için çim saha ve spora da çıkmama kararı aldıklarını belirtmişlerdir.
Tutuklu avukatlar tek kişilik koğuşlarda tutuluyor
Bolu’da tutuklu olarak bulunan Siirt Belediye Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan ve Ömerli Belediye Eşbaşkanı Süleyman Tekin ile ilgili de tecrit durumu söz konusudur. Aynı şekilde Silivri 9 Nolu Hapishanesinde tutulan meslektaşlarımız Av. Selçuk Kozağaçlı ve Av. Yaprak Türkmen ile yapılan görüşmelerde de aynı soruşturma dosyasındaki diğer avukatlardan farklı olarak tek kişilik koğuşta tutuldukları öğrenilmiştir.
Sağlık hakkına erişim sorunu sürüyor
Sağlık hakkına erişim konusundaki sıkıntılar halen devam etmektedir. Mahpusların rutin sağlık kontrollerine ve revire getirilmesi götürülmesi esnasında kelepçeleri çıkarılmamakta ve hekim önünde kelepçeli bir şekilde tedavi edilmeye zorlanmaktadır. Hekimlere bu hususun iletilmesi halinde büyük bir çoğunlukla hekimler güvenliklerini bahane ederek kelepçeli tedavi uygulamasında pay sahibi olmaktadır. Ayrıca revire çıkma, muayene olma, hastaneye götürülme gibi konularda ciddi sıkıntılar mevcuttur ve mahpusların sağlıkları bu nedenlerle tehdit altındadır. Hücre ve koğuşların durumu da sağlıklı yaşam sürdürmeye elverişli değildir. Temizlik, hava alma, güneş alma, ısınma gibi açılardan mahpuslar bir hayli zorlanmaktadır.
Malik Demirağaç felç olma noktasına getirildi
21 yaşında müebbet hapis cezasına mahkum olan Bandırma 2 Nolu T Tipinde hükümlü olarak bulunan Murat Saat kalp krizi geçirmiş ve ziyaretin gerçekleştiği gün hastanede bulunmaktaydı. Durumunun iyiye gittiği tarafımıza aktarılmıştı. Fakat 28.12.2017 tarihinde tekrar kaldırıldığı Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi’nde yaşamını yitirdiği öğrenilmiştir. Söz konusu tablo mahpusların yaşam hakkının korunması bakımından devletin yükümlülüklerini yerine getirmediğinin bir örneği olarak karşımıza çıkmıştır. Ayrıca Bandırma’da ağır hasta mahpuslar hastaneye randevu gününde götürülmediği için hastane tarafından geri gönderilmekte ve tedavi olamamaktadırlar. Bu mahpuslardan Vedat Cirasun beyinden göze gelen damar tıkanıklığı sebebiyle 8 aydır anjiyo olması gerekirken yapılmadığı için bir gözünü kaybetmiş, Malik Demirağaç’ın belinde ve kasığında bulunan fıtık sebebiyle tedavi edilmediği için ayağı felç noktasına gelmiştir.
Tekirdağ'da yatak talebi karşılanmıyor
Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Hapishanesinde mahpuslar muayene ve tedavi amacıyla revire ve kurumda bulunan diş hekimine çıkarılmamaktadırlar. Mahpuslar mevcut tedavilerini sürdürebilmek için ilaç yazdırmak amacıyla dahi revire çıkarılmamaktadırlar. Diş hekimliğine çıkarılmamaya, sürekli bir şekilde araç ve gereçlerin bozuk olması gerekçe gösterilmektedir. Hastaneye sevk edilen siyasi mahpuslar da keyfi bir şekilde hastaneye götürülmemektedirler. Bel fıtığı gibi önemli sağlık problemleri olan mahpusların uygun yatak talepleri dahi karşılanmamaktadır.
Silivri 5 Nolu'da ırkçılarla devrimci tutsaklar aynı ring aracında mahkemeye götürülüyor!
Silivri 5 Nolu Hapishanesinin F 8 bölümünde epilepsi hastalığı olan tutuklunun mahkemeye sunması için talep ettiği, hastalığına ilişkin rapor bu seferki ziyaretle 4 ayı aşkındır kendisine verilmemiştir. idarece kendisine hala cevap dahi verilmemiştir. Aynı hapishanede revire çıkma talebi 3-4 haftayı bulan gecikmelerle gerçekleştirilmekte. Revire ve mahkemeye getirilip götürülmelerde farklı görüşteki mahpusların aynı araçta tutulmaları söz konusu olup bu durum sözlü tartışmalara yer yer ise fiziksel şiddete varan tartışmalara dönüşmektedir. Bu tartışmalar sonucunda ise görevlilerce hakarete yer yer ise tartaklamaya varan hak ihlalleri olduğu belirtilmiştir.
Doktor kelepçeli muayene dayatıyor
Ayrıca hastane muayenesi sırasında kelepçe uygulaması vardır. Bu uygulama jandarma görevlisi ve doktorun birlikte karar vermesi ile gerçekleşmektedir. İdarece uygulanan prosedür ile mahpusların bu hukuka aykırı muayeneyi gerçekleştiren doktorun özlük ve sicil bilgilerine ulaşma imkanları bulunmamaktadır. Muayeneyi gerçekleştiren doktorların yaka kartlarının takılı olmadığı belirtilmiştir. Siyasi mahpusların uygulamayı kabul etmemesi nedeniyle muayene olamama durumu sıkça yaşanmaktadır.
Sara hastası tutsak tek kişinin dahi sığmakta zorlandığı hücrede tutuluyor
Kandıra 1 Nolu ve 2 Nolu F Tipi Hapishanesinde ise hastaneye gidiş geliş sırasında kullanılan ring aracı ile ilgili sorun devam etmektedir. Genel olarak kullanılan ring araçlarının dar, sağlıksız, havasız ve kışın soğuk, yazın sıcak olması sık sık eleştirilen bir konudur. Ancak buna ek olarak Kandıra’da ring aracının içerisinde de küçük hücreler yapılmıştır ve hastaneye gitmek isteyen mahpuslar bir kişinin bile sığmayacağı bu küçük bölmelere yerleştirilmek istenmektedir. Sırf bu ring içindeki bölmelerin sağlıksız oluşu nedeniyle birçok mahpus hastaneye gitmeyi reddetmekte bu da tedavi hakkına erişimi engellemektedir. Örneğin Kandıra F1’de kalan Leyla Kazak sara hastasıdır. Üç seferdir bu dar bölmelerden kaynaklı hastaneye gidememektedir.
Okmeydanı'na diş doktorları 'kelepçeyi çıkarmayın' diye uyarıyor!
Edirne Hapishanesinde görüşme yapılan mahpuslardan birinin kalp kapakçığının olmaması nedeni ile acil müdahale ve ameliyat olması gerekirken; götürüldüğü Edirne Devlet Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktoru tarafından muayene edilmemiş ve “otur, dinlen, geçer” şeklinde sözler sarf ederek hapishaneye geri gönderdiği belirtilmiştir. Aynı mahpusun, ani gelişen bayılmaları ve burun kanamaları nedeni ile Ağustos ayında Edirne Devlet Hastanesi acil servisinde yapılan muayenesinde hemotoloji bölümüne sevk edilmesine rağmen, bugüne kadar hapishane idaresi tarafından sevk işlemleri yapılmadığı belirtilmiştir. Ayrıca Kasım ayında hücre içinde burnundan kan aktığı ve tekrar bayıldığı, kendine geldiğinden ambulansın içinde olduğu, ancak ambulansın hareket etmediği ve hapishane kampüsü içinde beklediği, ambulans görevlisi doktorun yumrukla kafasına vurduğunu, bir süre sonra hapishaneye geri götürüldüğünü belirtmiştir. Bolu F Tipinde mahpusların revir ve hastaneye sevkleri ile ilgili keyfiyet devam etmektedir. Örneğin tutuklu ve hasta olan Ömerli Belediye Eşbaşkanı revire çıkmak için dilekçe yazdığını ve fakat ancak 20 gün sonra çıkarıldığını belirtmiştir; ve yine hastaneye götürüldüğünde tahlil sonuçları kendisine söylenmediğini ve hasta olmasına rağmen tarafına ilaç verilmediğini belirtmiştir. Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesinde kelepçeli muayene nedeni ile tedavi hakkının engellenmesi söz konusudur. Özellikle Okmeydanı Diş Hastanesindeki diş doktorlarının 'kelepçeyi çıkarmayın' uyarısı üzerine bu ihlalin çok fazla yaşandığı belirtilmiştir.
Adil yargılanma hakkının önemli bir parçası olan savunma hakkı uluslararası standartlara uygun olarak yasalarda garanti altına alınmıştır. Ancak KHK’ler aracılığı ile söz konusu yasal güvenceler bir kısım mahpus gurubu bakımından ortadan kaldırılmıştır. 23 Temmuz 2016 tarihinde çıkarılan 667 sayılı OHAL kararnamesi ile bir kısım tutuklular açısından sınırlama getirilirken, 29 Ekim 2016 tarihli 676 Sayılı KHK ile hükümlüler nezdinde genişletilmiştir.
Avukat görüşmesi sesli kayıt altına alınıyor
Bu KHK hükümleri, düzenlendikleri andan itibaren, bütün mahpuslar bakımından uygulanmamıştır. Ancak gittikçe daha fazla kişinin maruz kaldığı bu uygulama ile birlikte, avukat müvekkil gizliliği engellenmekte, avukatların mesleğini yapmalarının önüne geçilmektedir. Ayrıca hak ihlallerinin raporlanması da zorlaşmaktadır. Kasım ayı itibariyle Silivri 9 Nolu Hapishanesinde TMK kapsamında yargılanmış olan iki mahpus için bu uygulamanın var olduğu ve gerekçesiz bir biçimde görüşün dinlenmesi ve kararlarının verildiğini gözlemlemek mümkündür. Silivri 9 Nolu Kapalı Hapishanesine getirildikleri Aralık 2015 tarihinden beri bu mahpusların avukat görüşmeleri sesli kayıt cihazı ve infaz koruma memuru aracılığı ile kayıt altına alınmakta ve denetlenmektedir.
Bolu'da 'intikamı', keyfi uygulamalar
Bolu’da da avukat ile mahpus görüşmesinin keyfi şekilde engellendiği bir vaka yaşanmıştır. İdarenin intikamcı ve keyfi davranışları avukat görüşmelerinde de devam etmiştir. Şöyle ki; avukatlardan biri öğlenden sonra Siirt Belediye Eşbaşkanının SEGBİS’le yapılan duruşmasına katılmış ve diğer avukat görüşmelere devam etmiştir. Saat 16.00 sıralarında SEGBİS odasından ayrılıp diğer iki müvekkili ile görüşmek istediğini belirten Avukat arkadaşımıza diğer Avukatın da görüşme odasından çıkarıldığı, 'havalandırma kapılarının kapatılma saati olduğundan' avukatların görüşmelerinin sonlandırıldığı belirtilmiştir. Söz konusu durum üzerine Müdürle konuşmak istediğini belirten avukat, x-ray cihazının olduğu kısımda tutulmuştur. Savcı ile görüştüğünü belirten ve bir süre beklemesi istenen avukatla Müdür 25 dakikayı aşkın süre sonra görüşebilmiştir. Söz konusu durumun hukuka aykırı olduğu, görüşmenin bu şekilde sonlandırılamayacağı, nitekim müvekkillerinden birinin AYM başvurusu olduğu ve süreli olduğu için hak kaybına sebebiyet vereceği belirtilmişse de 2. Müdür buna hakkı olduğunu belirterek (istediği zaman avukat görüşmesini bitirebileceğini belirtmek suretiyle) 5’i 1 dakika geçmeyecek şeklindeki tehditvari söylem ve tavırlarıyla oradan ayrılmıştır. Müdürün bu haksız ve hukuksuz tutumu karşısında yarım saatlik bir zaman kaybolduğundan meslektaşımız 2 kişi ile değil sadece 1 kişi ile görüşebilmiştir. Cezaevi çıkışı sonrasında avukatlar bu duruma dair tutanak tutmuş olup, müdürün bu tavrı sebebiyle hakkında görevi kötüye kullanmaktan suç duyurusunda bulunacaktır.
Dilekçe ve mektupların akıbeti bilinmiyor
Mahpusların adalete erişim ile ilgili yaşadıkları sorunlardan biri de verdikleri dilekçelerin işleme alınmaması, kaybedilmesi veya ilgili yere gönderilmemesidir. Mahpusların dilekçelerini gönderebilmeleri, taleplerini ve başvurularını zamanında iletebilmeleri çok önemlidir. Aksi halde özellikle süreli işlerde ciddi hak kayıpları gündeme gelebilmektedir. Örneğin, Tekirdağ 2 Nolu F Tipinde mahpuslar, infaz hakimliği, TBMM İnsan Hakları Komisyonu gibi resmi kurum ve kuruluşlara gönderdikleri dilekçe ve mektupların akıbetini öğrenememektedirler.
Görüşlere keyfi kısıtlamalar getiriliyor
Mahpusların dışardaki koşullarına en yakın şekilde tutulması ve bu çerçevede ailesi ve sosyal çevresi ile bağının istikrarlı bir biçimde sağlanabilmesi bakımından devletin aktif yükümlülükleri söz konusudur. Bu aktif yükümlülükler çerçevesinde hapsetmenin alternatiflerinin bile tartışılmaya başlandığı günümüzde ne yazık mevcut uygulamalar geri bir hal almıştır. Aktif yükümlülükler bir yana meşru amaca dayanılmaksızın, tamamen keyfi olarak mahpusların aile ve diğer yakınlarıyla görüşmelerine kısıtlamalar getirilmektedir. OHAL KHK’leri ile gündeme gelen bir diğer kısıtlama ise yakınların ziyaret ve aile ile telefon görüş hakkına dairdir. KHK’lerdan önce ağırlaştırılmış müebbet hükümlüleri hariç tüm mahpusların ailesi ile haftada bir telefon görüş hakkı varken, şu anda TMK kapsamında yargılanmakta olan kişilerin hakkı 2 haftada bire düşürülmüştür. Kasım ayı boyunca yapılan ziyaretlerde tutuklular bakımından bu uygulamanın hemen her hapishanede var olmaya devam tespit edilmiştir.
Arkadaş görüşleri tamamen ortadan kaldırıldı
Ziyaretler bakımından da kısıtlamalar söz konusudur. Aile ziyaretleri 2. dereceden akrabalarla sınırlandırılmış, arkadaş görüşleri tamamen ortadan kaldırılmıştır. Aynı zamanda bazı hapishanelerde açık görüşlerin 2 ayda bir gerçekleştirilmesi söz konusudur. Kasım ayı boyunca ziyaret edilen hapishanelerin çok büyük bir kısmında arkadaş görüşlerinin TMK kapsamında yargılanan tutuklular bakımından mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesinde arkadaş görüş yasağı sadece açık görüşler bakımından hükümlülere de uygulanmaktadır. Çok sayıda hapishanede tutukluların açık görüş hakkından 2 ayda bir yararlanabildiği tespit edilmiştir. Silivri 9 Nolu Kapalı Hapishanesinde bulunan kadın siyasi mahpus bakımından özgün bir durum söz konusudur. Gözaltına alındığında üzerinde bulunan başka isimli bir kimlik nedeniyle hapishane işlemeleri de bu isim ile gerçekleştirilmiş. Mahpusun gerçek kimliğini beyan etmesine rağmen resmi olarak kimlik bilgilerinin sisteme kaydı sağlanmamakta, bu nedenle aile görüşü tamamen engellenmektedir. Daha önceki raporlarımıza da yansıyan telefon görüşmelerindeki tekmil dayatması Bolu’da devam etmektedir. Bu zorlamaya karşı çıkan mahpuslar yaklaşık 3 ayı akın süredir yakınları ile telefon görüşmesi yapamamakta, arayıp tekmil vermedikleri zaman telefon bağlantısı kesilmektedir.
Mektup şikayetleri yaygınlaştı
Mahpusların en önemli iletişim araçlarından birisi mektuplardır. Mahpuslar çoğu zaman yakınlarıyla mektuplar aracılığı ile görüşmekte, şikayetlerini, taleplerinin mektuplar aracılığı ile gündeme getirmektedir. Bu anlamda mektup hakkı bir mahpusun haberleşme ve bilgi edinme hakkının, buna bağlı olarak ifade özgürlüğünün en önemli teminatıdır. Hatta mektup hakkı mahpusun adalete erişimi için de son derece önemlidir. Ne yazık ki OHAL ile beraber bu konuda şikayetler bir hayli yaygınlaşmıştır.
Bandırma'da mektuplar 3 ay sonra ulaşıyor
Bandırma T-2 Hapishanesinde bulunan 2 mahpusun HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a gönderdikleri mektuplara el konulmuştur. Silivri 5 Nolu Hapishanesinde benzer şekilde mektupların muhataplarına ulaştırılmaması sıkça yaşanan bir durumdur. Özellikle mahpuslar tarafından yakınlarına, avukatlarına ya da insan hakları örgütlerine hitaben yazılan ve hapishanedeki uygulamaları eleştiren yazılar “hapishane personelinin hedef gösterilmesi”, “hapishaneye dair yalan beyanda bulunma” gibi gerekçelerle ilgililere ulaştırılmamaktadır. Silivri 5 Nolu Hapishanede OHAL gerekçe gösterilerek, mektup sınırlandırılması sonucu, haftalık yalnız 1 gün mektuba izin verilmektedir. Tekirdağ 1 Nolu F Tipinde normal posta pullu mektuplar gönderilmemekte; dışardan mahpuslara gönderilen pullu mektuplar da kendilerine teslim edilmemektedir. İnfaz Hakimliği, TBMM İnsan Hakları Komisyonu gibi resmi kurum ve kuruluşlara gönderdikleri dilekçe ve mektupların da akıbetini öğrenememektedirler. Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Hapishanesi de mektupların çok geç muhatabına ulaştırıldığı yerlerden biridir. Örneğin bir mahpus tarafından Diyarbakır’a gönderilen bir faks tam 75 gün sonra muhataba ulaştırılmıştır. Hızlı iletişim için, acil durumlarda kullanılan bir araç olarak faksın bile 75 gün de yerine ulaşması vahimdir. Bandırma Hapishanelerinde de bazı mektupların 2-3 ay sonra muhataplarına ulaştığı belirtilmiştir.
Muhalif gazetelere engel
Hapishanelerde kitap ve gazete sınırlaması olup, bazı hapishanelerde hakkında toplatma kararı dahi bulunmayan bazı kitaplar ile Evrensel, Birgün, Özgürlükçü Demokrasi, Umut, Atılım vb. muhalif gazeteler, mahpusların tüm taleplerine rağmen hiçbir şekilde hapishaneye alınmamaktadır. Yayınlara ulaşım haberleşme hakkı ve ifade özgürlüğü bağlamında çok önemlidir. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un (CGTİHK) 62. maddesine göre mahkemelerde yasaklanmamış olması kaydıyla mahpuslar yayınlardan yararlanabilir. Kaldı ki bir kişinin haberleşme hakkının ve bununla bağlantılı olarak ifade özgülüğünün sınırlanması için belli kriterler söz konusudur. Mahpusların yayınlara erişimi bakımından da bu ilkeler yani, kanunilik, ölçülülük ve meşru amaca dayanma ilkelerinin gözetilmesi gerekir. Bu ilkelere ve CGTİHK’nın 62. maddesine aykırı uygulamalara sıkça rastlanmaktadır. Bandırma 2 Nolu T Tipi Hapishanesinde Seher isimli kitabın bandrolünün olmadığı gerekçesiyle hapishaneye alınmamıştır.
Silivri'de kitap ve dergilere el konuluyor
Silivri 9 Nolu Hapishanesi Marmara Bölgesi civarındaki hapishaneler içinde yayın engellemeleri konusunda en çok gündeme gelen yer olmuştur. Aralık ayında yapılan görüşmelerde avukatları ve yakınları tarafından kendisine gönderilen kitap, dergi ve diğer dokümantasyonların idarece 'inceleme' adı altında aylarca verilmediği, bu duruma ilişkin dilekçelere de cevap alamadıkları mahpuslar tarafından dile getirilmiştir. Silivri 5 Nolu L Tipi Hapishanesinde de benzer sorunlar vardır.
10 kitaptan biri veriliyor
Tekirdağ 2 Nolu F Tipinde dışarıdan mahpuslara gönderilen kitap ve dergiler yaklaşık sekiz aydır hiç bir şekilde kendilerine verilmemektedir. Mahpuslara istedikleri kitap ve dergileri 'dış kantin' aracılığıyla almaları dayatılsa da mahpusların dış kantinden talep ettikleri kitaplar 4-5 aydır kendilerine ulaştırılmamaktadır. Bu şekilde eğitim ve kendini geliştirme hakları engellenmektedir. Benzer bir tablo Tekirdağ 2 Nolu Tipi Hapishanesinde de söz konusudur. Dış kantinden 10 kitap sipariş eden bir mahpus gecikmeli olarak, ancak bir kitaba erişebilmektedirler.
5 kitap sınırlaması
Edirne’de hapishane idaresi tarafından, Özgürlükçü Demokrasi gazetesi günlük olarak kontrol edilmekte ve özellikle hapishaneler ile ilgili haberlerin veya politik mahpuslarla ilgili haberlerin varlığı halinde günü birlik yasaklama kararı verildiği, bu yasaklama kararının bütün politik mahpuslar için uygulandığı ve haftanın yaklaşık 3 ya da 4 günü idarenin keyfi değerlendirmesi ile mahpuslara verilmediği belirtilmiştir. Aynı hapishanede 06.11.2017 tarihinden itibaren, kişi başına 20 kitap sınırlaması getirildiği, hapishane idaresi tarafından daha önce kontrol edilip, kaşelenerek verilen kitapların çoğunun toplandığı belirtilmiştir. Bolu F Tipi Hapishanesinde haklarında herhangi bir aleyhte mahkeme kararı olmamasına rağmen, Demokratik Modernite, Özgürlükçü Demokrasi gibi kimi gazete ve dergiler verilmemeye devam edilmektedir. Ayrıca her mahpus için koğuşta '5 kitap bulundurma' sınırlandırması söz konusudur.
Selçuk ve Yaprağa saat verilmiyor
2016 Mart ayında Diyarbakır’daki bir kısım mahpusun firarı gerekçe gösterilerek bir yazı yayınlanmıştır. Bu yazının ardından mahpusların çek bas sapları kısaltılmış, temizlik eşyaları (kova, çöp sepeti, leğen vs.) toplanmıştır. Şu anda mahpuslar hijyen ve bu anlamda sağlık hakkı ile doğrudan ilgili olan bu eşyaları hücre ve koğuşlarda sınırlı sayıda bulundurabilmektedirler. Zaten bel fıtığı gibi hastalıkların çok yoğun yaşandığı hapishanelerde fırça ve çek bas saplarının kısalığı ciddi bir sorundur. Kalabalık koğuşlarda tek bir leğende çamaşırların yıkanması da ciddi sağlık risklerini beraberinde getirmektedir. Son dönem mahpusların sosyal yaşamlarını, iletişim haklarını engelleyecek birçok el koyma olayı yaşanmıştır. Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesinde kargoyla mahpuslara gelen koliler teslim edilmemekte, görüşe gelen ailelerin getirdikleri kışlık kıyafetler dahi kendilerine verilmemektedir. Silivri 9 Nolu Hapishanesinde kalan ve tecrit içinde tutulan Av. Selçuk Kozağaçlı ile Av. Yaprak Türkmen’in hücresinde ne duvarda bir saat bulunuyor ne de kişisel saatleri verilmiyor. Bu durum sık sık saat sormalarına ve günlük planlamalarının aksamasına sebebiyet vermektedir.
Yaygın insan hakları ihlali yaşanıyor
OHAL’in ilanı ile birlikte infaz yakmaların (TMK 17. madde gereğince, 3 kere 'hücre cezası' almış olan siyasi mahpusların koşullu salıverilmeden yararlandırılmaması) hız kazandığı ve şimdilerde dorukta olduğu gözlemlenmiştir. Siyasi mahpusların tüm hapis hayatı boyunca 3 kere hücre cezası alması halinde koşullu salıverilmeden yararlanamaması ve hak ederek tahliye tarihini beklemek zorunda kalması birçok hapishanede yaygın bir insan hakkı ihlali olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle koşullu salıverilme tarihi yaklaşmış mahpusların infazı yakılmaktadır. Yasaya ve usule uymayan disiplin soruşturmalarıyla verilen hücre cezalarına dayanarak infazların yakılması otoritenin infaz sistemini ve uygulamasını teşhir eder niteliktedir.
Selahattin Demirtaş'ın mektuplarına el konuldu
Tekirdağ 2 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde hapishanelerde uygulanan tecrit uygulamalarını protesto etmek amacıyla slogan atan 25 mahpus hakkında disiplin soruşturması açılmıştır. Ayrıca Tekirdağ 1 Nolu T Tipi Hapishanesindeki en önemli güncel sorun, yıllardır hapis tutulan mahpusların şartlı tahliye tarihleri gelmesine rağmen, serbest bırakılmayarak özgürlük haklarının gasp edilmesidir. Söz konusu kişilerin, geçmişte üç kez hücre hapsi şeklinde disiplin cezası aldıkları gerekçe gösterilerek, şartlı tahliye olma hakları engellenmeye ya da mümkün olduğu kadar geciktirilmeye çalışılmaktadır. Üstelik mahpusların, kendilerine verilmiş olan bu haksız, hukuksuz disiplin cezalarını “kanun yararına bozma” yoluna giderek iptal etmiş olmaları da bir şey değiştirmemektedir. İki mahpus bu nedenle, tahliye olmaları gereken tarihten çok sonra tahliye edilmişlerdir. Bandırma T-2 Hapishanesinde HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a gönderdikleri mektuplara el konulan 2 mahpusa aynı zamanda ve mektupların içeriğinde yer alan alıntıların yasak kitaplardan yapıldığı gerekçesiyle 1 gün hücre cezası verilmiştir.
Edirne'de ceza yağdı
Edirne’de akşam sayımında havalandırma oturma eylemi yapan mahpuslara 1’er gülük hücre cezası verildiği belirtilmiştir. Mahpusların 11 aylık tutukluluk süresine göre 19 yıl 5 ay ziyaretçi yasağı, 4 buçuk yıl iletişim cezası, 120 gün hücre cezasının olduğunu belirtmiştir. Disiplin cezalarının iptali talebi ile yaptıkları başvuruların reddedildiğini beyan etmişlerdir. Ayrıca 19 aralık tarihinde Hayata Dönüş Operasyonu anması için havalandırmada marş söyleyen mahpuslara da, “gereksiz marş söyleme; kurumda korku, kaygı, panik yaratacak eylemlerde bulunma” gerekçeleriyle 15 gün hücre cezası verildiği, hapishane kantininden satın alınan ve mahpusların kitap çalışmaları yatığı el yazması defterlere idare tarafından “hapishaneye girmesi yasak olan malzemelerin sokulması” gerekçesi ile 11 günlük hücre cezası verildiği belirtilmiştir. Aynı hapishanede girişte çıplak aramaya izin vermeyen tutsağa 1 ay ziyaretçi yasağı verildiği belirtilmiştir.
Kandıra'da kameraların üzerini örten tutsaklara iletişimden men cezası
Kandıra 2 Nolu F Tipi Hapishanesinde kameraların üzerinin kapandığı gerekçesiyle iletişimden men cezası verilmiştir. Bolu F Tipi Hapishanesinde de hükümlü ve tutukluların hapishane uygulamalarına karşı yaptıkları hukuki ve idari başvurular, “örgütlü ve organize hareket edildiği” gerekçesi ile disiplin soruşturmalarına konu yapılmaktadır. Örneğin mahpusların yapmış olduğu 3 günlük açlık grevine ilişkin olarak haklarında disiplin soruşturması başlatılmış ve herkese 3 aylık görüş yasağı verilmiştir. Söz konusu yasağa ilişkin olarak mahpuslar itiraz haklarını kullanmıştı. Görüş yasağına ilişkin yasağın infaza gittiği mahpuslarca dile getirilmiştir.
Sevk ve sürgünler arttı
Mart 2016’dan beri hapishanelerde mahpusların istemi dışında sevk (sürgün) olayları artmıştır. OHAL’den sonra güvenlik, yer doluluğu gibi gerekçelerle sürgün sayısı hızla artmıştır. Bu artış halen devam etmektedir. Bir ay içerisinde üç farklı hapishaneye sürgün edilen mahpus olmuştur. Bu sürgünlerin başlangıcı baskın şeklinde mahpusların gece saatlerinde hücreden alınması şeklinde olmakta, çoğu zaman mahpusun eşyalarını yayına almasına bile fırsat verilmemektedir. Mahpuslar kötü, havasız ring araçlarında uzun süreler yolculuk yapmaktadırlar. Bu çerçevede sevkler başlı başına bir işkence halini almıştır. Aynı zamanda çoğu mahpus bu sürgünler sonucu ailesinden çok uzak yerlere götürülmüştür. Özellikle ailesinin ekonomik durumu iyi değilse ya da ailesinde hastalık, küçük çocuk gibi durumlar varsa mahpuslar aylarca yakınlarıyla görüşmemektedir. Söz konusu sevkler tutukluları da kapsamaktadır. Kişiler yargılandıkları mahkemelerden çok uzağa götürülmekte ve avukatıyla görüşmede, mahkemeye gidiş gelişte sıkıntılar yaşamaktadır.
Tutsaklara eşyaları verilmiyor
Edirne F Tipi Hapishanesinde 06.11.2017 tarihinde 20 kişi Bünyan 2 Nolu T tipi Hapishanesine, 19 Aralık 2017 tarihinde ise 10 kişi Tarsus Hapishanesine sürgün edilmiştir. Kişilerin Edirne Hapishanesinden sürgünleri, öncesinde haber verilmeksizin sabaha karşı saat 04.00 sıralarında hücrelere yapılan baskınlarla gerçekleştirilmiş ve “sadece günü birlik kullanabilecekleri eşyalarının, ancak infaz koruma memurları tarafından toparlanması halinde alınmasına izin verileceği, bunlar dışında kalan eşyalarının daha sonradan sürgün edilecekleri hapishanelere gönderileceği” belirtildiği beyan edilmiştir. İnfaz koruma memurları tarafından, sürgün edilen mahpusların acil eşyaları basit çöp poşetlerine doldurulduğu ve çöp poşetlerinin daha hücre içinde iken yırtılması nedeni ile çoğu mahpusun kıyafetleri de dahil birçok eşyasını alamadığı, özellikle uzun yıllardır hapishanede olan mahpusların el yazması not, defter ve kitap taslak çalışmalarına el konulduğu belirtilmiştir. Sürgün edilen mahpusların geri kalan eşyalarının bir kısmının hapishane idaresi tarafından poşetlendiği ve mahpuslara gönderileceği beyan edilmesine rağmen, haftalarca koridorlarda bekletildiği ve poşetlerin yırtılması sebebiyle çöpe atıldığı; bir kısmının sürgüne edilen hapishanelere gönderilmesine rağmen mahpusların adının yazılmaması yada sürgün edildikleri hapishane isim ve adreslerinin yanlış yazılması sebebiyle iade edildiği ve bu taşıma sırasında kullanılamaz hale gelerek çöpe atıldığı belirtilmiştir. Sürgün edilen mahpuslar için asıl önemli olanın, uzun yıllar kısıtlı imkanlarla büyük emek vererek hazırladıkları kitap çalışmalarının hapishane idaresi tarafından kontrol edileceği gerekçesi ile el konulması ve ardından mahpuslara verilmemesi olduğu belirtilmiştir.
Bolu'da gece yarısı baskınları
Bolu F Tipi Hapishanesinde 20 Ekim 2017 tarihinde 28 siyasi mahpusun odasına gece yarısı baskın yapılarak ve kişisel eşyalarını almalarına müsaade edilmeksizin Kayseri’ye sürgün edilmiştir. Kalabalık koğuşlar Birçok raporumuzda yer verdiğimiz, özellikle T tipi hapishaneler bakımından ciddi bir sorun haline gelen kalabalık koğuş uygulamaları devam etmektedir. Özellikle kışın gelmesi ve pencere açma koşullarının azalması ile berber kalabalık koğuşların insan sağlığına yönelik tehlike oluşturma durumu artmıştır. Bandırma’da 12 kişilik koğuşlarda 20 kişi kalmak zorunda kalan mahpuslar kış şartlarında daha da zorlanmaktadırlar. Üstelik 2 Nolu T Tipinde yaklaşık 30 mahpusun açık hapishaneye ayrılma hakkı kazandığı halde gönderilmediği aktarılmıştır. Silivri 5 Nolu L Tipinde görüşme yapılan mahpuslardan F 8’de kalanlar 7 kişinin kalabileceği koğuşta ranza sayılarının artırılarak 28 kişiye yakın kaldıklarını, bazı kişilerin ortak alanda uyumak zorunda kaldığını belirtmiştir. B 7 de kalanlar ise bu sayının 31 hatta 32 ye çıktığını belirtmişlerdir. Kandıra 2 Nolu T Tipi Hapishanesinde ise 8 kişilik koğuşta şu anda 23 kişi kalmaktadır.
Çok geniş bir toplumsal duyarlılığa ihtiyaç var
Söz konusu hak ihlallerinin yanı sıra geçtiğimiz ay hapishanelerle ilgili en çok tartışılmaya başlanan konu Tek Tip Elbise (TTE) uygulaması olmuştur. 696 sayılı KHK’nin 103. maddesiyle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna (CGTİHK) ek madde eklenmiştir. 696 sayılı KHK?nın 101. maddesinde ise CGTİHK’nin 'Ziyaretçi Kabulünden Yoksun Bırakma' başlıklı 43. maddesine ekleme yapılmış ve TTE’yi kabul etmeme durumlarında “ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezasının verileceği belirtilmiştir. CGTİHK’nin 48. maddesi çerçevesinde mahpuslara TTE’yi kabul etmedikleri için bir süre sonra daha üst cezalar verilmesi de mümkündür. Yukarıdaki tabloda açığa çıktığı gibi güvenlik uygulamaları adı altında hak ihlalleri artarak devam etmektedir. TTE uygulaması da bu sürecinde devamıdır. TTE uygulaması işkence ve kötü muamele yasağının, masumiyet karinesinin, ayrımcılık yasağının ihlalidir. Hukuk devleti olmanın bir gereği olarak, Anayasa’nın 90. maddesine göre kanun hükmünde olan uluslararası teamüllere uygun hareket edilmeli ve TTE’yi yasalaştıran KHK derhal geri çekilmelidir. Tarihsel olarak 12 Eylül döneminde göze çarpan TTE’nin geçmiş sonuçları çok ağır olmuştur. Aynı sonuçların yaşanmaması için çok geniş bir toplumsal duyarlılığa ihtiyaç vardır. "








