Karin Karakaşlı: 19 0cak’tan sonra ‘pusulamı’ kaybettim

  • 09:08 19 Ocak 2018
  • Güncel
Evrim Kepenek 
 
İSTANBUL - Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in 19 Ocak 2007'de katledilmesinin ardından pusulasını kaybetmiş birine dönüştüğünü belirten yazar Karin Karakaşlı, "Ülkenin gidişatı ile birlikte düşündüğümde, benim için her gün 19 Ocak" diyor.  
 
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in katledilmesinin üzerinden 11 yıl geçti.  Yüz bini aşkın kişinin akın ettiği ve adeta sessiz çığlığa dönüşen Agos Gazetesi önündeki ilk vedası ile umudun, barışın, eşit yaşamın, özgürlüğün ve "güvercin tedirginliği"nin öğretilerini arkasında miras bırakıp giden Hrant, bugünlere denk düşen söylemleri ile yol gösterici olmaya devam ediyor.  
 
Hrant, "Ya ben tehlikeyi çok sevdim, ya tehlike beni. Ama inanılmaz derecede de masumdum" cümlesi ile kendisine çok görülen özgürlüğü, "Ermeni kimliğini 1915 mezarlarının arasında aramamak Iâzım. Ben acımı her gün içimde taşıyorum" diyerek soykırım devamlılığını hatırlatıyordu... Bitmiyor, Hrant faşizmin yüzüne "Evet, biz ErmeniIerin bu topraklarda gözü var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin. Bu toprakları alıp gitmek için değil. Bu toprakların gelip dibine gömülmemek için" diye haykırıyordu… 
 
Hrant'ın geride bıraktıkları sadece sözleri, yazıları değil elbette. Eşi Rakel, çocukları ve torunlarının hemen yanında biri daha var. Tıpkı Hrant gibi, yazıları ve kimliği ile kendini var etmeye çalışan, hayatın rutin akışından sıyrılarak kendi rotasını çizen ve edebiyat dünyasına katılan Karin Karakaşlı… Hran’ın dostu, arkadaşı, yoldaşı… 
 
Heyecanlı, naif, mutlu…
 
Gençlik Kitapevi'nin 1995 yılındaki öykü yarışmasında ödül alınca Karin'i ilk arayanlardan biri Hrant'tı. O günü, "Bir erkek aradı, adı Fırat mı Hrant mı tam anlamadım. O zamanlar çok bilmiyorum. Bu kişi, tebrik etmek istediğini söyledi. Sonra ödül törenine geldi. Bir gazete kurmak istediklerini, kültür sanat sayfasına beni çağırabileceklerini söyledi. Sonra baktım gerçekten gazetenin içindeyim. Haberler yazıyorum, basın taramaları yapıyorum. Yazı işleri birinci sayfa derken orası benim için gerçek bir okul oldu" diye anlatan Karin,  2003 yılına kadar gazete ile geçen zamanı, "Heyecanlı, naif, umutlu ve öğrenme yılları" olarak tanımlıyor. 
 
'Hrant'ı kaybedeceğimiz aklıma gelmezdi'
 
Karin için, 2003'den sonraki yıllar ise, "Gölgeli yıllar." Çünkü, tam o günlerde,  Hrant, hedef gösterilmeye ve medya tarafından linç edilmeye başlanırken, değişen siyasi konjonktürle gazeteye beraber baskılar artıyor. Karin'in tabiri ile "En yakınındakilere dahi belli etmese de" tehlikenin adım adım geldiği o günlerde Karin, Hrant'ın katledilebileceğini aklına bile getirmiyor. 
 
"Kardeşim yok. Ama bir gün annem ve babam ölürse yalnız kalmam çünkü yanımda Hrant olur diye düşünürdüm. Ama Hrant'ın kayboluşunu düşünmezdim" diyen Karin, 19 Ocak'ın ardından kendisi için bir dönemin kapandığını söylüyor. 
 
'Yüzüne bakabileceğim şekilde yazmaya gayret ediyorum'
 
Hrant katledildikten sonra kendisine "Onun aramızdan alanların ortaya çıkardığı kan ve nefret benim kalemime sıçramayacak" diye söz verdiğini söyleyen Karin, "Yazılarımda en çok buna dikkat ediyorum. Hrant’ın yüzüne bakabileceğim yazılar yazmak istiyorum. Kalemimden, nefret, kan akmasın istiyorum. 'Siz' diye ayırmak istemiyorum. Onun gibi, bütünleştirici ve barış içeren yazıları kaleme almaya özen gösteriyorum. Ondan sonra benim kendime verdiğim söz bu" diyor.   
 
'Pusulamı kaybettim' 
 
Hrant'ın hayattaki duruş ve perspektifine göre kendisini hizaladığını anlatan Karin, "Pusulamı kaybetmiş gibi oldum. Halen de öyle. Bugünkü halimi, yaptıklarımı, yazdıklarımı görmesini çok isterdim.  Onun gidişinin ardından ülkede daha zor dönemler oldu. Ülkenin gidişatı ile beraber düşündüğümüzde benim için her gün 19 Ocak gibi. Öyle hissediyorum" diye kaydediyor.
 
‘Günlük hayatın kendisi direnişe dönüşüyor'
 
2007 yılındaki ilk cenaze törenine yüz binlerce insanın kendi acısını alarak geldiğini söyleyen Karin, "Halklar kendilerine yönelik yok sayışları, haksızlıkları sırtlayıp o gün o törene geldiler. Acıda bir araya geldik. Hepimiz içgüdüsel olarak birbirimize sığındık. Elbette o güne kadar her şey güllük gülistanlık değildi ülkede. O günler bugünlerin habercisi gibiydi. Bugün de,  faşizmin olduğu her yerde günlük hayatın kendisi direnişe dönüşüyor" vurgusu yapıyor. 
 
‘Can alıcı terfiler yaşandı'
 
Hrant katledilmeden önce Trabzon ve İstanbul emniyetinin bunu bilindiğini ve cinayette sorumluluğu olanların şuan yargılandığı davanın tiyatro sahnesini andırdığını söyleyen Karin, son olarak şuna dikkat çekiyor: "O dönemler asıl sorumlular ortaya çıkartılmadığı gibi can alıcı terfiler de yaşandı. Bu dava dahi bize ne kadar yoldan çıkıldığını, haktan hukuktan ne kadar uzaklaşıldığını gösteriyor. Katliamın boyutları ise bugün bu ülkede yaşananların arka yüzünü gösteriyor.”