12 Eylül tanığı: 'Tek tipe' karşı sokağa çıkma zamanı

  • 09:04 22 Ocak 2018
  • Güncel
Beritan Canözer
 
İSTANBUL - "Hiç bir tutsak o tek tipin içine girmeyi kabul etmedi ve sonuna kadar direndi. Eğer elbiseyi giymeyi kabul etseydik, irademizi teslim almış olacaklardı ve bu bizim için en ağır işkenceydi" diyen Emine Turgut, 12 Eylül sürecinde tanık olduğu hak ihlallerini anlatıyor. Emine, tutsak aileleri başta olmak tüm duyarlı kesimleri "tek tipe” karşı direnişe çağırıyor.   
 
Çıkarılan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'ye (KHK) göre, 5275 sayılı "Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanu"na eklenen maddeyle, "Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunanlara, duruşmaya sevk nedeniyle ceza infaz kurumu dışına çıkarılmaları durumunda, ceza infaz kurumu idaresince verilen giysileri giyme zorunluluğu" getirilmesinin duyurulmasının ardından tutsaklar "tek tip" kıyafeti giymeyeceklerini açıkladı. Tutsak ailelerin de direnişe destek verdiği "tek tip" dayatması, hafızalara 12 Eylül darbesini ve o dönem dayatılan tek tip işkencesini getirdi. 12 Eylül sürecinde cezaevinde olan Emine Turgut (55) yaşadıklarını anlatırken, tüm halklardan yalnızca tutsakların yanında olmalarını istedi. 
 
'Doğa bile düşmandı bize'
 
Emine, 38 yıl geçmesine rağmen o günlerin izlerini hala taşıyor. "Zaman ne kadar geçerse geçsin, hala orada gibiyim" diyen Emine, hiçbir sözün, kelimenin o günleri anlatmaya yetmeyeceğini söylüyor. İşkence gördükleri günlerde havanın soğuk olmasından kaynaklı işkence etkisinin 4 kat arttığını belirten Emine, "Doğa bile düşmandı bize" diye ekliyor. Erkek kadın demeden herkesin işkence tezgahından geçtiğini ifade eden Emine, "Biz kadın erkek eşitliğini en çok o zamanlar gördük. Bir kadın ve erkeğin ancak ideolojik ve örgütlü duruşundan dolayı işkence görürken eşit olabileceğini öğrendik" diyor. 
 
'Direniyor olmamız da onlar için işkenceydi'
 
Yaşadıklarını vahşet olarak ele alan Emine, dışkı sularında, beton yığınlarının üzerinde, hücrelerde, tuvaletlerde, kış aylarında avlularda, bodrum katlarında ve daha birçok yerde işkenceden geçtiklerini belirtti. İşkence gördükleri yerler değişse de işkence biçiminin değişmediğinin altını çizen Emine, "Çırılçıplak soyup önce su döküp sonra elektrik verirlerdi. Tecavüz ederlerdi. Daha hatırlamak istemediğim ama hepinizin çok iyi bildiği en ağır ve en vahşi işkenceleri gördük" diye anlattı. Şimdilerde cezaevlerinde yeniden o yılların yaşatılmak istendiğini vurgulayan Emine, "Evet işkence gördük ama bir o kadar da direndik. İşkenceyi direndiğimiz için gördük zaten. Direnmesek de işkenceyi uygulayacaklardı fakat direniyor olmamızı, boyun eğmiyor olmamızı görmek onlara için ayrı bir işkenceydi" diye konuşuyor.  
 
'Bugün dışarıdayız, yarın cezaevinde olabiliriz'
 
O dönem kadınlara böyle bir dayatma olmasa da, kadın tutsakların da direndiğini belirten Emine şöyle devam ediyor: "Tek tip kıyafeti giydirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Hiç bir tutsak o tek tipin içine girmeyi kabul etmedi ve sonuna kadar direndi. Eğer elbiseyi giymeyi kabul etseydik, irademizi teslim almış olacaklardı ve bu bizim için en ağır işkenceydi. Bu konuda en fazla sorumluluk ailelere düşüyor şimdi. Yalnızca çocukları cezaevinde olan anneler değil, çocuklarının cezaevine girme ihtimali olan anneler de direnmeli. Bu ülkede kimsenin garantisi yok. Bugün dışarıdayız ama cezaevine girme ihtimali hepimiz için yüksek. Ne yazık ki böyle bir ülkede yaşıyoruz."  
 
'Tek tip elbiseleri yırtıp atabiliriz'
 
Dışarıdakilerin cezaevindeki tutsaklar için sorumluluk alması gerektiğini söyleyen Emine, anca bu şekilde baskıların azaltılabileceğini vurguladı. Emine, "Hepimizin artık canını ortaya koyması gerekiyor. 12 Eylül faşizmini içeride, dışarıda, her yerde direnerek yendik ve yine beraber direnerek, mücadeleyi büyüterek 'tek tip' elbiseleri yırtıp atabiliriz. O elbiselerin bugün tutsaklara giydirilmesi demek yarın sokakta bizim de tek tiplere mahkum olması demektir. Herkesin bu süreçte üzerine düşeni yapması gerekiyor. 12 Eylül dönemini yeniden yaşatmak isteyenlere inat bizler direnmeliyiz" diyor. 
 
'Dil, din, ırk ayrımı yapmadan direnmeliyiz'
 
Gerekirse cezaevlerinin önünde çadır kurularak nöbet alınması gerektiğini söyleyen Emine, "Şimdi çocuklarımız, yoldaşlarımız içeride direnişe geçerse biz evlerimizde oturup televizyonlardan izlemekle yetinmemeliyiz. Artık sosyal medyadan da ülke kurtarılmıyor. Sokağa çıkma, zılgıt çalma, direnme zamanı. Yarın çok geç olmadan bu işkencelere beraber son verelim. Dil, din, ırk ayrımı yapmadan direnmeliyiz" şeklinde çağrı yapıyor.