'Yasalardaki değişiklikler çocuk istismarının önünü açıyor'

  • 15:00 23 Ocak 2018
  • Güncel
İSTANBUL - Sağlık örgütleri 115 çocuğunun cinsel istismar sonucu gebe kalmasına ilişkin yaptığı açıklamada, çocukları istismara açık hale getirenin, yasal düzenlemelerdeki değişiklikler olduğu vurgulandı.
 
İstanbul'da bulunan Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesi'nde 115 çocuğun cinsel istismar sonucu gebe kalmasının ortaya çıkmasının ardından tepkiler gelmeye devam ediyor. İstanbul Tabip Odası (İTO) öncülüğünde bir araya gelen sağlık örgütleri erken gebelikler ve çocuk istismarıyla ilgili bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi. Toplantı İTO'nun Cağaloğlu'nda bulunan şubesinde düzenlendi. Türk Tabipler Birliği, Adli Tıp Uzmanları Derneği, Türkiye Psikiyatr Derneği'nin de dahil olduğu toplantının gerçekleştirildiği salona "Devlet politikaları çocukların haklarına ihanet etmemelidir" yazılı pankart asıldı.
 
'Her bireyin kendi hakkı vardır ve saygı gösterilmesi gerekiyor'
 
Adli tıp uzmanlarından Lale Tırtıl, konuya ilişkin inceleme yaptıklarını söyleyerek, konunun çok yönlü olduğunu belirtti. Uluslararası Biotıp Sözleşmesi'nin uygulanması gerektiği konusunda sağlık çalışanlarına çağrı yapan Lale, "Her bireyin vücudu üzerinde kendi hakkı, kendi kararına saygı göstermesi gerekiyor. 18 yaş altı bireylerde kendi söylemleri ve kararları çok önemli, bunun sağlık çalışanları için bir adli sorundan önce sağlık sorunu olduğunun vurgulanması gerek. Biz de bu yönde tutum alacağız" dedi.
 
'Gebelik istismarın göstergesidir'
 
Ardından kurumlar adına ortak basın açıklamasını Raşit Tükel yaptı. İstismarın ortaya çıkışını hatırlatarak sözlerine başlayan Raşit, Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne değindi. Raşit, "Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen cinsel davranışlar istismar olarak kabul edilir. Çocukların yaşadıkları istismarı damgalanma, inanılmama korkuları, koruyucu sosyal sistemin eksikliği nedeniyle bildirmeleri güçtür. Çocuğun gebeliği cinsel istismarın güçlü göstergelerinden biridir" diye konuştu.
 
'Rakamlar istismarın boyutunu gösteriyor'
 
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre gebelik ve doğum sırasındaki komplikasyonların tüm dünyada 15-19 yaşları arasındaki kız çocuklarının en fazla görülen ölüm nedeni olduğunu söyleyen Raşit, "Sağlık Bakanlığı 2007-2017 yılları arasında, 17 yaş ve altındaki çocukların dünyaya getirdiği bebeklerden 2 bin 404'ünün bir gün yaşayamadan hayatını kaybettiğini açıklamıştır. 12-17 yaş arasındaki kız çocuklarının hamilelik döneminde hayatını kaybetme riski, 20-24 yaş arasındaki hamilelerin ölüm riskinden 5 kat fazla bulunmuştur" diye belirtti.  
 
'Değişiklikler çocukları korumanın önünde engel'
 
2013 yılında yapılan Türkiye Nüfus Araştırmaları verilerine dikkat çeken Reşit, her yüz çocuktan 60'nın kendisinden beş ya da on yaş büyük insanlarla evlendirildiğini ve 15-19 yaş arası çocukların yarısının dini nikah yaptığını söyledi. Raşit, "Son yıllarda Adalet ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlıkları, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açıklama ve uygulamaları, Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun verdiği yetkiyle müftülerin nikah kıymaya başlaması, dini nikâhın yaygınlaştırılmasına olanak veren Anayasa Mahkemesi kararları, Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişiklikler, çocukları istismardan koruyacak düzenlemeleri etkisiz kılmaktadır" ifadelerini kullandı.
 
Travma yaşanıyor
 
Ardından Prof. Dr. Yıldız Akvardır söz alarak erken yaşta bir çocuğun gebe kalmasının ya da evlenmesinin onun sosyal yaşantısını, okul yaşantısını, kendini geliştirmesini tümüyle engelleyen bir yerde durduğunu söyledi. Yıldız, "Travmaya ilişkin sorunlar sık yaşadığımız sorunlar. Tabi ki sadece kadınlar etkilenmiyor, o çocukların yetiştirdikleri çocuklar da etkiliyor. Gerek ruh sağlığının, gerek fiziksel sağlığın, gerek kadının, gerek çocuğun, gerek toplumun sağlığının iyiye gidebilmesi için erken yaşta evliliklerin engellemesi ve özellikle kız çocukların eğitiminin önünün açılması gerek" şeklinde konuştu. 
Basın toplantısı soru-cevap şeklinde devam etti. 
 
Suriyeli çocukların maruz bırakıldığı istismar sonucu hastanelere nasıl başvuracakları yönünde sorulan soruya cevap veren Raşit Tükel, "Suriyeliler eğer kimlik almadılarsa bu hastanelere başvurma imkanları yok. Ya da başka bir şehre gittilerse bu haktan yine mahkum kalıyorlar. O zaman kayıt dışı, 'merdiven altı' uygulamalara daha çok maruz kalıyorlar" dedi.