12 Eylül’de Mamak’ta direnen Ayten: Tek adamın istediği olmamalı!
- 09:04 25 Ocak 2018
- Güncel
Habibe Eren
ANKARA - 12 Eylül'de Mamak Cezaevi'nde işkenceye direnen Ayten Saçık, KHK ile yasallaşan tek tip dayatmasına karşı mücadele çağrısı yapıyor. “12 Eylül hiç bitmedi” diyen Ayten, “Dünyada hiçbir dikta süreklilik arz edemez. Mutlaka halklar kazanacak” diye belirtiyor.
696 sayılı son KHK ile de yasallaşan tek tip elbise dayatmasına karşı tepkiler büyüyor. Özellikle geçmiş yıllarda cezaevinde işkenceye maruz bırakılan yurttaşlar adeta o günlere geri dönerek, “Direnin” mesajı veriyor. 12 Eylül’de Devrimci Yol davasından tutuklanan ve 3 yıl boyunca Mamak Cezaevi’nde kalan Ayten Saçık da onlardan biri. Ayten, her türlü işkenceye maruz bırakıldıklarını ancak boyun eğmediklerini söylüyor ve ekliyor: “Şimdi de tek adamın istediği olmamalı.”
Siyasi faaliyetlerinden dolayı bir gece ev baskınıyla gözaltına alınan Ayten, gözü bağlı şekilde gözaltı aracında Ankara’da saatlerce dolaştırılıyor ve 60 gün boyunca birçok kişinin yaşamını yitirdiği ve çoğunun da sakat kaldığı Derin Araştırma Labaratuvarı (DAL) denilen işkence hücresinde tutuluyor.
‘Hoş geldin dayaklarıyla karşılandım’
“İşkencenin her türlüsü yapıldı” diyen Ayten, ardından 3 yıl tutsak kaldığı Mamak Cezaevi’nde yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
“DAL denilen yerlerde kimseden haber alınamıyordu. Ailem bana kırk gün sonra ulaşmış. 60 günün sonunda Mamak’a götürüldüm. Orada ‘hoş geldin’ dayakları ve işkenceleri başladı. Koğuşa götürüldüğümde tanıdık bir dolu sima ile karşılaştım. DAL’dan kurtulunca ‘Mamak iyidir’ diye düşünüyorsunuz ama asla öyle değil. İşkence orada da katmerlenerek devam etti.”
‘Meyve kasasından saz yapmıştık’
Tüm bu işkencelere rağmen tutsakların cezaevini bir kütüphaneye çevirdiğini ifade eden Ayten, “3 yıl boyunca kadınları götürdükleri tüm bloklarda kaldım. Lağım borularının olduğu ve içinde farelerin geçtiği bir koğuşta kaldım. Yine orada her türlü işkenceyi görüyorduk. Tüm saldırılara karşı direniyorduk. Her şey yasaktı ama biz o yasaklara başkaldırıyorduk. Mesela meyve kasasından saz yapmıştık adı Yaren’di. İşkencelerde elektriğe maruz kalmamıza rağmen leğene su doldurup elektrikle su ısıtıp banyo yapıyorduk. Yasak olmayan dönemlerde aldığımız şeker ve tuzları saklıyorduk. Zaten komün hayatı yaşıyorduk” diyor.
‘Ruhumuz özgürdü’
Saldırılara ve işkencelere rağmen, “ruhumuz çok özgürdü” diyen Ayten, tek tip dayatması olduğu dönem cezaevinde olmadığını, ama arkadaşlarının direndiğini söylüyor. “Tek tip döneminde orada kalan arkadaşlarımın anlatımına göre erkek arkadaşlar korkunç işkenceler görmüş” diyen Ayten, o dönemin sıkıyönetim komutanları ile Hitler’in yaptıklarının aynı olduğunu belirtiyor.
Ayten, KHK ile yeniden yasallaşan tek tip kıyafet dayatmasına ilişkin, “12 Eylül hiç bitmedi. 12 Eylül giderek katmerleniyor” diyor. Bu duruma karşı mutlaka bir direniş kıvılcımının yakılacağının altını çizen Ayten, tek tip kıyafetin bir işkence aracı olduğunu söylüyor.
‘Mutlaka kazanacağız!’
Tek tip kıyafet uygulamasına karşı mücadelenin büyütülmesi çağrısında bulunan Ayten, son olarak şöyle diyor:
“Hayatın her alanında tek tip zihniyetine karşı durmak gerekiyor. Tek adamın isteği olmamalı. Türkiye’de hep mücadele etmek zorunda bırakılıyoruz. Bizim de sadece ortaya koyacağımız canımız, onurumuz ve düşüncemiz var. Bir araya gelmek ve büyük bir yelpazeyi oluşturmak zorundayız. Mutlaka da kazanacağız. Dünyada hiçbir dikta süreklilik arz edemez. Mutlaka halklar kazanacak. Hepimizin bu çerçevede mücadele etmesi gerekiyor”








