Cumartesi Anneleri: Yaşadık biliyoruz, savaş ölüm demektir
- 14:10 27 Ocak 2018
- Güncel
İSTANBUL - Galatasaray Meydanı'nda 670'nci kez bir araya gelen Cumartesi Anneleri bu hafta da savaşa karşı barışı vurgularken, "Yaşadık, biliyoruz; savaş ölüm demektir!" dedi.
Cumartesi Anneleri 670'nci kez Galatasaray Meydanı'nda bir araya geldi. "Kayıplar belli failler nerede" pankartının açıldığı eylemde, pankartın üzerine kırmızı karanfiller ve beyaz tülbent bırakıldı, kayıpların fotoğrafları taşındı.
'Çözüm barış ve kardeşliktedir'
Eylemde ilk olarak 1995'te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız söz aldı. Sorunlara yönelik çözümün susturma ve katliam olamayacağına dikkat çeken Hanife, "Çözüm barış ve kardeşliktedir. Ne yazık ki ne siz bizim kardeşimiz olabilirsiniz ne de biz size kardeş diyebiliriz. Bizim düşmanımız bu ülkeyi yönetenler, bu ülkede zulüm yapanlardır" diye konuştu.
'Artık zalimlerinizi ortaya çıkarın'
"'Türkiye'de işkence yok' diyorlar. Bir anneye, bu abiye, bir kardeşe, bir eşe bundan iyi işkence mi olur. Bizi ne kadar öldürebileceksiniz" diye soran Hanife, devletin kendi ülkesindeki sorunu çözmeden başka ülkelerde barış aradığına işaret etti. Hanife, "Siz belki meydanlarda insanları kandırıyorsunuz ama bizi kandıramazsınız" dedi.
'Çocuklarımız ve torunlarımız burada olacak'
Ardından konuşan kaybedilen Mehmet Şirin Maltu'nun ablası Perihan Maltu da, "Biz ölülerimize mi sağlarımıza mı dua edeceğiz artık bilmiyoruz. Teker teker bu hasretle öleceğiz. Kemiklerimizi ve mezarlarımızı istiyoruz. Bizler bu meydanda olmazsak da çocuklarımız ve torunlarımız olacak" sözlerin kullandı.
Ardından eylem, 1980 yılında gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren'in hikayesini ablası İkbal Eren okumasıyla devam etti.
'Mehmet Ağabey en direngenimizdi'
Bu sabah yaşamını yitiren Cumartesi İnsanı Mehmet Demir'den söz ederek başladığı konuşmasını "'Kardeşimi bulamadım, annemin yüzüne bakamıyorum' diyen Mehmet ağabeyimizi, annesi Kesriye Demir'in ardından kaybetmenin derin acısı içindeyiz. Mehmet ağabey; sessiz, sakin ama en zor zamanlarda en direngenimizdi. Galatasaray'ı kaybetmemek için gösterdiğimiz direnişte onun önemli bir payı var" sözleriyle sürdürdü.
Abdurrahim Demir'in akıbetini sormaya devam edeceklerini kaydeden İkbal, "22 yıldır ısrarla söylüyoruz. Gözaltında kaybetmelere karşı Türkiye'deki resmi hoşgörü pratiği, insanlığa karşı işlenmiş ağır bir suçu cezasız bırakmakla kalmıyor, kaybedilen kişilerin ailelerini de işkenceye, insanlık dışı muameleye tabi tutuyor. Biz Demir ailesinin yaşadığı belirsizlik ve kesintisiz ıstırabın, maruz kaldıkları işkence ve insanlık dışı muamelenin tanıklarıyız. Mehmet Demir'i ve Kesriye Demir'i mücadelemizde yaşatacağız" diye konuştu.
'Savaş; kayıp demektir, savaş; zulüm demektir'
"Kayıp ailelerine yaşatılan bu işkence, şiddet ve savaş eksenli politikaların bir sonucudur" diyen İkbal sözlerinin devamında barış talebinde ısrarcı olacaklarının altını çizdi. İkbal sözlerini şöyle sürdürdü "Yaşadık, biliyoruz; savaş ölüm demektir. Savaş kayıp demektir, savaş zulüm demektir. Biz barış istiyoruz. Bütün sorunlarımızın ancak barış ortamında, konuşarak, dinleyerek, anlayarak çözülmesi mümkündür."
670'inci haftada şiddet ve çatışma ortamında insanlığa karşı suç olan savaşa dikkat çekmek için toplandıklarını söyleyen İkbal, "Bir çocuğun bile düşmanlaştırılarak nasıl ortadan kaldırıldığı unutulmasın diye buluştuk" ifadesini kullandı.
17 yaşındaki Mehmet Şirin Maltu'nun hikayesi
İkbal, 31 Ocak 1995 yılında kaybedilen 17 yaşındaki Mehmet Şirin Maltu'nun hikayesini anlattı. İkbal Mehmet Şirin'in Batman'ın Kozluk ilçesine bağlı on beş hanelik Zediya Mezrası'nda yaşadığını söyleyerek, "31 Ocak 1995 gecesi, aralarında asker, özel tim ve köy korucularının da bulunduğu güvenlik güçleri, panzerler eşliğinde Maltu ailesinin evine baskın yaptı. Kimlik kontrolü yapan askerler Mehmet Şirin Maltu'yu dışarı çıkardılar. Sabah 04.00'e kadar köydeki bütün evlerden, açık alanda işkence gören Mehmet Şirin Maltu'nun çığlıkları duyuldu. Ardından, Şirin'i alıp götürdüler" şeklinde konuştu.
'Bir daha haber alamadı'
Mehmet Şirin'in ertesi gün saat 12.00 civarında dört araç eşliğinde elleri, ayakları bağlı ve kafasına çuval geçirilmiş halde köye geri getirildiğini söyleyen İkbal, Mehmet Şirin'in kaybedilme hikayesine şöyle devam etti: "Açık alanda askerler tarafından saatlerce darp edildi. Ailesi ve köylüler; askerlerin ondan kendilerine yer göstermelerini istediğini ama onun sürekli 'bilmiyorum!' dediğini duydu. Askerler işkence sonucu ayakta duramaz hale gelen Mehmet Şirin Maltu'yu taşıyarak araca bindirip götürdüler. Aile baskına katılan Bekirhan ve Kozluk Jandarma Karakolu'na başvurdu ama onlara çocuklarının gözaltında olmadığı söylendi. Aynı tarihlerde Batman Komando Taburu'nda gözaltında tutulan bir kişi serbest bırakılınca Maltu ailesine, Mehmet Şirin'i taburda gördüğünü ve altı gün boyunca beraber gözaltında tutulduklarını anlattı."
Ailenin savcılığa başvurusunda soruşturma başlatmak için aile dışından iki şahit göstermesi istendiğini kaydeden İkbal, "Ama olaya tanık olanlar ağır baskı ortamında şahitlik yapamadı. Başvuruları sonuçsuz kalan aile Mehmet Şirin Maltu'dan bir daha haber alamadı" dedi.
İkbal sözlerinin devamında, "23 yıldır Sabriye Maltu'nun 'Oğluma ne olduğunu bilmek istiyorum. Başında dua edeceğim bir mezarım olsun istiyorum. Onu kaybedenlerin bize yaşattıkları bu zulmün hesabını vermesini istiyorum. Adalet istiyorum. Barış istiyorum. Hiç bir anne evlat acısı yaşamasın istiyorum' diyen sesi, onun taleplerini yerine getirmekle görevli olanlar tarafından karşılıksız bırakıldı" diye konuştu.
İkbal son olarak, Mehmet Şirin akıbetini sormaya devam edeceklerini ifade etti.
Açıklamanın ardından eylem sona erdi.








