Karin Karakaşlı ile Pazar sohbeti: Yazı, doğası gereği muhaliftir…
- 09:04 4 Şubat 2018
- Güncel
Evrim Kepenek
İSTANBUL - “Kalemimi küstürmeme derdindeyim. Nefretin dilini kurmamaya özen gösteriyorum” diyen Karin Karakaşlı, kaleminden dökülen cümlelerin sırrını anlattı. Karin, en büyük derdinin ise ataerkil sistemle olduğunu ve kitaplarını bir dava kitabına dönüştürmeye özen gösterdiğini çünkü yazanın doğası gereği muhalif olduğunu belirtti.
“Hacıyatmaz bir kadın” Karin Karakaşlı, tıpkı Asiye Kabahat’tan Şarkılar Dinlediniz isimli kitabında anlattığı gibi; “İleri geri sallanan. Ama hiç düşmeyen. Hep dikiliveren…” Kalemi, fikirleri ve yazıları ile dikiliveriyor erkek egemen dünyanın karşında. Şiir ile özgürleşen damarını, ileriki süreçte yapacağı çalışmaları ve kaleminden dökülen naif cümlelerin sırrını Jin News okuyucuları için paylaşıyor.
*Yazılarınızda gerçekle kurduğunuz özel bir bağ olduğu hissediliyor…
Gerçeklik diye tanımladığın, sahicilik hissi ve samimiyet duygusunu hiç kaybetmemeye çalışmak... Ben yazının doğası gereği muhalif olduğunu düşünüyorum. Yazmak için bir derdin, meramın olmalı, ya da başka bir türlü bir şeyin hayalini kurma ihtiyacı... Edebiyat bu coğrafyada bizim için gayri resmi tarih gibi. Çünkü resmi yalanların çok fazla olduğu bir coğrafyadayız. Coğrafyanın sesini bir öyküde, romanda anlatma şansın var eğer hakkını verirsen. Hayatın gerçeği çok absürt. Yazıda, okura biraz alan bırakan bir dil kullanmaya gayret ediyorum. Kendi ayakları üzerinde temiz bir emekle ayakta durabilen bir yazın yaratmaya çalıştım.
En dürüst varlıklar olan çocuklardan net olmayı, açık olmayı öğreniyorsun. Temiz, sahici, net diyaloglar ortaya çıkıyor orada. Tanrısal bir sese inanmıyorum, sen karakterlerini yaratmıyorsun, tam tersine onlara teslim oluyorsun ve onlar kendi maceralarını yaşamaya başlıyor.
*İlk kitabınız Can Kırıkları… İsimleriyle de dikkat çeken eserler yaratıyorsunuz?
Kitapların isimlerini en son koyabiliyorum. En genel his neyse o sonuna yansıyor. Kitabın bıraktığı duyguya bırakıyorum. Can Kırıkları’nın ismi de çocukların ve kadınların dinlenmemiş, ancak fırsat verildiğinde kendisini açan kesimlerin hikayesine odaklanıyor. Can Kırıkları’nın kendisindeki tüm sesleri, dinlenmek için kendisine gidilmeyen sesleri, içinde kalmış kişileri duyabiliyoruz. Onların anlattıkları, kırılıp güçlendikleri, parçalandıkları anlar. Aslında yeniden güçlendikleri anlar. Can Kırıkları da oradan geliyor, kırık kırık acılar, canlar gibi.
*Peki, yazarken bir özel bir disipliniz var mı?
Öyle klasik bir çalışma disiplinim hiç olmadı. Agos’ta eski ofiste kendi açtığım dosyalar içinden ayrı zamanlar çalarak yazardım. Vapurda çok not alırım. Kalabalık ortamda da yazabilirim. Yazılması gerektiğini düşündüğüm şey hayatımın yoğunluğuna bakmadan çıkıyor benden. Yıllarca beynimde tuttuğum notlarını aldığım durumlar oluyor. Sonra akıcı olarak yazı geliyor, yazı akmalı bence. Yazı bende akmalı, akmasını sağlamak için ilk dönemi uzun tutuyorum.
*Şiirci misiniz öykücü mü, ya da böyle bir ayrım var mı?
Doğası gereği öykücüyüm. Bir tane romanım var o da farklı türleri katarak oluşturduğum bir şey. İçinde karakterden dolayı şiirler var. Şiir benim için bambaşka bir damar. O beni özgürleştiren bir şey. Zaman, mekân olarak özgürleştiğim tek alan şiir.
‘Kalemimi küstürmeme derdindeyim’
*Kendinizi yazınsal anlamda nasıl güçlendiriyorsunuz peki?
Okumayı hakkıyla yapamıyorum. Alan okumaları yapıyorum. Deforme oldu benim için okuma işi. İzlekleri olan bir okuma alışkanlığım yok. Müzik ve sinema beni güçlendiriyor. Oradan çok besleniyorum. İşitme duyusu da olmalı bir koku ile de hatırlanmalı, duyuların tümünü harekete geçirmeli yazılarım. Çok şarkılı, filmli bir yazı ortaya çıkıyor. Görsel bir şölene dönüşebilen yazılar çıkması için bolca şiir, şarkı, filmle kalemimi güçlendiriyorum. Kalemimi küstürmeme derdindeyim. Nefretin dilini kurmamaya özen gösteriyorum. Buna özellikle dikkat ediyorum.
‘Yazarken debelenen bir insandan ibaretim’
*Osmanlı Dönemi’nin ilk feminist Ermeni yazarlarından Sırpuhi Düsap, yazar olmak isteyen Zabel Yaseyan’a “Kadınsan vasatın üstünde yazmalısın” der ve “Seni bu yolda defneyaprakları değil dikenli yollar bekliyor” diyerek uyarır. Siz kadın yazar olarak nasıl hissediyorsunuz, bu görüşe katılıyor musunuz?
Ben yazarken kadın yazar gibi hissetmiyorum. Sadece debelenen bir insandan ibaretim. Yazının doğasında şu var: Bir marangoz bir kaç yıl içinde kendini tecrübe eder, özgüveni gelir. Elinin marifetinin arttığını hisseder. Yazıda bunun tam tersi hal var. Her seferinde sil baştan, aynı güvensizlikleri, korkuları hissederim. Her defasında yeni başlamış gibi, yeni yazıyor gibi hissederim. Bu havalı ya da romantik bir şey değil.
Sözüne kulak verilmemiş, verilmedikçe kendi içindekini kendisine bile söylememiş karakterler, kadınlar, çocuklar ve “ötekiler”… Bütün normlarımızın, kalıplarımızın dışında kalanlar. Hetero düzenle, ataerkil düzenle derdim var. Bu dertleri kendime, edebiyatta mesele edeceksem, kitabımın bir dava kitabına dönüşmesine özen gösteririm. Orası karakterlerin, seslerinin yeridir.
‘Erilliği faşizmden ayırmam’
*Edebiyattaki eril tahakküme değinirsek…
Tahakküm varsa, erillik varsa, milliyetçilikten, faşizmden, muhafazakârlıktan bunu ayırmam. Bunların hepsi birbirinden güç bularak oluşuyorlar. Sorgulanamaz gibiler. Sanki sen dünya kurulduğunda böyle olduğunu ve asla bunun dışında bir hayatın mümkün olmayacağını düşünüyorsun. Öyle bir şey yok!
Ben evet bir görev ve miras gereği Ermeni kimliğine dair söz söylemeye devam edeceğim ama bu sadece benim tekelimde değil. Ayrıca Ermeni olmayanların söyleyecekleri yeri gelir daha kıymetli olur. Başka meselelere bakmak, Kürt Hareketi’ne, kadın mücadelesine, LGBTİ mücadelesine bakmak benim için daha bütüncül oluyor. Belki hayatı böyle yaşadığım için.
Kadın şairlerin sesi özellikle inkâr edilemez bir ses olarak orada duruyor. Edebiyat tarihine bakarken, kadın yazar ve şairleri yok sayarsan devletin resmi tarihine dönüşürsün. Kadın yazar ve şairlerin sesi o kadar uzun zamandır var ki... O ses artık uzun zamandır muhatabını bekliyor, “Kime sesleniyorum?” diye bakıyor ve muhatabını bekliyor.
*Karin’in heybesinde okuyucuya ulaştırılacak neler var?
Çocuk ve gençlik edebiyatı hiç tüketmemek istediğim bir alan. Buradan çok besleniyorum. Bir tane çocuk kitabı teslim ettim. O okur kitlesi dünyanın en karizmatik okur kitlesi. Onlarla bir araya gelmek bile insanı çok mutlu ediyor. Elimde bir şiir dosyası var. Bir kitap daha var, bitmek üzere. Kendimi biraz da zorluyorum. Emekle var etmek için bekliyorum.








