Çiçek Tahaoğlu ile Pazar sohbeti: Yeni bir yayın politikasına ihtiyaç var!
- 09:10 11 Şubat 2018
- Güncel
İSTANBUL - Kadın odaklı habercilik ve 2017 kadın cinayetleri verileri üzerine konuşan Çiçek Tahaoğlu “ Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bir yayın politikası oluşturma gibi bir bilinç gelirse, ben her şeyin çok hızlı düzelebileceğine inanıyorum” dedi.
Uzun zamandır hazırladığı 'erkek şiddeti çeteleleri' ile farkındalık yaratan Bianet Kadın ve LGBTİ haberleri editörü Çiçek Tahaoğlu, gazetelerin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda bir yayın politikası olmamasını en önemli sorun olarak tanımlarken, tüm kadın gazetecilere de, “Korkmayalım, daha fazla dayanışalım” diye sesleniyor.
*Türkiye medyasında, muhalif basını bir kenara koyarsak, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine yapılan haberlerin oranı nasıl?
Medyada, aslında kadın haberleri oldukça arttı. Buna tam olarak tarih de verebilirim. 2010’dan itibaren kadınlar medyada çok daha görünür oldu, ancak görünür olmak tek başına yeterli bir şey değil. Çünkü nasıl görünür olduğun önemli. Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik atölyelerinde hep söylediğimiz bir şey var, medyada yer alış biçimleri toplumun da toplumsal gruplara bakış açılarını oluşturuyor. Medyada bir şey nasıl temsil ediliyorsa o toplumda o şey öyle meşrulaşıyor. O şekilde kabul görüyor.
*2010’dan beri bir artış olmasının nedeni ne olabilir sizce?
Medyada, özellikle 2010’lardan sonra kadın görünürlüğü arttı. Benim de gazeteciliğe başladığım yıllardı. Biraz da paralel oldu. Ben bir anda, kadın haberleri patlamasının içine düştüm kadın haberleri editörü olarak. Bu şundan kaynaklanıyordu, Avrupa Birliği (AB) uyum sürecinde, Türkiye’nin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yapması gereken çok fazla şey vardı, atması gereken adımlar vardı. O zaman halen AB uyum süreci devam ettiği için, Türkiye kendi iç hukukunda toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmeye çalışıyordu. Uluslararası sözleşmelerin imzacısı oluyordu.
‘Medya gündemi İstanbul Sözleşmesi ile doldu’
*Mesela?
İstanbul Sözleşmesi’ni buna örnek olarak verebiliriz. Bu sözleşme, Avrupa Konseyi sözleşmelerinden biridir. Bu sözleşmenin tam adı çok uzun ancak özetleyecek olursak, Kadına Yönelik Şiddeti Önleme’de Avrupa Konseyi Sözleşmesi diyelim. Dünyadaki en ileri sözleşmelerden biridir. Bu sözleşme 2012’de İstanbul’da imzaya açıldı, bu nedenle de adı İstanbul Sözleşmesi oldu. Bu şu demek, hem hükümet hem Meclis hem de medya gündemi, oldukça uzun süre bununla doldu. Dolayısı ile toplumun da gündemi bununla ilgiliydi. Bu konuda yasal çalışmalar çok fazla olduğu için medyada görünürlük arttı. Çünkü hükümet politikalarının en ana gündemlerinden biri haline geldi. Buna bağlı olarak da görünürlüğü arttı. Tabi o günden bugüne çok farklı bir noktaya geldik bu sözleşmeyle ilgili.
‘İklim tersine döndü’
*Türkiye bu sözleşmeye ne kadar uyuyor sizce?
Bu sene 2017, bu sözleşme ile ilgili Türkiye’nin denetim süreciydi. Kadın örgütleri, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’ne ne kadar uyduğu ile ilgili bir gölge rapor hazırladı. Biz de Bianet olarak ayrı bir gölge rapor hazırladık. Bu raporu Avrupa Konseyi’ne sunduk. Tabi ki böyle bir rapor hazırladığınızda durumun çok da iç açıcı olmadığını görüyorsunuz. Zaten, Avrupa Konseyi’ndeki denetim heyeti de Türkiye’nin durumunu çok iç açıcı görmüyor. Şuanda hükümetin gündeminde bu yok. Bu nedenle medyadaki görünürlük de azaldı. Bu şöyle bir şeye neden oldu, biranda çok fazla sayıda, her gün kadın haberi çıkıyordu, muhabirlerin, editörlerin ilgisi kadın haberlerine yönelmişti, bu görünürlük doğrusu ile yanlışı ile artmıştı. Şuanda kazanılmış haklarını elde tutması için kadınların mücadelesi devam ediyor. Bir yandan da İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, 6284 No’lu yasanın feshi gibi konular var, gazetelerde gördüğümüz. Dolayısı ile bu iklim tam tersine dönerken, kötü temsil biçimleri varlığını korudu ama haklar da azalma yaşanıyor. Bu durum oldukça tehlikeliyken haklar bakımında medya da bu durum geçerli. Çünkü bu yaşananların kaydı medyada tutuluyor.
*Medyadaki görünürlük, hakların verilmesini beraberinde getirdi mi peki?
Bu görünürlük artarken, sadece Türkiye’de Ortadoğu’da değil dünyada da bu eşitliği beraberinde getirmedi. Olması gereken hali ile bir görünürlükten daha çok, daha skandal haberciliği, “şok şok şok” haberciliği üzerine bir görünürlük yaygınlaştı. Görünür olması bir fırsat. Biz meslektaşlarımıza hep bu çağrıyı yapıyoruz. Bu görünürlüğü iyi kullanmak gerekiyor, doğru kullanmak gerekiyor.
*Peki, görünürlük nasıl bir habercilik dili ile kurgulandı?
Kadınların kurbanlaştırıldığı, hedef gösterildiği haberler… Özellikle, şiddet haberlerinde saldırıların saldırganların meşrulaştığı masumlaştırıldığı, kadınların şeytanlaştırıldığı kriminilize edilmesi gibi durumlar en çok karşılaştığımız tekrarlanan sorunlar. Evet, bu sorunlar var ve devam ediyor. Ama şunu da görmek gerekiyor. Bir yandan da medyanın söylemi gerçekten değişiyor ya da söylemini orantılıyor. Maalesef devam eden çok korkunç manşetler var. Bir yandan da gerçekten toplumsal cinsiyet eşitlikçi temelde yazılmış haberler oluyor. Toplumsal cinsiyet odaklı bilinçle yaklaşılmasa bile, duyarlı bir gazetecilik yapıldığında gerçekten haberin özüne, o haberde söz edilen toplumsallık soruna, sistematik şiddetin görünürlüğüne de rastlıyoruz. Dolayısıyla, gazeteleri de çok da yermemek gerekiyor çünkü olumluya giden bir tablo ile de zaman zaman karşılaşıyoruz.
‘Yayın politikası bilinci geliştirilmeli’
*Bu karşıtlık neyden kaynaklanıyor sizce?
Bir gazeteyi eline alıyorsun tam sayfa, ful kadın cinayetleri ile ilgili haberlere ayrılmış. Diyelim ki, 7-8 haber var, bu haberlerden ikisi çok düzgün yazılmışken, diğer 3’ünün korkunç yazıldığını, öbür ikisinin de özensiz yazıldığını görüyoruz. Bu da toplumsal cinsiyet konusunda bir yayın politikası olmadığını gösteriyor. Sorun bu aslında. O yüzden hem kötü hem de iyi örnekleri aynı gazetelerin farklı günlerinde, ya da bu örnekte olduğu gibi aynı gün, aynı sayfada görebiliyoruz. Bu konuda bir yayın politikası oluşturma gibi bir bilinç gelirse, ben her şeyin çok hızlı düzelebileceğine inanıyorum.Yeni bir yayın politikasına ihtiyaç var.
‘Takvim, bu konudaki kötü örneklerden’
Biz medya taraması yapıyoruz bir sunuma gideceğim zaman, iyi ve kötü örnek haberleri ayırıyorum. Artık, kötü örnek haberlere daha uzun zaman ayırıyorum. O kadar da kötü haber örneği bulmak için. Mesela Takvim gazetesinin haber adı altındaki yaptıkları şeyler her zaman kötü örnek oluyor. Genellikle bir isim vermekten kaçınırım ancak, Takvim bu kötü örnek konusunda her zaman örnek olarak verilebilecek bir isim.
*Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik kavramına değinirsek…
Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik, hetorosekssit ve ikili cinsiyet sistemini, erkek egemen ikili cinsiyet sistemini kabullenmeyen ve çeşitliliğe saygı gösteren, çeşitliliği kapsayan bir habercilik aslında. Yani bu şu demek; ne ikili cinsiyet sistemi ile yetinmek ne de bu ikili cinsiyet sistemindeki iktidar ilişkilerini meşrulaştırmak gerekiyor. İkisini de tersine çevirmek gerekiyor. Bu ikisini sorgulamak gerekiyor. Özetlemek gerekirse, toplumun, kültürün çeşitliliğine, cinsel yönelimlerin, cinsel kimliklerin çeşitliliğine saygı göstermek olarak özetleyebiliriz. Özellikle iktidar ilişkilerini yeniden ve yeniden düşünmek gerekiyor.
‘Güçlü araştırmalar yapmak gerek’
*Peki, toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yapmak isteyen muhabirler nelere dikkat etmeli?
Muhabirler olarak, hepimizin bir kere çok iyi araştırma yapması gerekiyor. Bir konuyu öğreniyoruz ve bütün topluma biz duyuruyoruz. Dolayısı ile bizim de bilgi eksikliklerimiz ile birlikte toplum bunu öğreniyor. Dolayısı ile hangi konuda haber yapacaksak, ciddi bir araştırma yapmamız gerekiyor. Ben mesela, 6284 No’lu yasayı çok iyi biliyorum. Çünkü yasa çıkartılırken de bunun haberini yapıyordum, şimdi yasa değişikliği olduğunda, eski yasanın ne olduğunu bilmen gerekiyor. Tabi ki toplumsal cinsiyet eşitliğine göre haber yapıyorsan İstanbul Sözleşmesi’nden de haberdar olman gerekiyor. Türkiye’de, halen daha bu konuyla ilgili çalışma yapan gruplar dahi bu sözleşmenin sadece kadın hakları ile ilgili bir sözleşme olduğunu sanıyor. Oysa İstanbul Sözleşmesi geniş kapsamlı bir eşitlik sözleşmesi. LGBTİ’leri de kapsayan, kadınları da kapsayan ve hayatın her alanını kapsayan bir sözleşme. Dolayısı ile bütün bunlara hâkim olmak gerekiyor. Hak ihlalleri haberleri yaparken haklara hâkim olmak gerekiyor. Bu haklar ihlal edilirken kimlerin sorumluluğunu yerine getirmediğini tespit etmek gerekiyor.
‘Münferit bir vaka gibi yansıtılmamalı’
Toplumsal cinsiyet meselesinin haberin ana unsurlarından biri olduğu durumlarda muhabirlerin, dikkat etmesi gereken noktalar var. Bence bunlardan birincisi, haberin haklar konusunda bilgilendirici olması ve hak ihlallerini görünür kılması. Mesela sistematik bir hak ihlali varsa bunu münferit bir vaka gibi yansıtmaması. Çünkü kadınlarla ilgili rastladığımız haberlerde en çok rastladığımız sorun bu oluyor. “Adam çıldır cinnet geçirdi kadınları öldürdü” gibi haberlerde bu münferit bir şeymiş gibi yansıtılıyor. Oysa burada sistematik bir şiddetten söz ediyoruz.
Özellikle kadın cinayetleri haberlerinde sanki hiçbir şey olmamış da o cinayet biranda kendiliğinden gerçekleşmiş oluyor. Oysa muhabir araştırdığında cinayet sonucu öldürülen kadının aslında senelerdir şiddet gördüğü, sistematik şiddete maruz bırakıldığını, resmi kurumlara şikâyetlerde bulunduğunu ve daha birçok şeyi görebilir.
*Muhabirin kadın ya da erkek olmasının toplumsal cinsiyet odaklı habercilikte bir farkı oluyor mu?
Hem fark ediyor hem etmiyor. Çünkü biyolojik cinsiyet toplumsal cinsiyet farkındalığını beraberinde getirmiyor. İkinci olarak, kadınlar iş hayatlarında çok eril rekabet ortamlarında hayatta kalmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla da yükselmek ve hayatta kalmak için eril rekabet yöntemlerini kullanıyorlar. Bir insanın kadın olması, kadın cins bilincini beraberinde getiremiyor. Yazı işlerinde erkekler ve kadınların olayların farklı noktalarını ele aldığını, bir taciz haberi olduğunda kadının farklı yaklaştığını biliyoruz ama bu tek başına yeterli değil. Kadınların muhabirler arasında oranı çok arttı ancak yönetim kadrolarında kadınları göremiyoruz medyada. Kadın muhabirler yönetim kadrolarına yükselemiyor. Yine de kadın muhabirlerin sayısının fazla olduğu haber merkezlerinin haberleri toplumsal cinsiyete daha duyarlı oluyor.
*Haber odalarında öyle, peki sahada kadın gazeteciler ne gibi sorunlar yaşıyor?
Kadınlar iş hayatında her zaman dezavantajlı başlıyor. Kadın gazeteciler için de bu durum geçerli. Bir de yaş hiyerarşisi vardır. Çok gençsen, seni muhatap almazlar, yeterince genç değilsen de farklı bir yerden muhatap almazlar. Ben genç bir kadın gazeteci olarak televizyonda çalışırken, kameraya değil bana bakmaları gerekiyordu ama kamerayı kullanan erkek olduğu için ona bakıyorlardı söyleşi sırasında.
‘Haber kaynağının tacizine uğrayabiliyorsun’
Ayrıca haber kaynaklarından gelen tacizler de var. İş yerindeki sorunlarla başa çıkmaya çalışıyorsun, bir taraftan da haber kaynağından dahi tacize uğrayabiliyorsun. Gecenin 12’sinde haber kaynağın sana mesaj atabiliyor. Bu çok fazla meslektaşımın başına geldiği için biliyorum. Onun dışında meslektaşlarla yaşanan sorunlar var. Erkek kameraman karşıtı oluşumu kurmuştuk. Saha da erkek kameramanlarla oldukça fazla sorun yaşıyorduk. Biz kadınlar, aman tripotlarına çarpmayalım, kameralarının önünden geçmeyelim diye balerin gibi kıvırılıp fotoğraf almaya çalışırken, onların bizim gösterdiğimiz duyarlılığın binde birini göstermediğini biliyoruz. Birkaç yıl önce de TGS Kadın Komisyonu olarak, bu erkek kameraman barikatına karşı bir açıklama yapmıştık. Evet, bu açıklamadan sonra biraz çeki düzen verdiler davranışlarına. Ancak, bu da bu sorunu içselleştirip kabul ettikleri için değil, kadınların, “çemkirmesi”nden çekindikleri için bunu yaptıklarını da biliyoruz.
*Siyaset ve toplumsal cinsiyet eşitliği ya da eşitsizliklerine gelirsek…
Bütün yetkililer bütün siyasi liderler, siyasetteki tüm bireyler çok önemli. Sadece hükümet değil ana muhalefetteki siyasi lider de, çok ilginç açıklamalarda bulunabiliyor. Türkiye, gerçekten kaş yaparken göz çıkarma ülkesi.
Bir ülkedeki siyasetçilerin yüzde 90’ı kadınlardan “kadınlarımız” diye söz ederse, muhabirin de bir süre sonra kafası kadınlar yerine kadınlarımıza gidiyor. Toplumdaki siyasi söylem herkesi çok etkiyor.
‘Kadın cinayetlerinde azalma yok’
*Yıllardır şiddet çetelesi hazırlıyorsunuz. Peki artan şiddet çetelelere nasıl yansıyor?
Bianet, 2008 yılının sonunda tutmaya karar veriyor bu çeteleleri. Aslında, AB sürecinde, Türkiye’nin bir veri tutma yükümlülüğü var toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine ulaşabilmek için. Erkek şiddetinin boyutunu görmek gerekiyor, çözüm üretebilmek için. Her devletin tutması gerekiyor. Türkiye bunu tutmadığı için, 2008’de Bianet diyor ki ‘biz en azından buz dağının görünen ucunu’ görelim. Medyaya da bu cinayetlerin haber olduğunu görüyoruz, haber olanların verisini tutalım, bunu bir rapora dönüştürelim. Ben, 2011’den beri bu raporu tutuyorum.
Her sene en az 280 kadının öldürüldüğünü görüyorum. Artma var mı bunu saptayamadık çünkü yeterli veriler yok, ancak azalma olmadığı kesin. Haberleri okuyunca tek tek akılda kalmıyor ama bütün o gazete kupürlerini yan yana getiriyoruz ve korkunç bir tablo ortaya çıkıyor. O tablo insanı dehşete düşürüyor.
‘2017’de en az 290 kadın erkekler tarafından öldürüldü’
*2017 verilerine gelecek olursak…
2017’de medyaya yansıyan haberlerden oluşan verileri paylaşıyorum. 2017’de erkekler en az 290 kadını öldürdü. Bu sene yeni bir durumla daha karşılaştık. Kadınlara zarar vermek isteyen erkekler artık kadınların yanı sıra çocuklarını da öldürmeye başladı. Bu şekilde öldürülen 22 çocuk var. Bu çocukların yüzde 68’ini babaları öldürmüş. Bu çocukların bazıları anneleri ile birlikte öldürülmüş. 7 yıldır bu çeteleyi yapıyorum, her sene başka noktalarda dehşete düşüyorum. Bu sene şiddetin dozajı çok arttı. Ben bu çeteleyi yapmaya başladığımda işkence diye bir kategori yoktu. Çünkü ikili ilişkilerde işkence olmazdı. “Feribottan denize atmak”, “balkondan aşağı atmak” gibi işkenceler var. Kamusal alanda işlenen cinayetlerin arttığını görüyoruz. Cinayetlerin yüzde 17’si neredeyse her cinayetten 5’i kamusal alanda işlenmiş. Cinayetler göz göre göre geliyor ve her şeye rağmen işleniyor bu cinayetler. Bu korkunç bir şey.
*Bu sene hiç olumlu bir nokta yok mu?
Bu sene çetelede gördüğüm tek olumlu nokta, geçen seneye göre koruma tedbiri kararına rağmen öldürülen kadınların oranında yüzde 5’in üzerinde bir azalma var. 290’ın yüzde 7’sinde de kadınlar defalarca şikâyette bulunmalarına rağmen, ciddiye alınmamışlar ve koruma kararı çıkartılmadığı için öldürülmüşler. Ya da tedbir kararı çıkarılmış ama cinayetten bir gün önce iki gün önce. Bu koruma kararları kadınlar baskı altında oldukları için şikâyetlerini geri çekseler de, savcının bunu düşünerek koruma kararını kendisinin çıkarması gerekiyor. Ancak Türkiye’de böyle bir durum yok. Ayrıca bu sene öldürülen kadınların yüzde 6’sı göçmen ve mülteci kadınlardan oluşuyor. Savaştan kaçıp erkek şiddetinden ölüyorlar, bu insanın tüylerini diken diken eden bir durum.
*Siz sadece kadın katliamları çetelesi de tutmuyorsunuz…
Evet, cinayet sırasında kadınların yanında olan ve veya cinayete engel olmaya çalışan 34 erkek de öldürülmüş. 101 cinsel saldırı vakası var. Cinsel saldırının haberi çok nadir olan bir şey. Bu nedenle bu sayının oldukça fazla olduğunu ancak medyaya yansımadığını düşünüyoruz. 297 kadın da taciz edildi. 376 kız çocuğunun da cinsel istismara maruz bırakıldığını görüyoruz. Kız çocuklarının cinsel istismarı son 2 yıldır çetelede kendi kendine kategori açan bir ihlal oldu. Vakalar bizim kategorilerimizi belirliyor.
*Son olarak neler söylemek istersiniz?
Kadınlar olarak bizim, kadınlık bilincini yaymamız ve gazeteci kadınlar olarak, bizim kendi aramızdaki dayanışmamız bence çok önemli. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin haberini yaptığım günü çok iyi hatırlıyorum ve o gün çok şaşırmıştım. Çünkü bu kadar eski tarihli bir meslek örgütünde kadın komisyonun olmaması çok üzücüydü. Bunu onlara bir eleştiri olarak değil, biz kendimize bir eleştiri olarak değerlendirin. Çünkü bu mesleği yapan insanlarız biz, bizim de mücadele açısından bir şeyler yapmamız gerekiyor. Dolayısı ile örgütlenmeler çok önemli.
‘Okuyucuya da sorumluluk düşüyor’
Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın Kadın ve LGBTİ Komisyonu bu konulara eğiliyor. Kadın ve LGBTİ gazetecilerin sorunlarını belirlemeye çalışıyor bu sorunlar belirlendiğinde çözüm önerileri üretilebilir. Toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi yeni yeni dert edinilmeye başlandı dolayısı ile bu çabaları ben çok önemsiyorum. Bu çabalara katkı bulunmak gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda sadece gazetecilere değil, okura da çok büyük bir sorumluluk düşüyor. Okurların medya okurluk yazarlıklarını arttırması gerekiyor. Eleştirdikleri haberleri eleştirerek paylaştıklarında, o çok eleştirdikleri medya, o paylaşımlar sayesinde birkaç reklam alabiliyor. Biz kadınlar olarak kadın gazeteciler olarak da korkmadan birbirimizle daha fazla dayanışma göstermeliyiz. Korkmayalım dayanışmayı arttıralım.








