Esra Arsan: Yaygın medya şiddeti derinleştiriyor, çözüm barış dili
- 09:03 20 Şubat 2018
- Güncel
İSTANBUL - Yaygın medyanın çatışmayı derinleştiren, iktidarın söylemlerine göre haberler yapan ve yayan, şiddete hizmet eden yayınlar yaptığına dikkat çeken Prof. Dr. Esra Arsan, toplumun medya ile birlikte içinde bulunduğu "hastalıklı ruh halinden" ancak barış dili ile çıkılabileceği görüşünde.
Türkiye’nin Efrîn saldırıları başladığı günden bu yana adeta özel savaş merkezi gibi çalışan havuz medyası, yapılan haberler ve servis edilen görüntülerle nefreti yeniden inşa ediyor. Özellikle son dönemde Türkiye medyasının kullandığı dil ve habercilik reflekslerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Esra Arsan, medyanın kullandığı dili “şiddet dili” medya ve toplumun getirildiği durumu ise, “hastalıklı ruh” olarak tanımladı. Esra, normalleşebilmek için acilen barış dilinin kurulmasını öneriyor.
“Öteki” olana karşı girişilen ve karşılığında ölümle sonuçlanabilecek her şiddet eylemi, ama özellikle de savaşların, aynı zamanda medyanın bir kahramanlık anlatısı üretmesine de olanak tanıdığına vurgu yapan Esra, “Şehitlik, gazilik, vatan için hayatını feda etmek, ölüme cesurca meydan okumak, sevdiklerini arkada bırakarak ama hiç tereddüt etmeden ölüme gitmek gibi. Bu örneklerin her birini Afrin'in işgali başladığından beri görüyoruz medyada. Savaşta hayatını kaybeden gencecik askerle ‘cesur yürekler’, ‘yenilmeyen ruhlar’. Onları öldürenler ise ‘kalleş’. Peki, bu savaş neden var? Bu savaş gerekli mi? Haklı mı? Bu genç askerlerin ölmesi gerekiyor muydu? Neden savaşsız çözümler aranmıyor? Neden politikacılar diplomatik beceriksizliklerinin bedelini bu gençlere ödetiyor? Bu gibi akıl ve mantık içeren soruların yanıtları yok” dedi.
'Girişilen her zalimlik kahramanlık gibi aktarılıyor'
Medya çalışanlarının özensiz yaklaşımına da dikkat çeken Esra, “Kendi hayatları zerre tehlikede olmayan bir medya personeli, İstanbul ve Ankara'daki ofislerinden şiddeti ve ölümü kutsayan manşetleri atıyorlar sorumsuzca. Tabii medyanın bu ideolojik konumlanışında iktidarın koşulsuz sözcüsü olmasının payı büyük. Manşetlerin ve birinci sayfa haberlerinin büyük bir kısmı resmi yetkililerin savaşçı söylemlerinden oluşuyor. Şiddetin, acının ve yasın zafer olarak çerçevelendiği bir medya anlatısı, ötekine karşı girişilen her zalimliğin kahramanlık gibi aktarıldığı bir medya dili hakim” ifadelerini kullandı.
‘Her iki dönemin medya diline bakın’
“Medyanın uzlaşmaya katkısı olur mu?” sorusuna, ancak bağımsız, sorumlu, etik ve eleştirel davranan bir medyanın her zaman çatışmaların çözümünde etkin rol oynayabileceği yanıtını veren Esra, “Türkiye, kısa bir süre için de olsa diyalogun, barışın ve çözümün konuşulduğu günler gördü. O dönemdeki medya diline bakın, aktörleri nasıl tanımlıyor, çözüm odaklılığı nasıl tarif ediyor, nasıl gelecek güzel günlerden, barış ve kardeşlikten bahsediyor” vurgusu yaptı.
'Farklılık net bir şekilde yansıyor'
Karşılaştırmalı olarak bakıldığında, şiddet ve barış dilinin hakim olduğu iki ayrı dönem arasında medya diline yansıyan farklılığın net bir şekilde görüleceğini söyleyen Esra, “Aynı medya, aynı medya personeliyle bugün gördüğümüz savaş dilini üreten içeriğin çıkması nasıl mümkün olabiliyor? Oluyor işte. Çünkü her şey bir düğmeye basmakla alakalı. Birileri bir gün medyaya ‘barış dili kullan’ diyor, medya barışçı oluyor. ‘Savaş dili kullan’ diyor, aynı medya bir anda savaşçı oluyor. Kişiliksiz, emirle başlık atan ve sorumluluk almadan şuursuzca gazetecilik yapan bir gazeteci güruhu var. Halbuki medya barışın dilini kullansa ve çözüm odaklı habercilik yapsa, çok daha kişilikli ve etik davranmış olacak” diye konuştu.
‘Barışı övenler cezalandırılıyor’
Kürtlerin her coğrafyada savaşılması gereken bir unsur olduğuna ilişkin resmi görüşün, toplumsal anlamda da yansımasını bulduğuna dikkat çeken Esra, toplumda Kürt düşmanlığı ve ayrımcılığın yükseldiğini söylüyor. “Sokakta oyun oynayan 6-7 yaşındaki çocukların birbirlerine ‘Sen Kürt müsün, Türk müsün?’ diye sorduklarına şahit oluyoruz” diyen Esra, bu gidişatın çok tehlikeli olduğuna vurgu yapıyor. Özellikle sosyal medyada yaygınlaşan ve şiddeti kutsayan nefret dilinin boyutlarına da dikkat çeken Esra, “Normalde şiddeti övmenin yasak olması gerekirken, bizim ülkemizde barışı ve çözümü övenler cezalandırılıyor ve düşmanlaştırılıyor. Bu da inanılmaz bir şey. Barışı, şiddetsiz bir dünyayı öven hekimler, savaşın yıkıcılığına karşı çıkan akademisyenler, işçiler, öğrenciler hapse atılıyor, işsiz bırakılıyor ve vatan haini ilan ediliyor. Geçenlerde bir ilkokulda barışı öven tiyatro oyununun yasaklandığını da duyduk” diyor.
‘Emirle şiddet öven medya dili toplumu geriyor’
Çözümü, yaşamı, barışı, insan haklarını, birlikte üretip birlikte paylaşmayı savunmak olarak özetleyen Esra, son olarak şunları söyledi: “Önce iktidar barış talebinde samimi olacak. Aldığı emre göre bir gün savaşçı, ertesi gün barışçı dili kullanan medya da iktidarın borazanı olmayı bırakacak. Savaşçı şiddet dilinin kimseye bir fayda sağlamadığını, ölüm ve yas olmadan da çözüm üretilebileceğini halka anlatacak. Tek taraflı olmadan, çatışmanın her tarafına söz hakkı tanıyan ve verili olanı değil, hakikati arayan bir haber dili kurgulayarak gazetecilik yapmaya başlayacak. O zaman bakın toplum da nasıl rahatlıyor, gelecek kaygıları azalıyor ve huzur buluyor. Bizim şu anda en çok ihtiyacımız olan şey huzur çünkü. Kandan beslenen politikalarla, emirle şiddeti öven medya dili, toplumu geriyor ve çatışmayı bir zorunlulukmuş gibi gösteriyor. Bu hastalıklı ruh halinden kurtulmamız için acilen barışın dilini kullanan ve çözüm odaklı, olayları kolaycılığa kaçmadan yorumlayan üst düzey bir gazetecilik anlayışının yaygınlaşması gerekiyor.”








