Ayşe Gökkan 14 günü anlattı: Keyfi gözaltı, çıplak arama dayatması, tehdit

  • 09:08 20 Şubat 2018
  • Güncel
MARDİN - Nusaybin’de gözaltına alınan ve 14 gün sonra çıkarıldığı mahkeme tarafından serbest bırakılan TJA aktivisti Ayşe Gökkan, tamamen keyfi bir şekilde gözaltına alındığını, götürüldüğü emniyette çıplak arama işkencesine maruz bırakılmak istendiğini söyleyerek, "Onlara göre bir kadının, bir Kürt’ün ve bir muhalifin mücadele yürütmesi suçların en ağırıdır. Bu coğrafyada kadın ve Kürt olmak bu tarz uygulamalarla karşılaşmak için yeterli bir sebeptir" dedi. 
 
Mardin’in Nusaybin ilçesinde 5 Şubat günü hakkında “ihbar” olduğu gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra dün çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılan TJA aktivisti Ayşe Gökkan, 14 günlük gözaltı sürecini anlattı. Tamamen keyfi bir şekilde gözaltına alındığını söyleyen Ayşe, “Bir davadan veya dosyadan ötürü gözaltına alınmadım. Tamamen hukuki olmayan bir şekilde gözaltına alındım. Beni gözaltına alan polis devletinin keyfiyetiydi” dedi.
 
Yakalama kararını gösteremediler
 
Polislerin kendisine önce “şüpheli” olduğunu söylediğini anlatan Ayşe, “Kimliğimi gösterdikten sonra bu sefer de ‘seni tanıyoruz’ dediler bana. En son da bir şey bulamayınca hakkında ihbar var dediler. ‘Ne ihbarı’ diye sorduğumda bahaneler sundular. Bunlar da tutmayınca ‘savcılık hakkınızda yakalama kararı çıkarmış’ dediler. Tamam dedim yakalama kararını gösterin, gösteremiyorlar. Çünkü öyle bir belge ellerinde yok” ifadelerini kullandı. 
 
Ardından ters kelepçe takılarak emniyette götürüldüğünü söyleyen Ayşe, “Emniyette çıplak arama dayatmasına maruz bırakıldım. Nusaybin’de ki emniyette bu çıplak aramayı herkese yaptıklarını söylediler. Orada bu işkence bir gelenek haline gelmiş. Ben onlara asla çıplak arama yapamayacaklarını söyledim. Bana cevap olarak ‘biz herkese yapıyoruz bunu zaten’ diyorlar. Eğer burada her gözaltına alınana bu yapılıyorsa bu skandal bir şey gerçekten. Normalde polis memurlarının çıplak arama yapması için savcılığın özel olarak talimat vermesi gerekiyor. Kimse keyfi olarak böyle bir uygulamaya tabi tutulamaz” diye konuştu. 
 
Çıplak arama işkencesini kabul etmeyince tehdit edildi
 
Çıplak arama işkencesini kabul etmeyen Ayşe, bunun üzerine tehdit edildiğini söyleyerek, “Tutanak tutmak ve hastaneye götürüp röntgen çektirmekle tehdit ettiler. Dayatmaları kabul etmediğim için bu sefer kameraya çekerek arama uygulamasını kabul etmediğimi söyletmek istediler. Ama ben özellikle vurguladım ben çıplak aramayı kabul etmediğimi söyledim. Normal aramayı değil” diye belirtti. İşlemlerinin ardından hücreye götürüldüğünü anlatan Ayşe, “İşlemlerimin ardından çok pis, insanın kalabileceği bir ortam olmayan bir hücreye konuldum. 3 gün boyunca hücrede kalmak zorunda kaldım. Orada yemek yiyemediğim için bana açlık grevi yapıyorsun diyerek tutanak imzalattırmaya çalıştılar” dedi.
 
'Kürt ve kadınsan yeterli bir sebep'
 
Gözaltı sürecinin baştan sona keyfi olduğunu ifade eden Ayşe, “Polisler savcılığı dahi artık yönetir durumdalar. ‘Şu kadar gün kalacak’ diyorlar savcılık hemen onaylıyor. Üzerimde birçok ihbarın olduğunu söylüyorlar. Ben buna gülüyorum. Günümüzde polis bir polisi arıyor ve bunun adı ihbar oluyor. Bunların tüm amacı halkın arasında inançsızlığı yaratmaktır. İhbar nedir? Normalde halkın içinde biri tarafından emniyete yapılan bilgilendirmedir. Bu ihbarcılık yalanları ile halkın içinde hayali ihbarcılık ortamı yaratılmak isteniyor. Kimsenin kimseye güvenmemesi amaçlanmakta. Hukuk  artık yalancı polislerin elinde oyuncak haline getirilmiş durumda” ifadelerini kullandı. 
 
Ayşe, şöyle devam etti: “Benim üzerimden istekleri tüm Nusaybin halkını korkutmaktır. Ama bilmiyorlar ki zaten Nusaybin halkı onlardan korkmuyor. Nusaybin görebileceği her şeyi gördü zaten. Halk zaten hukuksuzluğun karanlık yüzünü en uç noktasına kadar gördü, yaşadı ve biliyor. Evet, ben devleti ve hükümeti eleştirdim. Bundan ötürü suçlu mu sayılmam gerekiyor? Benim devleti ve hükümeti eleştirme hakkım yok mudur? Onlara göre bir kadının, bir Kürt’ün ve bir muhalifin mücadele yürütmesi suçların en ağırıdır. Bu gözaltı ise tamamen hukuksuz ve keyfi bir uygulamadır. Kürt kadınlarına yönelik çirkinlik sınırlarını zorlayan uygulamaların çok özel bir yanı vardır. Bu coğrafyada kadın ve Kürt olmak bu tarz uygulamalarla karşılaşmak için yeterli bir sebeptir. Öz varlığına sahip çıkarsan devlet tarafından her zaman düşmanlıkla karşılanırsın.”