Cezaevlerinde 402'si ağır bin 154 hasta tutsak var
- 14:20 1 Mart 2018
- Güncel
İZMİR - Cezaevlerinde artan baskılara ve hasta tutsakların durumuna dikkat çeken İHD İzmir Şubesi, son güncel verilere göre 402'si ağır olmak üzere bin 154 hasta tutsağın olduğunu açıkladı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, cezaevlerindeki tecride dayalı koşullar ve hasta tutsakların durumuna dair basın toplantısı düzenledi. Toplantıya İHD Hapishaneler Ve Örgütlenmeden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Necla Şengül ve Merkezi Hapishaneler Komisyonu Üyesi Nehir Bilece katıldı. Açıklama yapan Nehir Bilece, hasta tutsakların durumuna dikkat çekti.
'AKP döneminde tutsak sayısı arttı'
Adalet Bakanlığı'nın 2 Kasım 2017 itibariyle cezaevlerinde toplam 228 bin 993 tutuklu,hükümlü,hüküm özlü kişi bulunduğu açıklamasını hatırlatan Nehir, bu sayının AKP iktidarı döneminde artan rakamlara işaret etti. Toplam 386 ceza infaz kurumunun kapasitesinin 208 bin 830 kişilikken Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre yaklaşık 20 bin tutsağın cezaevinde yatağı olmadığının ortaya çıktığını söyleyen Nehir, 1 Mart tarihli son güncel İHD verilerine göre cezaevlerinde toplam 402'si ağır olmak üzere bin 154 hasta tutsağın bulunduğunu söyledi.
'Türkiye anayasa ve kanunlara aykırı hareket ediyor'
Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'ne göre tutsakların sağlık hizmetleri, doktora danışma talepleri gereksiz gecikme olmadan karşılanacak şekilde düzenlenmesi gerektiği şartını hatırlatan Nehir, "Türkiye hapishanelerinde hastalığı olan mahpusun revire götürülmemesi, hastaneye sevk edilmişse sevkinin gerçekleştirilmemesi, hastane randevularına tarihinde götürülmemeleri, tedavi aşamalarındaki yetersiz ve kötü uygulamalar, kelepçeli muayene, bazı hapishanelerde etnik kimliğinden dolayı mahpusların doktor tarafından muayene edilmemesi ve hastane sevklerinin yapılmaması şeklinde kötü muamele, işkence ve ayrımcılık suçlarını oluşturan, gerek Türkiye'nin tarafı olduğu uluslararası anlaşmalara gerekse de iç hukuktaki anayasa ve kanunlara aykırı hareket ettiği derneğimize gelen başvurularda da beyan edilmektedir. Ayrıca, sağlık kurullarınca düzenlenen raporların Adli Tıp Kurumu'nca (ATK) onaylanmayıp ATK tarafından yeniden rapor düzenlenmesi de var olan sıkıntıları daha da artırmaktadır" dedi.
696 sayılı KHK ile düzenlenen "tek tip" elbise uygulamasının Türkiye'yi 1980lerden daha çıkılmaz durumlar içerisine sürükleyeceğini kaydeden Nehir, yönetmelik halen çıkarılmadığı için uygulamaya konulamayan "tek tip" elbise kararının tutsaklara ; ayakta sayım dayatması ve kabul etmeme halinde şiddet ve yaralanmalara varan saldırılar şeklinde döndüğünün altını çizdi. Nehir, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3'ncü maddesinde işkencenin yasaklandığını vurgulayarak, BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 10. maddesinde 'Özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir' ibaresine işaret etti.
Nehir, ortak taleplerini şu şekilde sıraladı:
"*Öncelikle, Türkiye'deki mevzuatın uluslararası insan hakları hukukuna ve özel olarak da mahpus haklarına uygun hale getirilmelidir.
*Başta İmralı F Tipi Hapishanesi olmak üzere tecridin kaldırılması ve cezaevlerinde insani yaşam standartlarının oluşturulmalıdır.
*Mahpusların sağlığa erişim haklarının sağlanması, koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmesi, hastalığı olanların tedavi olanaklarından yararlanmaları için gerekli önlemlerin alınması ve ağır hastalığı olanların derhal serbest bırakılmalıdır.
*Adli Tıp Kurumu'nun resmi bilirkişi olarak varlığına son verilmesi, bağımsız bilirkişilik kurumunun kabul edilmesi ve İstanbul Protokolü hükümlerinin uygulanmalıdır.
*Cezaevlerinin; sivil toplum kuruluşlarının, bağımsız izleme kurullarının, özel olarak da hasta mahpuslar sorunuyla ilgili olarak İHD, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türk Tabipler Birliği (TTB) gibi kuruluşların denetimine açık hale getirilmesini, OPCAT'a uygun bağımsız ulusal önleme mekanizmasının kurulmalıdır.
*5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu'nun cezanın infazının hastalık nedeniyle ertelenmesine ilişkin 16. Maddesi'nin ve ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm mahpuslarla ilgili 25. Maddenin ağır hasta mahpusların serbest bırakılmasını engelleyen hükümlerinin değiştirilmesi ve cezaevinde bulunan tüm ağır hasta mahpusların derhal serbest bırakılmalıdır.
*17 Ağustos 2016 günü Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 671 sayılı OHAL KHK'sının 32. Maddesi ile 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a geçici 32. Madde eklenerek, adli suçluların büyük çoğunluğunun yararlanacağı şekilde şartla salıverme süresi 2/3'den yarı yarıya indirilmiş ve cezalarının son 1 yılı kalanların yararlanacağı denetimli serbestlikle ilgili düzenlemedeki süre, cezalarının son 2 yılı kalanlar biçiminde, genişletilerek adeta 'örtülü OHAL affı' çıkarılmıştır. 671 sayılı KHK ile durum adli mahpuslar lehine değiştirilmiş, siyasi mahpuslar bakımından ise aynı bırakılarak ağırlaştırılmıştır. Siyasi iktidar bu uygulama ile kendi içinde kurduğu dengeyi bile bozmuş ve böylece ayrımcılığı iyice artırmıştır. Suç ve cezaların infazı aşamasında yaratılan ayrımcılığın ortadan kaldırılması için TMK'nın 5. Maddesi'nin acilen kaldırılarak TMK'nın 3 ve 4. Maddelerine göre verilen suçlardaki yarı oranında artırım sona ermeli, TMK'nın 17. Maddesi'ne göre TMK kapsamında işlenen suçların infazında koşulu salıverme süresi olan dörtte üç oranı yeni KHK'daki gibi yarı yarıya çekilmeli, 5275 sayılı kanunun 107. Maddesi'nin 4. Fıkrası kaldırılarak ayrımcılık sona erdirilmelidir. TMK 17. Maddenin son fıkrası 'Uzatılmış Ölüm Cezası' içerdiğinden ötürü bir an önce kaldırılmalıdır.
*Cezaevlerindeki başta işkence ve kötü muamele iddiaları olmak üzere hak ihlallerinin etkili bir şekilde soruşturulmasını ve sorumluların yargı önüne çıkarılmalıdır."
Nehir aynı zamanda bugüne kadar cezaevlerinde yaşamını yitiren hasta tutsaklarla ilgili olarak etkin bir soruşturma yapılarak ihmal ve sorumluluğu olanlar hakkında cezai yaptırımların uygulanmasını istediklerini de sözlerine ekledi.








