Kayıp yakınlarında bu hafta: Kaybedilen kadınların akıbeti soruldu

  • 15:39 3 Mart 2018
  • Güncel
İZMİR - İHD İzmir Şubesi, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 422’nci haftasında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kaybedilen kadınların akıbetini sordu.
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” eyleminin 422’nci haftasında 8 Mart Dünya Kadınlar Günü haftasından dolayı kaybedilen kadınların akıbetini sordu. Konak’ta bulunan Başbakanlık binası önünde bir araya gelen insan hakları savunucuları ve kayıp yakınlarına, kadınlar ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi de destek verdi. “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın”, “Tek tipe hayır” pankartı açılan eylemde,  açıklamayı İHD Şube yöneticisi Deniz Bayrak yaptı.
 
‘Tek tip dayatması yaygınlaştı’
 
Tek tip elbise dayatmasının yönetmelik çıkarılmamış olmasına karşın cezaevlerinde “Ayakta, askeri nizamla sayım verme” dayatmasının yaygınlaştığını belirten Deniz, yaşananların tek tip kıyafetin ayak sesleri olduğunu söyledi. Deniz, infaz koruma memurlarıyla karşı karşıya gelecek olan tutukluların sorunlarının artacağını ve cezaevlerinde istenilmeyen çatışmalara neden olunacağına dikkat çekti. 
 
Ayten Öztürk katliamı yıllar sonra itiraflarda yer aldı
 
Deniz konuşmasının devamında 8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla eylemlerinde bu hafta kaybedilen kadınların akıbetini soracaklarını ifade etti. Deniz, şu şekilde konuştu:  “Ayten Öztürk ‘Dersim'de memur olarak çalışıyordu. 28 Temmuz 1992'de görgü tanıkları Ayten Öztürk’ü üç kişiyle beraber beyaz bir araçta giderken gördüklerini söylediler. Kızından haber alamayan baba Hıdır Öztürk polise ve savcılığa başvurdu ancak herhangi bir bilgi edinemedi. 8 Ağustos 1992’de Elazığ Devlet Hastanesinden gelen bir telefonla kimliği belirsiz bir kadın cenazesi bulunduğu Öztürk ailesine bildirildi. Ayten’i bir çoban Elazığ Karşıyaka Kartaltepe mevkiinde yarı gömülü olarak bulmuş. Bedeni işkenceden tanınamayacak hale gelmiş. Ancak işkence otopsi raporunda yer almadı. Detaylı otopsiye ihtiyaç duymayan doktorlar bedendeki bozulmaların gömülü kalmayla ilişkili olduğunu yazmışlardı. Açılan soruşturma adli bir olay olarak ele alındığı için hızla kapatıldı. Baba Hıdır Öztürk daha sonra raporu hazırlayan doktorlar ve imzalayan savcı hakkında suç duyurusunda bulundu.
 
21 Şubat 1993’te gazeteci Soner Yalçın, baba Hıdır Öztürk’ü arayarak kendi yaptığı araştırmalar sonucunda JİTEM Grup Komutanı Cem Ersever’den kızı Ayten Öztürk’ün Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılarak katledildiğini öğrendiğini söyledi. Olay yıllar sonra 2012’de Abdülkadir Aygan’ın itiraflarında da yer aldı. Uzun bir dava sürecinin olumsuz sonuç alan aile 21 Ekim 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Mahkeme, 21 Nisan 2016’da Anayasa'nın yaşam hakkının düzenlendiği 17. maddesinin usul boyutunun ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ve aileye 50 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.”
 
‘5 kadın evinden alındı’ 
 
Deniz, gözaltında kaybedilen kadınların hikayesini tek tek sıraladı: 
 
“*Hatun Işık, Elif Işık, Yeter Işık, Gülizar Serin ve Dilek Serin; Dersim merkeze bağlı Gökçek Köyü Mirik mezrasında yaşayanlar mezra civarında süreklileşen askeri operasyonlar, silahlı çatışmalar ve askerlerin sürekli baskıları nedeniyle başka yerlere göç etmişti. Sadece Işık ve Serin aileleri mezrada kalmaya devam ediyordu.
 
Dersim’de OHAL’in kaldırılması sonrası Süleyman Işık ve Kamer Serin, 2003 yılında Bolu Komando Tugayı askerlerinin olaydaki sorumluluğunun araştırılması için suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda, Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerlerin 24 Eylül 1994 tarihinde Mirik mezrasında, Hatun Işık, Elif Işık, Yeter Işık, Gülizar Serin ve Dilek Serin’i evlerinden aldıkları, o tarihten itibaren bu kişilerden hiçbir haber alınamadığına dikkat çekildi. Dilek Serin’in o zaman 3 yaşında olduğu belirtilen suç duyurusunda, Ali Işık’ın bir gün sonra ailesinin akıbetini öğrenmek için köye gittiği ve bir süre sonra cenazesinin bulunduğu kaydedildi.
 
Suç duyurusunda Dersim Asliye Hukuk Mahkemesi’ne 1998 yılında ifade veren Gökçek köyü muhtarı Cebrail Nakış, Ahmet Gülmez ve Ali Bulut’un, operasyon tarihinde köye girişlerin yasaklandığını, köye gitmek için birkaç kez izin istemelerine rağmen verilmediğini, sonra köye girdiklerinde ise köyün yakılmış, bombalanmış olduğunu gördüklerini söyledikleri bildirildi. O dönemde Dersim’de görev yapan Bolu Komando Tugayı’na bağlı personelin kimliklerinin saptanması istendi. Ancak bu suç duyurusunun yanıtı da faili meçhul olay değerlendirmesi oldu ve bir sonuca ulaşılamadı. Olayın ardından yıllarca yaptıkları hukuki girişimlerden bir sonuca ulaşamayan aileler AİHM'e başvurdu” diye konuştu.  
 
‘Lütfiye elimizde işkencede’
 
* Lütfiye Kaçar: 1959 Manisa doğumlu Kaçar, İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğrencisiydi. Sosyalist kimliği ile tanınan biriydi. Bu nedenle daha önce birçok kez gözaltına alınmış, işkence görmüş ve tutuklanmıştı. Hapishaneden çıktıktan iki yıl sonra 5 Ekim 1994 tarihinde gözaltına alınarak kaybedildi. Lütfiye’nin gözaltında kaybedilmesinin ardından Mücadele gazetesini arayan ve kendisini ‘Yılmaz’ olarak tanıtan bir kişi, ‘Lütfiye elimizde, şu anda askıya alındı. Kendisine işkence yapılıyor, yarın parçalarını toplarsınız’ dedi. Ailesinin, avukatlarının ve İHD resmi mercilere yaptığı tüm başvurulara: ‘Biz almadık, biz de yok’ şeklinde yanıt verildi. Lütfiye Kaçar’dan bir daha haber alınamadı.
 
‘Sürekli tehdit ediliyordu’ 
 
* Aynur Şimşek: 27 yaşındaki Ayşenur Şimşek eczacıydı. Ankara Sağlık-Sen’in kurucusu ve yöneticisiydi. Sendikal faaliyetleri nedeniyle sürekli tehdit ediliyordu. 1991 ve 1993 yıllarında gözaltına alınmış, 7-10 gün süren bu gözaltılar da ağır işkencelere maruz kalmıştı. 1993 yılı Ekim ayında hakkında bir arama çıkarıldı ancak kendisi gidip polise teslim olmadı. Ancak ailesi 24 Ocak 1995'ten sonra kendisinden haber alamadı. Yakınları karakollara, emniyet müdürlüklerine, savcılığa ve İçişleri Bakanlığı'na başvurdular ancak herhangi bir sonuç alamadılar. Aile 21 Mart 1995’te basın açıklaması yaparak onun için bir arama kampanyası başlattı. Basın açıklaması Cumhuriyet Gazetesi’nde de yayınlandı. Birkaç hafta sonra, 11 Nisan günü Milliyet Gazetesi’nde çıkan bir haber üzerine Aynur Şimşek’in ailesi Savcılığa başvurdu. 12 Nisan 1995 günü aile, Kırıkkale yolu üzerinde bulunan ve kimliği tespit edilemeyen cansız bir bedenin üç hafta morgda bekletildikten sonra Kırıkkale kimsesizler mezarlığına defnedildiğini öğrendi ve mezarı açtırarak Ayşenur Şimşek’i teşhis etti. Otopsi raporuna göre 28 Ocak 1995 tarihinde katledilmiş, 29 Ocak 1995 tarihinde ise beden Kırıkkale yolunda bulunmuştu.
 
Araç bulundu ancak kendisinden haber yok!
 
* Zozan Eren: Diyarbakır Doğum Evinde ebe olarak çalışıyordu. Zozan’ın aracı 26 Eylül 1996 tarihinde bulundu ama kendisine bir daha ulaşılamadı. Zozan’ın ailesi, soruşturmada herhangi bir ilerleme kaydedilemeyince olayı AİHM'ye taşıdılar. AİHM, 21 Şubat 2006'da verdiği kararla, AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen ikinci maddesinin usulden ve etkili başvuru hakkı düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.
 
* Neslihan Uslu: Neslihan Uslu 1968 yılında Bolu Düzce’ye bağlı Çilimli beldesinde doğdu. Çocukluk yıllarını burada geçirdi. İlk ve orta öğrenimini burada gördükten sonra Çamlıca Kız Lisesi’nde lise eğitimini tamamladı. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. Devrimci Gençlik Dergisi’nin sahibi ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 1992 yılında DYP Beşiktaş ilçe merkezinde yapılan bir işgal eylemi sonrası tutuklandı ve Bayrampaşa Cezaevinde dört ay kaldı.
 
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi ve kayıp yakınları tarafından 29 Mayıs 2009 tarihinde savcılığa verilen dilekçede aktarıldığına göre Neslihan Uslu, arkadaşları Metin Andaç, Mehmet Ali Mandal ve Hasan Aydoğan ile birlikte en son 1998'in Mart ayında, İzmir Çeşme’de görüldü. Dört arkadaş JİTEM'in ‘03 Timleri’ diye adlandırılan ölüm timi tarafından 31 Mart 1998 tarihinde İzmir Çeşme'ye bağlı Alaçatı'da kaçırıldılar. Bu timde görevli olan Turan Ünal'ın itiraflarına göre Foça'da askeri alan içerisinde yer alan kontrgerillaya ait binalarda işkence altında sorgulandılar. Sonra İzmir'in Hatay Üçkuyular semtinde yer alan ve yine kontrgerillaya ait bir binada tutuldular. Nisan sonunda ağır işkenceden çıkmış, kolları kırık ve ilaç ile uyutulmuş bir şekilde İzmir Seferihisar kıyısında küçük kamarası olan bir balıkçı teknesine bindirildiler ve tekne batırıldı. Aileler 2009'da savcılığa verdikleri dilekçe ile soruşturmanın Ergenekon davası altında yeniden başlatılmasını talep etti.
 
* Şükran Daş: Olay gecesi saat 02.00 sıralarında Faik ve Ayşe Orak’a ait eve Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde görevli telsizli ve uzun namlulu silahlı 3 sivil polis tarafından baskın yapıldı ve Faik Orak gözaltına alındı. Sivil polisler daha sonra Faik Orak ile beraber tekrar gelerek bu sefer Şükran Daş’ı da gözaltına aldı. Şükran’dan bir daha haber alınamadı.”
 
Açıklama oturma eyleminin ardından sona erdi.