Roboski katliamı Tribunal'da: Devlet katliamla intikam almak istedi
- 13:43 16 Mart 2018
- Güncel
HABER MERKEZİ – Türkiye’nin işlediği suçların yargılandığı Paris’teki Uluslararası Tribunal’ın sabah oturumunda Roboski katliamı ele alındı. Katliam üzerine kitap yazan gazeteci Frederike Geerdink, Roboski katliamının devletin “intikam saldırısı” olduğunu söyleyerek, “Bu katliam devletin almak istediği bir intikamdı. Ama burada PKK değil sivil halk vardı” dedi.
Farklı ülkelerden yedi hakimin yönettiği Uluslararası Tribunal ya da diğer adıyla Daimi Halk Mahkemesi, dün başladı. İki günlük mahkemenin ilk gününde, Türkiye’nin suçlarına ilişkin tarihsel, siyasal, ekonomik ve kültürel bir altyapı oluşturmak için uzmanların görüşlerine başvuruldu.
Daha sonra da Cizre, Şırnak, Nusaybin ve Sur’da öz yönetim sırasında sivillere yönelik katliamların tanıkları konuştu. Bununla birlikte Türkiye’nin çatışmanın bir tarafı olarak bu suçları işlediğine ilişkin hukuksal bir çerçeve oluşturuldu. Uzmanlar, katliamlardan Türkiye’nin bir “devlet” olarak sorumlu olduğunu ve bu suçların devlet organizesi olduğunu söyledi.
Savcı makamından Jan Fermon, 28 Aralık 2011’de 34 sivilin hayatını kaybettiği Roboski katliamı konusunda “Bu tek bir olay değil, birçok yerde gerçekleşen benzer saldırılar var” diyerek bunun da bir savaş suçu olduğunu kaydetti.
İlk olarak Roboski’de kardeşi ve yakınlarını kaybeden Faruk Encü tanık olarak dinlendi. Tanıklık Roboski katliamına ilişkin bir video gösterimiyle başladı.
Faruk Encü, 28-29 Aralık gecesi yaşananları anlatırken, köylülerin insansız hava araçlarının da gözetimi altında sınır ticareti için hareket ettiğini belirtti. “Böyle bir katliam olacağı aklımıza gelmezdi, F16’ların böyle bombalayacağını düşünmemiştik” diyen Faruk, bombardımandan sonra da bütün yolların askerler tarafından tutulduğunu ve kimsenin dönüşüne izin verilmediğini kaydetti. O dönemin karakol komutanının “Orada kimlerin olduğunu biliyoruz, korkmayın, sadece aydınlatma fişekleri atıyoruz” dediğini söyleyen Faruk, 34 sivilin üç bombardımanda katledildiklerini anlattı. Askeri üs bölgesinin bulunduğu tepenin 500 metre aşağında katliamın gerçekleştiğini ifade eden Faruk, “Bu katliam bilinçli bir katliamdı. Ambulans gelmedi, helikopterler üzerimizde film izler gibi bizi izliyordu” diye konuştu.
Faruk, “Cumhuriyet dönemi sırasında ailemizle aramıza konulan bu sınırları biz hiçbir zaman tanımadık” diyerek sözlerini tamamladı.
'Roboski katliamının Meclis soruşturması sır olarak tutuluyor'
Roboski katliamı üzerine bir kitap yazan gazeteci Frederike Geerdink ikinci tanık olarak kürsüye çıktı. Katliamdan beş gün sonra Roboski’ye gittiğini söyleyen Frederike, daha sonra ayrıntılı bir şekilde bu katliamı araştırarak kitaplaştırdığını hatırlattı. Katliamdan önce PKK’nin gerçekleştirdiği büyük bir eyleme dikkat çeken Frederike, Roboski katliamının devletin “intikam saldırısı” olduğunu söyleyerek, “Bu katliam devletin almak istediği bir intikamdı. Ama burada PKK değil sivil halk vardı” dedi. Yalan bir istihbarat ortaya atıldığını dile getiren Frederike, katliamdan önce aynı gün Milli Güvenlik Kurulu’nun toplandığına dikkat çekerek, “Alınan kararın eylem geçme olduğu büyük bir olasılık” dedi.
Sınır ticareti yapanların bunu onlarca yıldır yaptığını hatırlatan Frederike, PKK’nin kullandığı bir alan olmadığını herkesin bildiğini kaydetti. Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in kurbanları PKK’nin yedekleri olarak gösterdiğini söyleyen Frederike, katliama ilişkin Meclis soruşturma komisyonu raporunun da sır olarak tutulduğuna dikkat çekti. “Uçaklar insanları öldürdü deniliyor” diyen Frederike, “Ama uçaklar tek başına insan öldürmez” ifadeleriyle bunun emrini kimin verdiğini ortaya çıkarmak gerektiğini vurguladı.
'Ekin Wan'ın adını dahi söylerseniz örgüt üyeliğinden suçlanırsınız'
Bu oturumun üçüncü tanığı olan insan hakları savunucusu avukat Eren Keskin, sokağa çıkma yasakları sırasına devlet kaynaklı kadına yönelik şiddet ve Ekin Wan’ın katledilildikten sonra bedeninin teşhir edilmesinden bahsetti. Eren, yurtdışı yasağı olduğu için gelemediğini belirtirken, “Kadına yönelik özellikle cinsel şiddet çok zor açıklanan bir işkence yöntemi. Bu nedenle birçok kadın yaşadığı işkenceyi açıklamaktan çekiniyor” dedi. 1990’lı yıllardan bu yana Kürt kadınlara yönelik cinsel işkencenin nasıl yaşandığını anlatan Eren, Kürt kadınlarının Mardin’de cinsel işkence yapan komutanın sonra Sur’da komutan olduğuna dikkat çekti. “Kadına yönelik her şiddet politik bir şiddettir, kadına yönelik her cinayet politik bir cinayettir” diyen Eren, Ekin Wan’a yapılan cinsel şiddeti de anlattı. Ekin Wan’ın 2015’te Varto’da katledildikten sonra çıplak fotoğrafının tüm basına servis edildiğini belirten Eren, “Bu bir cinsel işkencedir” diye ekledi. Yaptıkları suç duyurusuna rağmen bugüne kadar hiçbir sonuç alamadıklarını ifade eden Eren, bugünkü OHAL koşullarında ise zaten devlet memurlarına karşı hiçbir suç duyurusu yapılamadığını hatırlattı. Eren, “Bence bu AB açısından da sorun. Türkiye birçok sözleşmeye taraf ama Türkiye altına imza attığı sözleşmelerin hemen hemen hiçbirini yerine getirmiyor” dedi. İfade özgürlüğünün hiç olmadığı kadar ihlal edildiği bir dönemin yaşandığını anlatan Eren, “Bugün Türkiye’de sosyal medyada eğer Ekin Wan’ın adını dahi dile getirseniz, örgüt üyeliği ile suçlanırsınız” diyerek durumu özetledi.
Hakim heyetinin bir sorusu üzerine, “savaşta kadına şiddetin, karşı tarafın moralini bozmanın en büyük aracı olarak kullandığını” belirten Eren, “Bize başvuran kadınların çoğu Kürt kadınları. Bu tek başına (savaş suçu olduğunu gösteren) yeterli bir kanıt” diye konuştu.
Roboski katliamı ve kadına yönelik devlet şiddetinin yanı sıra ikinci gün ayrıca devlet terörizmi başlığı altında ölüm komandoları, Musa Anter cinayeti, DEP’e yönelik bombalı saldırılar ve Özgür Gündem’in bombalanması, tanıkları ile birlikte ele alınacak.
Paris katliamı incelenecek
Mahkemenin öğleden sonraki son oturumunda Paris’te 9 Ocak 2013 tarihinde üç Kürt kadın siyasetçinin katledilmesi incelenecek. PKK kurucularından Sakine Cansız, KNK Paris Temsilcisi Fidan Doğan ve Kürt Gençlik Hareketi üyesi Leyla Şaylemez, katledilmişlerdi. Bu üçlü infazın tutuklu tek katil zanlısı Ömer Güney’in, 2016 yılının sonlarına doğru cezaevinde aniden şüpheli bir şekilde ölüm haberi gelmişti. Paris’te katliama ilişkin açılan dava iddianamesinde, MİT’in sorumluluğuna vurgu yapılmıştı.








